Çağdaşımız Moliere

Sanatçılar, bir ülkenin aydınları olarak, o ülkenin sorunlarının asla birer yazgı olmadığı savını en güzel biçimde yorumlayarak, toplumlarına ve insanlığa yansıtabilecek güçteki öncüllerdir.

05 Ocak 2010 Salı, 10:35
Abone Ol google-news

Bu yüzdendir ki, tiyatronun yazgı kavramı üzerine düşünmeye başladığı günden beri sahnenin gücü, tiyatro için kafa yoran tüm insanların güçleri ve tutkuları üzerinden, toplumsal bir enerjiye dönüşebilecek en coşkulu noktalardan biridir.

Oyun yazarları, bu öncüller içinde insanın ortak duygu ve trajedilerini yine insan için anlatmayı yüzyıllardır sürdürmüş ve oyunları sadece okunan değil; oynanan ve tarihi etkileyen şeylere dönüştürmeyi başarmışlardır. Bu nedenle tiyatro erk için bir parça korkulasıdır, çünkü insanın kendi iradesiyle izlediği bir hikayeyle kesişebileceği sayısız yolu tercihen keşfediyor oluşu, bundan duyduğu hazzı hayatına mal etmesi ve sonucunda duyduğu coşkulanım paha biçilmezdir.

Hatta komedi tür açısından hep sakıncalıdır zira gülmece unsuru haline getirilen durum zekice kurulmuş ve hedefi belli bir şeydir ve gülünen şeyle aranızdaki dengeyi bozarak onu aynı zamanda eleştirilen haline de getirmişsinizdir. Akıllıca yazılmış bir komedinin karşısında hiçbir güç, sahnenin yükseltisinden daha yüksek bir adıma ulaşamayacağı gibi, gülerek alt edilecek bir fikrin karşısında hiçbir psikolojik savaş sürdürülemez. Gülerken anlayabileceğimiz her ayrıntı, her incelikli gözlem, elini taşın altına koyan ve kafa yoran bir beynin kalemiyle bizi yükseltmiş üstüne üstük bir de eğlendirmiş sayılır. Güldüğünüz oyun kişisinde kendinize benzeyen özellikler olduğunu görmek acıtıcı olabilir, içinde bulunduğunuz durumları kendi gerçekliğinizle yan yana getirdiğinizde burukluk yaşayabilirsiniz.

Moliere (1622–1673) dediğimizde öyle bir güldürü yazarından ve incelikli zekadan söz ediyoruz ki, eserleri bugünün güncel gerçekliği ve çelişkilerini, insan doğasına dair çatışmaları hala büyük bir ustalıkla bize yansıtabiliyor. Moliere, Fransa’nın Neoklasik dönem güldürü yazarlarından biridir ancak öylesine zamansız ve ölümsüzdür ki, şimdiki zamanın kollarında tüm felsefesi ve zekasıyla yaşamaya devam etmektedir.

Moliere’in babası saray döşemelerini yapan ve saray için çalışan bir zanaatçiydi. Dolayısıyla o, içine doğduğu koşullar göz önüne alındığında aristokrasinin ve sınıfsal farkların en keskin biçimleriyle hissedilebildiği tuhaf bir seçkinciliğin ortasında, o muazzam gözlemlerini yapmaya şans tanınmış bir dahi olarak dünyaya gelmişti. Dolayısıyla öğrenimini Fransa’nın en iyi okullarından birinde tamamladı. Aslına bakılırsa içinde bulunduğu yaşamsal standartlar göz önüne alındığında, alabildiğiyle yetinen ve değerler konusunda fazlaca kafa yormadan nesnenin erkiyle gözleri kamaşmış biri olarak yoluna devam etme kolaylığıyla pekala yaşamını tamamlamış da olabilirdi. Ancak aforizmalarından biri bize şunu çok iyi kanıtlıyor ki, Moliere söylemek istediği pek çok şeyi, yeteneğini daima insan için kullanarak estetize etmiş, yansıtmış, dönüştürmüş oldu ve tiyatronun mucizevi gücünü tatlı tatlı keskinleştirerek eleştirel güldürüsü bir fenomen haline geldi. “Yalnız yaptıklarımızdan değil, yapamadıklarımızdan da sorumluyuz”. Bu söz ancak ve ancak bir aydınlık bilinçten çıkabilirdi.

Moliere’in yaşadığı dönemde soylu sınıf için komedyalar, tragedyalar kadar ilgi çekici değildi. Uzak mesafeyle durulan bir türdü. Karşısında gülmekten kendinizi alamadığınız durumlara soyluların düşmeyeceği fikri, bu durumların içinde sadece sıradan insanların kendilerini bulabileceği düşüncesinin tam da karşısında duruyordu. Tıpkı bugün de olduğu gibi. Çünkü gülebildiğiniz insanla aranızdaki eşitliği bozmuş oluyordunuz. Oysa Moliere, komedinin kraldan çok kralcı anlayışına hizmet eden, sıradan insanın düşebileceği komik durumları kaba biçimiyle ele alan bir bayağı komedi anlayışına teslim olmadan, nitelikli ve üstün bir komedi anlayışıyla oyun yazılabileceğinin kanıtıydı. Karakter komedisi, müthiş gözlemler, değer tanımayan insanların gözlerinin kamaşmasıyla ve ihtiraslarıyla ortaya çıkan rezilce komiklikler –ki buna soylu olarak tanımlanan insanların edimleriyle kendilerini sürükledikleri rezillik ve görgüsüzlükler dahil- onun komedisinin ayrıntılarıdır.

Komedinin birleştirici özelliği, Moliere oyunlarında kendisini göstermiş, hangi sınıftan ve nereden olursa olsun hep birlikte sahnede olup bitene gülmek ve ortak düşünme eylemi onun komedisini belirleyen nitelik olmuştur. Moliere komedisinde bir şeye hizmet etmez veya bir şeyi susturup sadece güldürmez, hipnotize etmez, gündemden uzaklaştırmak gibi bir derdi yoktur, aynı düzeyde tutulmuş hareket ve söz komiğiyle seyirci algısının gelişmeden yerli yerinde duruşuna (tabiri caizse) seyirci kalışı değildir meselesi.

Bugün bile hala, o devirde yaşadıkları düşünülürse, kralın soytarısı olmaktan sonsuza kadar hoşnut kalacak ve komedi yaptığı iddiasında kişiler olduğu düşünülürse, Moliere’in karakterlerinin ve yazınının gücü daha net anlaşılabilir. Karakter komedisi çok ustalıklı gözlem gerektiren bir tür olarak neredeyse Moliere ile özdeşleşmiştir. Moliere karakterleri, olumsuz özellikleri iyiden iyiye parlatılmış ve ön plana çıkarılmış ve olumsuzluklarıyla kendi hayatlarını cehennemleri haline çeviren oyun kişileridir. Cimri oyununun baş karakteri Harpagon, sakladığı paranın çalınması paranoyasını yaşayarak hayatı hem kendisine hem çevresindekilere zehir eden bir oyun kişisiyken, Fransa’da kilise baskısıyla yasaklanan Tartuffe oyunundaki karakter, bir burjuva ailesinin yanında eğitmen amacıyla bulunan dindar görünüşlü, suistimalci bir karakter olarak karşımıza çıkar. Don Juan yine aynı şekilde, değer tanımazlık, aymazlık ve ahlaksızlık boyutunda bir tip olarak karşımıza çıkar ve döneminde bir hayli gürültü koparmış bir oyun kişisidir. İnsandan Kaçan, Hastalık Hastası ve Kibarlık Budalası gibi oyunlarda da yine aynı çılgın, acımasız ancak yerinde eleştirilerle hem burjuva ahlakı hem de karakterlerin yalnızlık boyutuna varan zaafları irdelenmektedir. Moliere’e göre hayattaki her şey birer oyun malzemesidir. Onun karakterlerine baktığımızda, çevremizde o karakterle kolayca uzlaştırabileceğiniz sayısız insan yaşadığını görebilirsiniz.

Moliere, komediyi adam akıllı bir iş olarak görmüş, basbayağı ciddiye almış, yaşadığı çağ olan 17. Yüzyıl Fransa’sının burjuva ve aristokratlarını eleştirmekten geri durmamış, komedi türünü herkese mal etmeyi başarmış bir çağdaştır. Haluk Bilginer’in Cimri yorumundan sonra, Kent oyuncularının da bu eşsiz oyunu sahnelediğini görmek mutluluk verici. Hele ki, paranın bir amaç ve doğrudan kimlik edinme biçimi haline dönüştüğü şu süreçte, Moliere’in oyun kişilerini pek de abartılı bulmayacağımız görüşündeyim. Bugünün skeç adı altındaki sığ esprilerini bir kenara bırakalım ve gerçek tiyatro oyunlarına ilgi gösterelim. İyi seyirler.