Baykal, Darbe Komisyonu'nu terk etti

CHP Milletvekili Deniz Baykal, Darbe Komisyonu'nunda "Komisyonunuz bir siyasi heyet olarak, kendi yetkisini sorgulamak durumundadır" dedi ve komisyon salonunu terk etti.

30 Ekim 2012 Salı, 16:03
Abone Ol google-news

CHP eski Genel Başkanı ve Antalya Milletvekili Deniz Baykal, TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu'nda sunum yaptı. Sunumunda, ''Komisyonun, İçtüzük sınırlarını aşan keyfi çağrılar yaparak, yetkisini sorgulama olarak kullanması hukuk devleti anlayışı ile de insan haklarına ve demokrasiye saygı anlayışı ile de bağdaştırılamaz'' diyen Baykal, toplantı salonunu terk etti.

Baykal, sunumunda, Araştırma Komisyonlarının, kimleri muhatap alabileceklerinin TBMM İçtüzüğü'nde belirlendiğini ifade etti.

Komisyonun, İçtüzük'teki söz konusu kurum ve kuruluşların ilgililerini çağırıp bilgi almak yetkisine sahip olduğunu belirten Baykal, ''Araştırma Komisyonlarının, kamu kurum ve kuruluşlarının ilgilisi durumunda bulunmayan vatandaşları, sivil toplum kuruluşlarını, basın mensuplarını, televizyoncuları, eğlence dünyasının şöhretlerini, özel banka ve şirket sahip, yönetici ve mensuplarını, siyasi parti mensup ve yöneticilerini, siyasetçileri ve genel olarak tüm vatandaşları komisyon toplantılarına çağırıp bilgi talep etme yetkisine sahip değildir. Araştırma Komisyonu marifeti ile milletvekilleri, bazı vatandaşları ya da bazı milletvekilleri başka bazı milletvekillerini sorgulayamaz'' dedi. Baykal, şöyle devam etti:

''Bir yazı ile komisyonunuza katılma ve bilgi verme çağrısının, bana, TBMM İçtüzüğü'nün 105. maddesinde sayılan, hangi kamu kurum ve kuruluşunun ilgilisi kimliği ile yöneltilmiş olabileceğini anlayabilmiş değilim.

Hem askeri muhtıraya yol açan yozlaşma ve çürüme sürecinin içinde hiçbir sorumluluğu bulunmayan, üstelik, yaşanan bu siyasi yozlaşma ve siyasi çürümeye karşı mücadele vermiş, hem de koalisyona katılma önerilerini reddederek muhtıraya itibar etmeyi, ondan yararlanmayı aklından bile geçirmemiş insanların bu dönemle ilgili söyleyecek çok sözü vardır. Fakat böyle bir görüşmenin gerçekleştirileceği ortam herhalde TBMM İçtüzüğü'ne aykırı bir çağrı ile oluşturulacak bir komisyon toplantısı ve onun ifade alma ve sorgulama yöntemi değildir. Sizlerle ve ilgi duyan herkesle, askeri darbe ve demokratikleşme sorunlarının tümünü, resmiyetten uzak dostça bir ortamda müzakere edebilmeyi gerçekten isterim.''

''TBMM İçtüzüğü'ne uygun değil''


Bugün yaşanmakta olan demokrasi ve hukuk-yargı sorunlarının da kapsamlı bir değerlendirmeye tabi tutulması gerektiğini belirten Baykal, ''Geçmiş dönemlerdeki darbelere ya da darbe girişimlerine gösterilen hassasiyet, bugünkü demokrasi ve hukuk-yargı ihlallerine sergilenen duyarsızlıkla çelişmemelidir. Darbe konusu, geçmiş dönemlerdeki komünizm ve irtica saplantıları gibi bir topyekun suçlama, sindirme ve soruşturma mekanizmasına dönüştürülmemelidir'' dedi.

Siyasi hesaplaşma niteliğindeki davaların, yargılamanın her aşamasında ortaya çıkan hukuk zaaflarıyla artık inkar edilemez hale geldiğini savunan Baykal, ''Belli davalar için özel yetkili mahkeme uygulamasının sürdürülmesi, çifte standartlı bir yargılama sistemi oluşturmuştur. Siyasi kasta dayalı uzun tutukluluk halleri ve tutuklu milletvekilleri uygulaması, savcı ve hâkimlerin aldıkları kararların iktidarın siyasi tercihlerine göre değerlendirilerek, terfilerinin, atamalarının ve soruşturmalarının yapılması, Deniz Feneri davasının acıklı görünümü Türkiye de yargının artık tarafsız da bağımsız da olmadığını ortaya koymaktadır'' diye konuştu.

Komisyonun uygulamasının, TBMM İçtüzüğü'ne uygun olmayan bir yönde sürdürüldüğünü iddia eden Baykal, ''Buna gerekçe olarak da toplumda demokrasi bilincinin artırılması, darbelere karşı bir duyarlılık geliştirilmesi, yanlışlıkların hesabının sorulması gibi iyi niyetli bekleyişler ifade ediliyor. Fakat unutulmamalıdır ki insanların kamu otoritesi ile ilişkilerinin hukukilik, öngörülebilirlik ve kesinlik taşıması, hukuk devleti ve demokrasi için yaşamsal önemdedir'' dedi Deniz Baykal, şözlerini şöyle sürdürdü:

''TBMM adına görev yapan bir komisyonun, İçtüzük sınırlarını aşan keyfi çağrılar yaparak, sadece kamu kurumlarının temsilcileri için söz konusu olabilecek bilgi isteme yetkisini, sorgulama olarak kullanması ve bunun teşhir edilmesi suretiyle tek tek insanları, bireyleri fiilen suçlama ve yargılama kapsamına alması, hukuk devleti anlayışı ile de insan haklarına ve demokrasiye saygı anlayışı ile de bağdaştırılamaz.

Eğer bu yöntemle, yargı organlarında yürütülmekte olan bazı davalara kamuoyu desteği sağlamak ve dava kapsamını belli kesimlere doğru genişletme çabalarına destek vermek amaçlanıyorsa bunun açık bir anayasa ihlali olduğu da bilinmeli, eğer biliniyorsa bu durum daha ciddiye alınmalıdır.

Siyasi güç sahipleri, seçimle işbaşına gelen iktidar dönemlerinde zaman zaman, darbe dönemlerinde daima, yargıyı, geçmiş dönemlerle hesaplaşmak onlardan intikam almak ya da kendi geleceklerini güvence altına almak için şekillendirmişlerdir.
Ne yazık ki bu çerçevede, Yassıada Mahkemeleri de Silivri Yargılamaları da adalet tarihimizin mahcubiyet sayfalarını oluşturmaktadır. Öyle anlaşılıyor ki siyasetimizi, hiçbir gücün adaleti kendi özel hesaplarına göre kullanmasına izin vermeyecek bir noktaya ulaştırıncaya kadar, mücadeleye devam etmek durumundayız.

Ne yazık ki dün de öyleydi, bugün de öyledir. Dün, hiçbir yargı kararı olmadan sürgüne gönderilmiş bir siyasetçi olarak yapılan hukuksuzlukları Zincirbozan'dan Kenan Evren'e yazılı olarak bildirmiştim. Bugün de Darbeleri ve Askeri Müdahaleleri Araştırma Komisyonu'na yetkisiz ve hukuksuz siyasi sorgulama girişiminin yanlışlığını ifade ediyorum.

Bu fiili uygulamanın bir parçası haline gelmeyi kabul etmem mümkün değildir. Komisyonunuz bir siyasi heyet olarak, gazete yazarlarını, televizyoncuları, gazete patronlarını, eğlence dünyasının şöhretlerini ve diğer siyasetçileri çağırmadan önce kendi yetkisini sorgulamak durumundadır.''

Baykal sunumu tamamladıktan sonra, Komisyon Başkanı Nimet Baş'ın, ''Sayın Baykal, bizim de konuşmamıza müsaade eder misiniz Parlamento çatısı altında?'' şeklindeki ifadesine rağmen, Baykal, toplantı salonunu terk etti.

''Hukuki değil siyasi''

Daha sonra gazetecilerin sorularını yanıtlayan Nimet Baş, Baykal'ın değerlendirmelerinin hukuki değil siyasi olduğunu söyledi. ''Eğer komisyonu terk etmeseydi bunu kendisine söyleyecektik'' diyen Baş, Baykal'ın itirazlarına ilişkin bir yanıt vereceklerini kaydetti.
Nimet Baş, TBMM İçtüzüğü'nün 105. maddesine göre komisyonun gerektiğinde uzman görüşüne başvurabileceğine işaret etti.

TBMM'de 2003 yılında yolsuzlukları araştırma komisyonu kurulduğunu anımsatan Baş, o dönemde Baykal'ın CHP Genel Başkanı, Kemal Kılıçdaroğlu'nun da söz konusu komisyonun üyesi olduğunu anımsattı. Komisyonun çalışmalarında dönemin bakanlarına da başvurulduğunu belirten Baş, o zaman herhangi bir itirazda bulunulmadığını, Kılıçdaroğlu'nun bu yönde bir muhalefet şerhi de koymadığını söyledi.
Baş, komisyona davet etikleri konuklarının bu davete katılıp katılmamalarının yine konukların inisiyatifinde olduğunu, ayrıca komisyonun şimdiye kadar hiçbir konuğu sorgulamadığını kaydetti.
 

''Maalesef Türkiye'nin içinde ABD'nin eli fazlasıyla var''

TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu, AKP İstanbul Milletvekili Nimet Baş'ın başkanlığında toplandı. Komisyona bilgi veren Gazeteci Yazar, CHP İstanbul Milletvekili Oktay Ekşi, hayatı boyunca kendisine talimat verecek bir babayiğitle karşılaşmadığını, görevini yaptığını, bunun da bedelini ödediğini kaydetti. Askerden, sivilden, kimseden talimat alarak gazetecilik yapmadığını ifade eden Ekşi, ''Bu, patronlar düzeyinde olmuş mudur, onu bilmiyorum'' dedi.

ABD'nin gizli ya da açık desteği olmadan Türkiye'de darbe yapmanın mümkün olmayacağını dile getiren Ekşi, ''Maalesef Türkiye'nin içinde ABD'nin eli fazlasıyla var'' diye konuştu.

Türkiye'nin darbeler konusunu tarihe gömdüğünü belirten Ekşi, bazı siyasilerin, darbecilere destek verdiğinin bilinen bir husus olduğunu kaydetti.

Türk siyasetçisinin, ''bağımsız ve tarafsız yargı gerçeğini'' kabul etmesinin hala mümkün olmadığını öne süren Ekşi, bağımsız ve tarafsız yargı konusunda, bugün, tüm zamanların en vahim döneminin yaşandığını savundu. Genel yargının enfekte olduğu bir dönemden geçildiğini savunan Oktay Ekşi, darbeler konusunda basının iyi bir imtihan vermediğini, bugün de darbe olsa tavrın bundan farklı olmayacağını söyledi. Ekşi, 'Üniversitelerin, tüccarın, esnafın, siyasetçinin tavrı farklı mı oluyor ki basından farklı bir tavır bekleyelim?'' diye sordu.

Ekşi, bir yazısının anımsatılması üzerine, Merve Kavakçı'nın, Necmettin Erbakan tarafından provoke amaçlı getirildiğini belirterek, hala aynı kanaatte olduğunu söyledi.
Ekşi, ''27 Nisan'ın muhtırasının internete kadar düşmesinin darbeciliğin öldüğünü gösterdiğini'' kaydetti.

''Asıl soruşturulması gereken duran bir kitleye neden biber gazı sıkıldığıdır''

CHP Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk, dün Ankara'daki yürüyüşte yaşananları anımsatarak, eleştirilerde bulundu.

''Asıl soruşturulması gereken duran bir kitleye neden biber gazı sıkıldığıdır'' diyen Öztürk'ü, Komisyon Başkanı Baş, Ekşi'ye sorusunu yöneltmesi konusunda uyardı.
Öztürk, ilk toplantıda da ifade ettiği gibi komisyonun İçtüzük'e göre hareket etmediğini belirtti.

Baş'ın ''İstifa et o zaman'' sözlerine Öztürk, ''Beni istifaya davet edemezsiniz. Buna hakkınız da haddiniz de yok. Beni Genel Kurul seçti'' karşılığını verdi. Öztürk'ün eleştirilerini sürdürmesi üzerine Baş, oturuma ara verdi. Öztürk, verilen arada da ''İşiniz gücünüz 28 Şubat, Merve Kavakçı. 27 Mayıs, 12 Eylül, bunların niye üstüne gitmiyorsunuz?'' dedi.

Baş, verilen aranın ardından, komisyonun, bütün partilerin ortak önergesiyle kurulduğunu anımsatarak, İçtüzük kurallarına göre hareket ettiklerini, kararları, tüm siyasi partilerle birlikte aldıklarını söyledi. Baş, Öztürk'ün kullandığı üslubun parlamento çatısı altına yakışmadığını dile getirdi.

''Ölüm mesajları geliyordu''

Eski DYP Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan da 2007'deki Cumhurbaşkanlığı seçim sürecini anlattı.

''367 krizi''nin Meclis'e dayatma olduğunu, buna en başından karşı çıktığını dile getiren Kandoğan, dönemin DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar'ın da aynı fikirde olduğunu ancak sonradan düşüncesinin değiştiğini kaydetti.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde Meclis'e girmemesi için cep telefonlarına ölüm mesajları geldiğini aktaran Kandoğan, ''O dönemde ANAP ve DYP bu konuda birlikte hareket etme kararı aldılar. Bu, görülmüş bir şey değil'' dedi.

Mehmet Ağar ile Anavatan Partisi Genel Başkanı Erkan Mumcu üzerinde askerin müthiş bir baskısı olduğunu belirten Kandoğan, Süleyman Demirel'in de DYP GİK üyeleri üzerinde parlamentoya girilmemesi yönünde baskı yaptığını öne sürdü.

Askerlerin, Ağar ile Mumcu'ya ''Eğer Meclis'te bulunursanız biz yönetime el koyacağız ve bunun sorumlusu da sizler olacaksınız'' mesajı verdiğini söyleyen Kandoğan, ''Benim evim yok, kirada oturuyorum. Arabam 2003 model. Çocuklarıma bırakacağım en güzel miras, 27 Nisan'da Meclis'te yaptığım konuşmadır'' ifadesini kullandı.

Meclis'e girmesinin ardından savunması bile alınmadan DYP'den ihraç edildiğini anımsatan Kandoğan, ''27 Nisan muhtırasına karşı AKP ertesi günü o bildiriyi yayımlamasaydı, Türkiye, 28 Şubat'tan daha karanlık bir noktaya giderdi' diye konuştu.

Bahattin Şeker


Refahyol hükümetinde Spordan Sorumlu Devlet Bakanlığı yapan MHP Bilecik Milletvekili Bahattin Şeker de Sincan'da tankların yürütülmesinin ardından dönemin DYP Genel Başkanı Tansu Çiller'in ilgililerle ne yapılması gerektiğine dair toplantı yaptığını belirtti. Dönemin Turizm Bakanı Bahattin Yücel'in, Milli Savunma Bakanı Turhan Tayan'ın tankları yürüten komutanı, İçişleri Bakanı Meral Akşener'in de Sincan Belediye Başkanı'nı görevden almasını önerdiğini anlatan Şeker, ''Bahattin Yücel, Çiller'e, 'Bu yapılmazsa hükümet olamayız' dedi'' ifadesini kullandı.

Siyasete atılmadan önce ticaretle uğraşırken Ürdün'den çalışma ve oturma izni alarak, dövizli askerlikten yararlandığını ve Burdur'da 2 ay askerlik yaptığını anlatan Şeker, daha sonra iki dönem milletvekili seçildiğini belirtti.

Bakan olduğu dönemde dövizli askerliğinin askeri mahkeme tarafından yok sayıldığını anlatan Şeker, Doğu Beyazıt'a askere gönderildiğini, ancak kısa süre sonra askerlik yapamayacağına dair sağlık raporu verildiğini kaydetti.

Şeker, 28 Şubat sürecinden sonraki seçim sürecinde, YSK tarafından milletvekili adayı olamayacağına karar verildiğini, milletvekilliğinin de düşürüldüğünü belirterek, o dönemde büyük sıkıntılar yaşadığını ifade etti.
 

Komisyon üyesi CHP Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker, Bahattin Şeker'e, bakan olduğu dönemde yayın ihalelerinin herhangi bir gruba verilmesi için baskı görüp görmediğini sordu.
 

Şeker, televizyon yayınlarının şimdi de büyük rant olduğunu belirterek, ''Benim geldiğimde, benden önceki bakan Sayın Ersin Taranoğlu imzalamış. Çok büyük kavgalar oldu'' diye konuştu.
 

Televizyon yayınlarıyla ilgili çok üzerine gelindiğini savunan Şeker, ''Uğur Dündar ile takıştık. Ben ondan olduğunu söyledim, o da 'Ben bu işlere karışmıyorum, Aydın Doğan'ın işine bakmıyorum' dedi. Bir şey diyemeyeceğim'' dedi.