Bilimin hüzünlü bir hikâyesi

Felekleri Temaşa-Takiyüddin & Dar-ü’r Rasad-ül Cedid (Verita Kitap), Akarsu’nun kitaplaştırılmış oyunlarının sekizincisi. Kitaba ismini veren üç perdelik müzikal, 16’ıncı yüzyılın sonlarında İstanbul’da kurulan fakat bağnazlığa yenik düşerek havaya uçurulmuş Takiyüddin’in rasathanesinin başına gelenleri anlatıyor. Bağnazlık ve fanatizmin tarih boyunca Osmanlı bilim potansiyelini nasıl heba ettiğini başarıyla ortaya koyuyor.

25 Mart 2021 Perşembe, 00:02
Abone Ol google-news

RASATHANENİN HAZİN HİKÂYESİ

Verita Kitap’ın Küçük Yayıncı dizisinden yayınlanan “Felekleri Temaşa-Takiyüddin & Dar-ü’r Rasad-ül Cedid” isimli tiyatro kitabı romancı Hikmet Temel Akarsu’nun kitaplaştırılmış oyunlarının sekizincisidir. Kitapta üç oyun yer alıyor.

Bunlardan birincisi bilim insanlarının büyük kalp ağrısı olan astronom Takiyüddin’in öyküsüne odaklanmış. İkincisi “Çalınan Tez” ise akademik ortamlarda sık sık rastladığımız intihal ve istismar olaylarına atıf yapıyor. Üçüncü oyun ise bir Ömer Seyfettin uyarlaması; “Asilzadeler” dir.

Hikmet Temel Akarsu sıra dışı bir romancı ve öykücü olarak da tanınmış olsa da son dönemde arka arkaya yayınladığı tiyatro eserleri dikkat çekmekte. Tiyatro oyunlarının 15 tanesi Devlet Tiyatroları repertuarına kabul edilmiş olsa da bir Ömer Seyfettin uyarlaması olan Asilzadeler dışında bugüne kadar hiçbiri sahnelenmemiş. Bundan dolayı olmalı ki yazar tiyatro eserlerini “Bütün Oyunları” başlığı altında yayınlamaya başlamış.

Yazarın “Bütün Oyunları” serisinden yayınlanan eserlerin sonuncusu “Felekleri Temaşa”.

Diğer kitaplaşmış oyunlar; “Osmanlı Sefiri”, “Çariçe’nin Fendi”, ”Yunus Emre”, “Malazgirt: Özgürlerin Kaderi”, “Teolojik Dörtlü”, “Rant Rezidans: Neo-Liberal Çağ Satirleri” ve“Yurtdışı Sevdası”dır. Teolojik Dörtlü’de dört tragedya, Rant Rezidans ve Yurtdışı Sevdası’nda üçer oyunun yer aldığını bu arada belirtelim.

Son çıkan cilt olan “Felekleri Temaşa”ya adını veren oyun üç perdelik bir müzikal olup bilim tarihimizdeki dramatik bir hikâyeyi konu edinmektedir. Bilindiği üzere İslam’ın ilk dönemlerinde astronomi çalışmaları büyük önem taşımaktaydı.

İslam âlimleri astronomi gözlemleri ve gezegen teorileri konularında büyük başarılar elde etmişlerdi. İslam’ın önemli kentlerinden Şam, Bağdat, ve Semerkand’da rasathanelerde döneminin çok ilerisinde astronomlar yetişti ve çok sayıda astronomi eseri verildi.

İslam biliminin bu alanda bir ekol oluşturduğu rahatlıkla söylenebilir. Ancak ilerleyen asırlarda aynı başarıyı göstermek bir yana bilimsel alandaki üstünlük hazin bir şekilde kaybedildi.

“Felekleri Temaşa” Batı karşısında bilimsel üstünlüğü kaybetmemize neden olan anlayışlardan birini temel alıyor. 16’ıncı yüzyılın sonlarında İstanbul’da kurulan fakat taassuba yenik düşerek berhava edilen Takiyüddin’in rasathanesinin başına gelenleri anlatıyor.

Bilindiği üzere 1575 yılında İstanbul’da müneccimbaşılığa atanan Takiyüddin El-Raşid adlı Şam doğumlu Türk bilim adamı tarafından kurulan “Dar-ü’r Rasad-ül Cedid” adlı rasathane, Osmanlı astronomi geleneğini oluşturması için iyi bir fırsat olmasına rağmen uzun ömürlü olamamıştır.

“Felekleri Temaşa” adlı üç perdelik müzikal işte bu rasathanenin hazin hikâyesinden yola çıkarak kaleme alınmış. Rasathaneyi kuran Şam doğumlu Takîyüddîn El Raşid’in matematik ve astronomi başta olmak üzere birçok alanda araştırmaları vardır.

Özellikle trigonometri alanındaki çalısmaları oldukça önemlidir. Açık kaynaklarda da görebileceğimiz gibi Takiyüddin’in çağdaşı, 16. Yüzyılın ünlü astronomu Kopernik (1473-1543) sinus fonksiyonunu kullanmamıs, sinüs, kosinüs, tanjant ve kotanjanttan söz etmemistir; oysa Takîyüddîn bunların tanımlarını vermis, kanıtlamalarını yapmıs ve cetvellerini hazırlamıştır.

Hikmet Temel Akarsu’nun kaleme aldığı Felekleri Temaşa adlı müzikalde münecimbaşılığa atanan Takiyüddin, Veziriazam Sokollu Mehmet Paşa (1565-1579) ve Hoca Sadettin Efendi’nin himayelerinde III.Murad’a (1574-1595) takdim edilerek, Istanbul’da bir rasathane kurması için görevlendiriliyor. Ancak eşzamanlı olarak saray ve siyaset entrikaları da devreye giriyor. Çünkü İslam’ın altın devirlerinde bilimi destekleyen kültürel iklim yerini taassubun koyu karanlığına terk etmiştir artık.

Neticede, toplumu güdüleme yetisini elden çıkarmak istemeyen bu kesimlerin kışkırtması ile Sokollu gibi aydın bir Veziriazam’a rağmen rasathane topa tutularak yok edilir. Bahaneler de hazırdır: İstanbul’da 1577 yılında kuyruklu yıldız görülmüş, 1578 veba salgını başgöstermiş, İran seferi başarısızlıkla sonuçlanmış vesaire vesaire: Kısacası rasathane uğursuz gelmiştir!

Taassubun yürüttüğü entrikalar üstün gelir ve rasathane hakkında türlü söylentiler yayılır. Bunlar arasında rasathanede meleklerin bacaklarının seyredildiği gibi inanılması güç iftiralar da vardır. Bu nevi baskılar sonucu, Sultan III.Murad, 22 Ocak 1580 yılında Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa’ya verdiği fermanla, rasathaneyi denizden topa tutturarak, bütün gözlem araçlarıyla birlikte ortadan kaldırmıştır.

Eserde bu hadiseler, bir aşk öyküsü çevresinde, duygusallık ve hayıflanma ile; Sokollu gibi ilerici ve aydın bir Veziriazam’a saygı duruşunda bulunularak ustalıklı bir entrika ile kurgusallaştırılmaktadır. Finaldeki epilogda ise bilim yolunda uğraş veren devlet büyüklerine övgüde bulunulmaktadır.

BAĞNAZLIK, FANATİZM VE GERİLEME!

Bilim tarihine Türklerin yaptıkları katkıları göstermekte, Takiyüddin’in teknoloji tarihindeki yeri çok önemlidir. Fakat rasathanenin yok edilmesi, Osmanlılarda bilimsel çalışmalara, bilhassa da astronomi çalışmalarına büyük sekte vurmuştur.

Oysa aynı esnada Takiyüddin’in çağdaşı Kepler Avrupa’da Brahe’nin gözlemelerini kullanarak, astronomide yepyeni ufuklar açmıştır. Hazin olan şu ki Osmanlı’yı çöküşe götüren süreci belki de en sarih bir şekilde betimleyen olay ve bir anlamda dönüm noktasıdır bu.

Bilim tarihi göstermiştir ki Osmanlı’nın gerilemesi ve yıkılışı bilim ve sanatta geri kalması ile yakından ilgilidir. Aslında Osmanlı İmparatorluğu’nun bilimsel önderlikte sorumluluğu diğer İslam ülkelerine göre daha fazlaydı.

Zira On altıncı yüzyıldan itibaren Avrupa ile irtibat halindeydi ve yeniçağın gelişmelerinin ve bilimsel devrimin farkında olup yarışta geri düşmemenin çaresine bakmak zorundaydı.

Ancak ne yazık ki Osmanlılar kültürel aidiyet ve kimliklerini üstün görerek Hıristiyan dünyasındaki bilimsel gelişmelere merak duymadılar. Tarihimizdeki özgür düşünce ve bilimle ilgilenen şahsiyetler de toplumdaki taassuba ve fanatizme karşı verdikleri mücadeleyi tıpkı Takiyüddin gibi kaybettiler.

Hikmet Temel Akarsu “Felekleri Temaşa” tiyatro oyunuyla taassup ve fanatizmin tarih boyunca Osmanlı bilim potansiyelini nasıl heba ettiğini vurgulayan, tarihsel yanlışlarımızı ortaya koyan bir projeksiyon yapmayı başarmıştır.

Tiyatro sahnelerinde yerli yazar oyunlarının artması kültürel hayatımızda önemlidir .“Felekleri Temaşa” adlı müzikal oyun bilim tarihimizin en önemli kırılma olayını ve bilimsel gelişimin akamet uğramasını yer yer mizahî, yer yer hüzünlü, yer yer hayıflanan bir dille aktarıyor.

Bu tarz basılı eserler; tiyatro yönetmenlerinin ve sahne sanatıyla uğraşanların ilgi alanı dışında; tiyatro eseri okuma isteyen okuyucuya da imkân sunmaktadır. Bu tür eserler pazar şansı düşük fakat kültürel değeri yüksek eserlerdir. “Felekleri Temaşa” tiyatro oyunu hem konusu hem diliyle okuyucunun ilgisini çekecek edebi yetkinliğe de sahiptir.

Kitabın edisyonu; küçük boyutlu, okuma hazzı veren, yazılı ve görsel estetik taşıyan, sanatsal dokunuşlu biçimselliktedir. Son sayfalarda yer alan “Küçük Yayıncı’ya Dair 7 Ölümcül Sevap” manifestosuyla, numaralı, yazar imzalı haliyle de koleksiyon kitabı olmayı hak ediyor.