Edebiyat bir aşk… M. Sadık Aslankara'nın yazısı...

Edebiyat, insanın doğum-düğün-ölüm makasına kısılı yaşam dökümünden başka nedir ki? Sınıf, din, devlet, aile, hukuk bu üçgendeki ilişkiyle çıkıyor. Aşk, kıskançlık, hırs, cinayet bu üçgende yaşanıyor… Saatli Maarif Takvimi, Sevgililer Günü olarak alıp Dünya Öykü Günü’nden habersiz görünse de 14 Şubat, bu iki anlamlı günü bir araya getirip edebiyatla aşkın izdivacını sağlıyor bir bakıma. Onun için iki “gün”ü birden kutluyoruz 14 Şubat’ta. Aşk üzerine olup biteni hikâye etmek de edebiyatın işi değil mi zaten? Bu yüzden anılan tarih farklı bir edebiyat buluşması ortaya koyuyor. Aşkla öykünün edebiyattan daha iyi kavuşma yolu olabilir mi? Bakmayın “aşk romanları” ayrımına siz, zaten edebiyat-aşk hep iç içe.

18 Şubat 2021 Perşembe, 00:06
Abone Ol google-news

CEYLAN’DAN ‘DİRİ AŞK’

Tahir Musa Ceylan son romanında, bilimsel-düşünsel bakışla yaklaşıyor aşk olgusuna: Diri Aşk (Doğan, 2019).

Kâmil, “Adli Tıp Kurumu Kimya Laboratuvarı”nda “adli tıp”çı mühendistir (42, 32), farklı insanlarla ölüler dünyasına dönük işler için pek çok adli olayın sonuçlarını üretirler. Kâmil’e ilgi gösteren Behiye, onun “aşk” üzerine düşünmesine de yol açar; “teşrih odasında”, “morgda” kala yaşaya bu duygusunu mu yitirmiştir yoksa?

“Kimyacı(dır) ama demek kimyası bozuktu(r)…”, çünkü “kadınsız ve dolayısıyla hayatsız bir dünya sürüyordu”r. (27, 37) “Hormonlarını(n) epey bir düşük” olduğunu, “ne yaşama”ya “ne de sevme”ye “enerji”sinin yetmeyeceğini öğrenince, “kendini hayattan mahrum bırakan dünyayla savaş(maya)” karar verir. (40, 41)

Bu arada “renksizliğini fark ettikçe Behiye’yi rengârenk görmeye başla(yacaktır).” (62) Ne var ki “bedenin ürettiği kimya yetmiyor, fabrikada üretilmişine ihtiyaç duyuluyor(dur).”, “ölüyü dirilt(mek)” için ne yapmalıdır peki? (107, 69)

Roman, “devlet dairesi” çarkında debelenen insanların salkım hikâyeleri eşliğinde ana akstan sapmaksızın sürer böylece. Yazar, şaşırtıcı hünerle bu evrene katılan salkım hikâyeleri ince, karmaşık bir kılcal damar ağıyla örüp, omurgaya oturturken ana aks akışını zedelemiyor kesinlikle.

Açık biçimle ip üzerinde kaydırdığı anlatının yer yer meddah havasında komiğini çıkararak eğlenceli bir seyirlik halinde sunuyor bunu. Biçemsel açıdan farklı, kendine özgü bir dille yapılandırmaya çalışıyor aynı zamanda romanı. Bunun kıvrak bir yazarlık başarısı olduğu açık.

Márquezvari edayla soğuk anlatımlı ama alaysamaya dayalı bir kara anlatı düzeni kuruyor böylece. “Gibi” sözcüğüyle kurduğu tümcelerle bu kıpırdak dile farklı bir hava da katıyor ayrıca.

Kâmil’in kurumdaki çalışması, “aşk” kadar ülkenin toplumsal-siyasal tarihine dayalı farklı bir kent monografisi bağlamında da alınabilir. Diri Aşk, yazınımızda ilgiyi hak eden bir yapıt.

ALLENDE’DEN ‘KIŞ ORTASI’NDA

Isabel Allende, aşka dönük yumuşak bir girişle okuru karşılıyor Kış Ortasında (Çev.: İnci Kut, Can, 2020) romanında. Önde yine aşk hikâyesi sarmalı görünse de dünyanın en ağır sorunlarına dalıyor ama aynı zamanda.

“[Z]iyaretçi okutman olarak altı aylığına New York Üniversitesi’ne gelmiş,” Şilili Lucia, “altmış iki yaşında hâlâ genç kız fantezileri kur(an)” bir kadındır. (18, 20) Üniversitedeki “Şefi” Richard’ın kiracısıdır, daha önceden tanıdığı bu adama ilgi duyar ayrıca.

Richard, Nazilerden kaçmayı başarmış, “zulme uğrayan insanlara yardım etmenin vazgeçilmez bir ahlaki görev olduğu düşüncesi(ni) beynine kazı(mış)” (87) Alman Yahudisi bir babanın oğludur.

Richard’ın Guatemalalı Evelyn’in otomobiline çarpmasıyla zorunlu ortaya çıkan üçlü ilişkilenişte, Lucia’yla Richard’ın “aşk” üzerine duygu, düşünüş yaklaşımı sürer, ancak önümüze bambaşka bir artalan açılmakta gecikmez. Üçlünün “hayatları geri dönülmez bir biçimde birbirinin içine geçmiş(tir)” çünkü. (47)

Roman, bizi ABD’de tutmakla birlikte farklı düzlemde geri dönüşlerle Guatemala, Meksika, Şili, Brezilya, Kanada vb. üzerinden pek çok sorunla birlikte bumerang halinde önümüze gelir.

İnsan kaçakçılığından göçmenliğe, uyuşturucudan mafyaya, çetelere, bu arada toplumsal, sınıfsal duruşlara, “arkalarında hiç iz bırakmadan buhar olup giden” (120) iyi insanlara uzanır. Polisiye örgülü kölelik karşıtı bir siyasal-belgesel romandır artık Kış Ortasında.

Elöyküsel aktarım, metne bir dizi olayı, durumu, ilişki zincirini art arda yükleme görevi verdiğinden yer yer gazetelerdeki iletişim-bilişim diline benzer hava kuşatabiliyor insanı. Anlatısal yoğunluk, karakter verisi, psikolojik yapıyı açımlıyor. Güncel sorunlarla içlidışlı romanı bir çabuk okuyorsunuz; tam sırası.

PÜRSELİM’DEN ‘SAKARMEKE’

Mehmet Fırat Pürselim, Sakarmeke’yle (İthaki, 2020) kitaplı öykücülükte onuncu yılını karşılarken anlatı düzlemine farklı dirsek eklediğini de gösteriyor. Genç kızlığa adım atarken âşık olduğu müezzinin ezanını bekleyip ona kavuşamadığı için de yıllar sonra torununa bu duygularını anlatan Nene’yle tanıştırıyor ilkin bizi.

Turna olup uçanlar kadar distopya süzgecinden geçirdiği “[k]üçücük bir aralıktan dünyaya baka(n)” (18) insanların vahim çaresizliğine de yöneliyor yazar.

Üstelik bireysel yaşamın açmazlarını alsa da bunları nesnel temele oturtmaktan geri durmuyor, kuşlara da işlev yüklüyor sıcak, kıvrak anlatımlı öykülerinde. Böyle sobeliyor öyküyü o.

Aşk, edebiyatın olmazsa olmaz temel izleği. Ama yine de ne kadar sorunu varsa dünyanın, bunları da peşine takıp geliyor; böyle okuyoruz okuyacağız hep.

www.sadikaslankara.com, her perşembe öykü-roman, tiyatro, belgesel alanlarında güncellenerek sürüyor.