'Dünya ekonomisine yön veren herkes, İstanbul'da'

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Avrupa Merkez Bankası Başkanı Jean-Claude Trichet ile İstanbul'da bir araya geldi.

05 Ekim 2009 Pazartesi, 10:27
Abone Ol google-news

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, IMF ve Dünya Bankası yıllık toplantıları kapsamında ile biraraya geldiği Avrupa Merkez Bankası Başkanı Jean-Claude Trichet ile toplantıların yapıldığı İstanbul Kongre Merkezi'ndeki özel makamında yaptığı görüşme 45 dakika sürdü. Görüşmede, Avrupa Ekonomisi'nin genel durumu, IMF-Dünya Bankası Yıllık Toplantıları ve Türkiye'nin Orta Vadeli Programı ele alındı.

 

'Dünyanın en büyük ekonomi ve finans fuarı'

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Kanal 24 televizyonundaki programda gündeme ilişkin soruları yanıtladı. İstanbul'da devam eden IMF-Dünya Bankası Yıllık Toplantıları'nın önemine dikkat çeken Babacan, 186 ülkeden bakanların, merkez bankası başkanlarının ve diğer finans yöneticilerinin katıldığı ve dünyanın en büyük ekonomi ve finans fuarı olarak adlandırabilecek bu etkinliğin Türkiye'de yapılmasının çok önemli olduğunu vurguladı.

Söz konusu toplantının iki yıl Washington'da, üçüncü yıl dünyadaki başka bir ülkede yapıldığını hatırlatan Babacan, ''Dolayısıyla 3 yılda bir Washington dışında bir şehirde yapılan toplantıya 186 ülke bir kez ev sahipliği yapsa 400-500 yılda bir sıranın gelebileceği önemli bir etkinlik. Bu etkinliği biz aldık ve en az 50 yıl İstanbul'a sıra gelmeyebilir. Dolayısıyla kıymetini bilmemiz ve çok iyi değerlendirmeniz gerekiyor'' diye konuştu.

Babacan, tarihteki en büyük ekonomik krizin yaşandığı ve krizin ardından yeni bir dönemin başlayacağının konuşulduğu böylesine kritik bir dönemde toplantıların İstanbul'da yapılmasının da ayrı bir önemi bulunduğuna dikkat çekerken, ''Burada alınan kararlar belki onlarca yıl 'İstanbul Kararları' diye anılacak'' dedi.

Toplantılar sırasında İstanbul'un uluslararası bir finans merkezi olarak lanse edilmesini istediklerini ve toplantılar başlamadan iki gün önce Resmi Gazete'de yayımlanan Yüksek Planlama Kurulu Kararı ile bir proje yayımladıklarını hatırlatan Babacan, söz konusu projede 71 ayrı adım ile önümüzdeki 5 yıl içinde İstanbul'u bir bakıma her açıdan küresel bir finans merkezi olmaya hazırlayacaklarını bildirdi.

IMF-Dünya Bankası toplantılarının Türkiye ve İstanbul açısından etkisinin çok büyük olduğunu vurgulayan Babacan, ''Dünya ekonomisine yön veren herkes bugün İstanbul'da. Toplantılarda baktım Avrupa'dan birçok yönetici İstanbul'a ilk defa geldiğini ve çok etkilendiğini söyledi. İstanbul aslında yüzlerce yıl çok geniş bir coğrafyanın ticaret merkezi oldu. Yeter ki doğru adımları atalım, İstanbul tekrar küresel bir finans merkezi olabilir'' diye konuştu.
 

'IMF'ye güvenmedik demedim'

IMF-Dünya Bankası Yıllık Toplantıları çerçevesinde İstanbul'da katıldığı bir seminerde yaptığı konuşmada ''IMF'ye güvenmediğimiz için anlaşma imzalamadık'' şeklinde bazı basın-yayın organlarına sözlerinin yansıdığının hatırlatılması üzerine Babacan, ''Güven kelimesini kullandığımı zannetmiyorum. IMF'nin önerileri konusunda ikna olmadık, önerileri benimseyemedik dedim. IMF'nin önerilerine güvenmediğimiz için değil, inanmadığımız için anlaşma imzalamadık dedim'' şeklinde konuştu.

IMF ile Türkiye arasındaki en son stand by anlaşmasının 2008 yılı Mayıs ayında sona erdiğini ve 16-17 aydır herhangi bir düzenlemenin olmadığını, ancak aynı süre içerisinde görüşmelerin devam ettiğini anlatan Babacan, şunları söyledi: ''Üstelik bu dönem dünyada küresel ekonomik krizin en derin şekilde yaşandığı bir dönem oldu. Böylesine zor bir dönemde, kendine has şartları olan bir dönemde ne tür ekonomi politikaları uygulanacağı konusunda kafalar son derece karıştı. Ülkeler ne tür politikalar uygulayacakları konusunda, uluslararası kuruluşlar da ne tür tavsiyelerde bulunacakları konusunda kafa karışıklığı yaşadılar. Bu dönemi doğal karşılamak lazım. Krizin etkileri o kadar derin oldu ki tüm dünya 5-6 sene de bile atlatamayacak. Dolayısıyla politika tercihi yapma konusunda zorluklar olabilir. Bizim Mayıs 2008 döneminden Mayıs 2009 dönemine kadar IMF ile herhangi bir anlaşmamız olmadı. Çünkü onların Türkiye için doğru olduğuna inandığı ile bizim bakış açımız ve yaptıklarımız birbirinden farklıydı. Uluslararası kuruluşlarla anlaşmalar yapmış olabiliriz fakat biz 2002 Kasımından bu yana yani ilk hükümetimiz kurulduğundan bu yana doğru olmadığını düşündüğümüz hiçbir adımı kesinlikle atmadık. Hükümetimiz ilk kurulduğunda hangi ekonomik programı açıkladıysak onun dışına çıkmadık. Dolayısıyla burada yapılan işin sahibi kim, bu çok önemli. Biz yaptığımız işin sahibi olduk, başka türlü bir düzenlemeye asla izin vermedik.''

16 Eylül 2009 tarihinde Orta Vadeli Ekonomik Programı açıkladıklarını hatırlatan Babacan, IMF ile nasıl bir anlaşma olursa olsun ekonomide temel dokümanın bu olacağını söyledi. IMF ile temel anlaşmazlık konularından birinin merkezi hükümetten belediyelere aktarılan kaynaklar konusu olduğunu belirten Babacan, IMF'nin genel bütçeyi bozacağı kaygısıyla belediyelere kaynak aktarılmasını istemediğini, ancak şu anda fiilen genel bütçeden belediyelere kaynak aktarıldığını kaydetti.

Diğer bir konunun da vergi idarelerinin özerkliği konusu olduğunu anlatan Babacan, ''IMF Merkez Bankası, BDDK gibi vergi idaresinin de özerk olmasını istiyordu. Özerklik veya bağımsızlık gibi kavramlar Türkiye'de yeni kavramlar. Kurumlarımız daha bu kavramların uygulanmasında olarak olgunluğa ulaşmış değil. Bana göre burada önemli olan vergide kuralları, kanunları açık, net, gri alanlara izin vermeyecek bir yasal çerçevenin olması ve yaptırımların sonuç getirici yaptırımlar olması'' dedi.

Türkiye'de vergi kaçıranların yakalandığı zaman kaçırdığı vergiyi ödeyip işini yapmaya devam ettiğini ve yaptırımların sonuç vermediğini söyleyen Babacan, şöyle konuştu: ''Biri kuyumcudan 150 liralık yarım altın çalsa, çok önemli cezası var, fakat devletten tonlarca vergi kaçıranın başına bir şey gelmiyor. Karar vericilerin inisiyatif alanını çok daraltmak gerekiyor. Bu konuda gri alan bırakmamak gerekiyor. Dünyadaki uygulamalar ne ise onu getireceğiz. Aksi halde Türkiye vergi açısından bir hukuk devleti mi, değil mi şu anda ciddi olarak sorgulanıyor. Gri alanlara izin vermeyecek bir yasal çerçevede olsa özerk olup olmadığı zaten konuşulmaz.''
 

Varlık barışı

Varlık Barışıyla ilgili sorular üzerine Babacan, bu konunun zorlamayla olacak bir şey olmadığını teşvik mekanizmasıyla bunun çözülmesi gerektiğini söyledi. Yurt dışındaki parayı tespit etmenin kolay olmadığını ve dünyada birçok vergi cenneti bulunduğunu kaydeden Babacan, ''Varlık Barışı ile vergi ödenmemiş paranın vergisini öderseniz hesap sorulmayacak dedik ve 31 Aralık tarihine kadar süre verdik. Bu bir anlamda son çağrı. Bundan sonra ağır yaptırımlar gelecek ve kafanız rahat olsun dedik. Bu da herkesin tercihi. Biz kimsenin dışarıdaki parasını zorla getiremeyiz, bu daha çok gönüllülük ve beyan esasına göre yapmakla alakalı bir şey'' dedi.
 

Hurda indirimi

Getirilmesi planlanan hurda indiriminin ÖTV ve KDV indirimini ikame edecek bir uygulama olmayacağını kaydeden Babacan, söz konusu uygulamanın AB normları ve çevre uygulamaları çerçevesinde ekonomik ömrünü tamamlamış, trafik ve can emniyeti açısından risk teşkil eden araçların trafikten çekilmesi için bir uygulama olacağını bildirdi.
Hurda indiriminin şu anda ağır vasıtalar için zaten devam ettiğini ve bunun uzun soluklu bir çalışma olduğunu ifade eden Babacan, hurda indiriminin hemen olmayacağını ve fiyat açısından çok büyük avantaj getirmeyeceğinin altını çizdi.

Babacan, ''(Ben bekleyeyim de hurda indirimi başlayınca araba alayım) çok doğru bir şey olmaz. Burada asıl amaç ekonomik ömrünü tamamlamış ve çevre zarar veren araçların devlet tarafından trafikten çekilmesini sağlamaktır. Yani hurda indirimi fiyat açısından bir cazibe olmayacaktır'' dedi.