Bucknam Paşa! Osmanlı Bahriyesi’nde bir Amerikalı

Osmanlı’nın deniz kuvvetlerinde, tarih boyunca pek çok yabancı kökenli isim görev yaptı. Bunların arasında en ilgi çekici isimlerden biri, Ender Kuntsal’ın Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıkan Osmanlı Bahriyesi’nde bir Amerikalı: Bucknam Paşa adlı kitabında hayatı anlatılan Ransford Bucknam. 2. Abdülhamid tarafından hızla paşalığa yükseltilen, aldığı söylenen “köprüden geçiş garantili” maaşla tartışmalara konu olan, İttihatçılara destek konuşması yapan bu Amerikalı Paşa’nın hayatı, ilginç hikayelerinin yanında Osmanlı tarihine ilişkin de az bilinen birçok öyküyü barındırıyor.

30 Eylül 2020 Çarşamba, 18:52
Abone Ol google-news

17 YAŞINDA KAPTAN

Kuntsal’ın anlatımına göre, Kanadalı asıllı Amerikalı Ransford Bucknam’ın gemilere olan merakı, o daha çocukken başladı. Küçük Ransford, ağaçtan oyduğu tahtalarla küçük gemicikler yapıyor ve bunları evinin yakınındaki bir gölde yüzdürüyordu. Çocuk yaşta annesi ve babasını kaybettiği için dedesiyle beraber yaşayan Bucknam’ın aklı fikri denize açılmaktaydı. Öyle ki bu hayalini gerçekleştirmek için 14 yaşındayken dedesinin evinden kaçan Bucknam, New York’ta bir yelkenlide kabin görevlisi olarak çalışmaya başladı. Renkli denizcilik hayatından efsaneler çıkartılan Bucknam, söylenene göre, 16 yaşındayken çıktıkları bir deniz yolculuğunda mürettebatın çoğu koleradan ölünce, dümenin başına geçti. Kalan denizcileri ustalıkla idare eden genç Bucknam, gemiyi kazasız belasız en yakın limana ulaştırdı. Bu olayla ünlenen Bucknam, denizcilik eğitimini tamamladı ve daha 17 yaşında kaptan olarak anılmaya başladı.

CHICAGO FUARI VE OSMANLI

1800’lü yılların sonuna gelindiğinde Bucknam, Chicago Fuarı’nda inşası o yıl tamamlanan Christopher Colombus adlı yolcu geminsinin kaptanlığını yapıyordu. Colomb’un Amerika’yı keşfinin 400. yılı onuruna düzenlenen bu fuarda çeşitli devletler yer aldı. Bu devletlerin arasında Osmanlı Devleti de vardı. Sultan 2. Abdülhamid’in isteğiyle Chicago’ya küçük bir İstanbul kuruldu. Burada tek kubbeli bir cami, 40 dükkanlık bir çarşı, bir tiyatro, bir sürü kahvehane ve lokanta yapıldı. İnşa edilen bu yerde Sultan Ahmed Meydanı, hatta Dikilitaş bile vardı. Kuntsal’ın “olması muhtemel” gördüğü bir varsayımla, bu minik İstanbul’un ziyaretçileri arasında Ransford Bucknam da bulunuyordu. Yıllar sonra bir Osmanlı Paşa’sı olacak Bucknam, daha gitmeden İstanbul’un büyüsüne kaptırmıştı kendini. Peki, nasıl olmuştu da bu Amerikalı denizcinin yolu, Marmara sularına düşmüştü?

MECİDİYE VE BUCKNAM

Türk - Yunan savaşının başlamasıyla birlikte çürümeye terk ettiği donanmaya ihtiyacı olduğunu anlayan Abdülhamid, Amerika’dan yeni gemiler sipariş etmeye karar verdi. Gerekli anlaşmalar yapıldıktan sonra, “Mecidiye” isimli geminin siparişi verildi. 1904 yılında İstanbul’a yola çıkmaya hazır hale gelen Mecidiye’nin kaptanlığına, Ransford Bucknam getirildi. 22 Nisan günü Midilli Adası’na ulaşan Mecidiye’yi şiddetli bir poyraz karşıladı. Zor durumda kalan Ransford Bucknam, Türklerden yardım için bir kılavuz istedi. Mesudiye zırhlısında görevli genç bir Türk subayı, Mecidiye’yi kurtarmak için hemen bir filikaya atladı ve geminin yanına ulaştı. İyice yaklaştığında kendini Mecidiye’nin merdivenlerine atan genç subay, hızla merdivenleri çıktı. Kaptan Bucknam’dan geminin dümenini aldı ve sağ salim limana ulaştırdı. İyi derecede İngilizce de bilen bu Subay, kısa sürede Bucknam’la arkadaş oldu.

GEÇİŞ GARANTİLİ MAAŞ

Bucknam’ın Osmanlı Donanması’na dahil olması ise, bir 4 Temmuz gününün getirisiydi. Bucknam, Amerika’nın bağımsızlık günü olan 4 Temmuz’u, İstanbul’da demirleyen Mecidiye’nin toplarıyla Amerika’nın eyalet sayısı kadar atış yaparak kutladı. Onun bu hamlesi, Bucknam'ın eşinin anlattıklarına göre, Abdülhamid’i fena halde kızdırdı. Ancak fırçalanmak için padişahın huzuruna çağrılan Bucknam, Abdülhamid’in sevgisini kazanarak Saray’dan yarbaylık rütbesiyle ayrıldı. Abdülhamid, Bucknam’ı kısa bir süre içinde Paşa da yaptı. Söylentilere göre, Bucknam’a 10 bin dolar maaş bağlandı. Kuntsal’ın araştırmalarında bulduklarına göre, Bucknam’ın maaşı konusunda ilginç bir ayrıcalığı da vardı. Osmanlı’nın yaşadığı ekonomik sıkıntılar nedeniyle, maaşı zamanında ödenemezse diye Bucknam’a Galata Köprüsü’nden geçen yayalardan ücret toplayarak maaşını çıkartma yetkisi verilmişti! Bucknam, günümüzde iktidarın yap işlet devret modeliyle yaptırdığı köprülerden yandaşlarına verdiği “geçiş garantisini” andıran bu uygulamayı, iddialara göre iki kere de kullanmak zorunda kaldı.

YAVER ŞARTI

Bucknam, bütün bu ayrıcaklıkların yanında, Abdülhamid’in paşalık teklifi için bir de şart koştu. Mecidiye’yi sağ salim İstanbul’a getirmesini sağlayan genç subayı yanına yaver olarak almak istiyordu. Sultan da bu isteğini kabul etti. Yeni mevkilerine yerleşen ikilinin görevleri de belliydi. Abdülhamid, Bucknam Paşa ve genç yaverinden İngiltere’ye gitmelerini ve yeni zırhlı kruvazörler hakkında bilgi almalarını istiyordu. Bu gemilerin inşa edildikleri yerleri görmelerini, özelliklerini, fiyatlarını, ne kadar zamanda yapıldıkları gibi konuları da öğrenmelerini bekliyordu. En önemli görevleri ise, denizaltı hakkında bilgi edinmekti. İkili İngiltere’ye gitmeden önce Viyana ve Paris’e de uğradı. Bir yandan Sultan’ın görevini yerine getiriyorlar, bir yandan da gittikleri yerlerde kültürel geziler yapıyor, müzelere uğruyor ve operaya gidiyorlardı. Londra’ya geldiklerinde artık iki sıkı dost olmuşlardı. İngiltere’de istenildiği gibi tersaneleri gezdiler ve denizaltı hakkında bilgi aldılar.

İLK DEFA PARLAMENTO

Genç yaver, gittikleri her yerde notlar alıyor, her söyleneni dikkatle dinliyordu. Ancak her yeni şey ona ülkesinin ne kadar geri kaldığını hatırlatıyor ve üzüyordu. İkili görevini tamamlayıp İngiltere’den ayrılmadan önce, Bucknam Paşa’nın isteğiyle son bir yere daha uğradılar. Orası da İngiltere Parlamentosu’ydu. İkili parlamentoya girdiğinde genç adam da parlamenter sistemle ilk defa tanıştı. Parti mensuplarının birbirlerine yönelik sert ama nezaket kuralları içindeki üslupları çok hoşuna gitti. Çıktığında, gördüğü sistemin ülkesine getirmek istediğini Bucknam Paşa’ya anlattı. İstanbul’a döndüklerinde genç yaver, arkadaşı Kazım Karabekir ile görüştü ve ülkesindeki istibdattan kurtulmak için İttihatçılarla çalışmaya başladı. Bu sırada sık sık Bucknam’la da konuşuyor, ondan parlamenter sistemle ilgili bilgi alıyordu. Öğrendiklerini de Selanik’teki arkadaşı Ali Fuat Cebesoy’a anlatıyordu. Jön Türklerin yaptığı bu yoğun çalışmalarla 24 Temmuz 1908 günü meşrutiyet ilan edildi. Ancak istenen özgürlükçü ortam ülkeye gelmedi.

MONDROS’TAN BAŞBAKANLIĞA

1. Dünya Savaşı’nın kaybedilmesiyle birlikte bu genç yaver, Türklere dayatılan en ağır antlaşmalardan biri olan Mondros Ateşkes Antlaşması’nın altına imza atmak zorunda kaldı. Fakat, her vatansever gibi o da Mustafa Kemal Atatürk’ün çağrısına uyacak ve milli mücadeleye destek verecekti. Başlarda saltanat yanlısı olmasına karşın, Milli Mücadele sonrasında, Mustafa Kemal’in isteğiyle, Meclis’te saltanatın kaldırılmasına yönelik ateşli bir konuşma yapacak, hatta Türkiye Büyük Millet Meclis’inin 3. başbakanı Hüseyin Rauf Orbay olarak tarihe adını yazdıracaktı.

İKİ KERE SUİKASTTEN KURTARDI

Kuntsal’ın Bucknam’ın hikayesi üzerinden anlattığı tüm bu ilgi çekici olaylar bunlarla da sınırlı değil. Kitabı okumak isteyen meraklıları Bucknam’ın Sultan Abdülhamit’i iki kere suikastten nasıl kurtardığı, İttihatçılara yaptığı destek konuşması ve dünya turu boyunca karşısına nasıl engeller çıktığı gibi hikayeler de bekliyor...

Osmanlı Bahriyesi’inde bir Amerikalı: Bucknam Paşa / Ender Kuntsal / Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları / 400 s.