‘En büyük sorun adalet’

Garanti Bankası’nın efsanevi genel müdürlerinden Akın Öngör ile yeni çıkan kitabı vesilesiyle söyleştik. Türkiye’de bugün en önemli meselenin “adalet” olduğunu vurgulayan Öngör, “Gençler daha çok siyasete girmeli” diyor.

08 Şubat 2021 Pazartesi, 03:58
‘En büyük sorun adalet’
Abone Ol google-news

Hayatının önemli bir bölümünün iş dünyasında geçiren ve burada kariyerinin zirvesine çıkan Akın Öngör’ü Garanti Bankası’nın efsaneleşmiş genel müdürülerinden biri olarak anımsıyor Türkiye. Birçoklarına göre erken bir yaşta kendi isteğiyle emekliliğe ayrılan ve “güç”ten vaz geçen Akın Öngör hayatının bu döneminin anlattığı yeni kitabı “Güç”ten Sonra Devam ile okurların karşısına çıktı. Mundi etiketiyle basılan kitap vesilesile Akın Öngör ile bir söyleşi yaptık. 

MAKAS DEĞİŞİMİ

“Güç”ten Sonra Devam kitabınızı okurken aklıma gelen ilk sorulardan biri şuydu açıkçası: Hangisi daha zor, “Güç”le yaşamak mı, ondan sonrası mı?

Her dönemin kendine özgü zorlukları olduğuna inanıyorum. “Güç” yaşamda başarmak ve yükselmek için yaptığım zorlu mücadelenin sonunda ulaştığım görevim nedeni ile bana geldi. Bu başarı öyküsünü yaşamımda mutlaka ulaşmam gereken bir seviye olarak belirlemiştim. Onun için güç ile beraber gelen zorluklara ve yüklere de hazırlıklıydım, göğüs germeye kararlıydım. Sırf güç nedeni ile zorluklar ile karşılaşıyorum diye mesleki yükselmem ve dünyada ses getirecek bir dönüşüm başarısını ihmal etmek olmazdı. Bu dönemde karşılaştığım zorluklar için bilenmiştim... savaşacaktım... başarıyı yakalayacaktım... nitekim öyle oldu. Başarının doruğuna ulaştığımda benim için bu aşama tamamlanmıştı.

“Güç”ü bıraktıktan sonra yaşamımda makas değiştirerek yeni alanlara açılmam, özel yaşamımı ona uyumlu düzenlemem... ve önemlisi psikolojik olarak bu yeni dönemde yeni başarılara koşmam zorlukları olan bir uğraşı olmakla beraber zevkli idi... Özel yaşamıma ve sevdiklerime yaşamımda artık geniş zaman ve alan ayırıyordum. Bununla beraber Genel Müdür olmanın verdiği çevremdekilerin yaşamımı kolaylaştırdığı destekler artık kalkmıştı. Buna uymam, adapte olmam kısa bir süre aldı. Psikolojik olarak hazırdım ama günlük yaşamda en basit olan bir takım işleri ben bizzat yapmam gerekiyordu... Çoğunu da bilmiyordum. Devlet kurumlarında işlerimi de ben yaparak öğreniyordum; örneğin yeni kimlik kartı ve sürücü belgesini kendim ilgili devlet kurumlarına giderek kendim alıyordum.

Özet olarak her iki konumun da zorlukları vardı, ama yaşam her şıkta zaten bu gibi mücadeleleri vermeyi gerekli kılıyordu.

“Güç” size ne kattı ve belki de daha önemlisi neler alıp götürdü sizden?

“Güç” bana Garanti Bankasında gerçekleştirmeyi hedeflediğim dünya ölçeğinde önemli bir dönüşümü yönetmemi sağladı. O güç olmadan bunu başarmam olanaksızdı. Yeni yarattığımız çalışma kültürü ve vazgeçilmez değerlerimiz ile gerçekleştirdiğimiz bu başarı bana büyük mesleki tatmin sağladı ve itibar getirdi... Toplum bu başarı gerçekleşirken adaletli, ahlaklı, yüksek değerler ile bezenmiş, dürüst bir yönetimi değerlendirerek ödüllendirdi. Bunu kazandırdı.

“Güç” diğer taraftan; benden çok kıymetli zaman dilimlerinde odaklanarak büyük özveri ile çalışmam nedeni ile sevdiklerime kaliteli zaman ayırmama engel oldu. En büyük maliyet buydu. Kızım Pelin’e “Benden Sonra Devam” kitabımı imzalarken; “Sevgili canım kızım, seninle arzu ettiğim kadar ilgilenemediğim ve zaman ayıramadığım dönemde yaptıklarımın hikayesini bu kitapta bulacaksın” diye yazdım. Çok acı idi ama doğruydu.

BAĞCILIK HEDEFLERİ

Bağcılık ve şarapçılık hayatınızın bu döneminde önemli bir yer tutuyor... Bu konuya hep bir ilginiz var mıydı ve bununla ilgili merakınızı nasıl beslediniz? Ve tabii, hedefinize ulaştığınızı düşünüyor musunuz?

Bağcılık ve Şarapçılık konularına hep ilgim vardı. Değişik üzüm çeşitleri ve bunlardan dünyanın değişik yerlerinde yapılmış şarapları tatmayı, öğrenmeyi hep istedim. Olanaklar oldukça bu deneyimlerimi de gerçekleştirdim. Kaliteli, ve çok üstün şarapların nasıl yapıldığını, bağlarını hep merak ederdim. Fırsat oldukça giderek yerinde görerek öğrenmeye ve anlamaya çalıştım. Örneğin Arjantin’de Mendoza, 1000 metre yükseklikte Uco Valley bağları... Şili ‘de, Yeni Zelanda’da... Amerika’da Napa Valley, Sonoma’da ve tabiiki Avrupa’da şarap bölgelerini görüp tadımlar yaptım. 

Selendi Şarapları istediğim gibi çok iyi gelişiyor. Uluslararası ödüller alıyoruz, sadece kendi bağlarımızda organik ürettiğimiz üzümlerimizden üstün kalitede şarap yapıyoruz. Ben sadece ülkemizde en iyi şarapları üretmekle kalmayıp, dünyada kalitesi ile ses getiren ve istikrarlı olarak üretilen şarap yapmak istiyorum. Yıllar geçip bağlarımızın çocukluk dönemi tamamlanıp yaşlandıkça, olgunlaştıkça bu hedeflere varacağız.

Toprakla, doğayla haşır neşir olmak size nasıl geldi?

Tarım ile uğraşmayı hep isterdim... bana çok iyi geldi. Tarımın ne kadar önemli olduğunu, büyük riskler içerdiğini biliyordum. İçine girince konunun daha da karmaşık olduğunu gözlemledim. Tarıma dayalı bir sanayi dalındayız... yüksek katma değer yaratan bir üretim Şarapçılık...

EĞİTİMİN TEMELİ BİLİM

Bugün sizce yaşadığımız en büyük sorun, çözüm bekleyen en acil mesele nedir?

Bugün yaşadığımız en büyük sorun, çözüm bekleyen acil mesele ‘adalet’tir. Ülkemizin içinde bulunduğu hukuki ortamda sosyal kontratın temeli olan adaleti sağlamak zorunluluğundayız. Maalesef ülkemizde bu konuda büyük eksiklik olduğu kanısındayım. Adalet sadece kanunları yapmak değildir... Adaletin gerçekleşeceğine güven maalesef kalmamıştır. Bu konu ülkemizin sosyal, siyasal ve ekonomik olarak çağdaş uygarlık seviyesine çıkması önündeki en belirgin sorundur.

Diğer bir büyük sorun doğa’nın korunamaması ve iklim değişikliği felaketidir. Küresel ısınmanın ülkemize etkileri büyük kuraklıklar olarak kendini gösterecek, suyun azalmasına yol açacak ve bu da gıda güvenliği başta olmak üzere çok büyük sorunları beraberinde getirecektir.

EKONOMİ YÖNETİMİ

En çok konuşulan meseleyi de soralım: Ekonomi yönetimini nasıl buluyorsunuz bugünkü Türkiye’de?

Ülkemizde ekonomi yönetimi çalkantılar ile istikrarsız bir şekilde ele alınmaktadır. Özellikle son dokuz ila on yıllık dönemde büyük yanlışlar yaparak ekonomimizi zor durumlara soktuğumuzu düşünüyorum. 

Tasarruf seviyesi çok düşük olan ekonomimiz yurtdışından gelen sermaye akışları ve borçlanma ile yaşatılmaktadır. Bu döviz cinsinden yurtdışına yükümlülükler getirmektedir. Bunda bir sakınca yoktur, ama bu fonların mutlaka katma değer yaratacak, ekonomiye verim getirecek alanlara yatırılması gerekmektedir. Bu konuda ülkemizde ekonomi yöneticileri üretken olmayan, verimli olmayan alanlara yapılan yatırımları tercih etmişlerdir. İçinde bulunduğumuz sıkıntıların ana nedeni budur...

Bununla beraber son üç aylık dönemde doğru yöne doğru bir yaklaşımın işaretlerini görmekteyiz.

Eğitime verdiğiniz önem malum, açtığınız okul her yıl yüzlerce öğrenci mezun ediyor. Kız çocuklarının eğitimine de özel bir önem atfediyorsunuz. Eğitimde çağdaşlığı yakalayabildik mi sizce?

Bu alanda çağdaşlığı yakalamaktan uzak olduğumuz kanısındayım. Eğitim sistemimiz öğrencilerin analitik zekalarını en ileri seviyede geliştirmekten uzaktır. Diğer taraftan duygusal zekalarının da geliştirilmesi konularında geride kalmıştır. Uluslararası değerlendirmelerde geride kaldığımız daha iyi ortaya çıkmaktadır. Eğitimin temeli bilimdir... Bu konuda ülkemizi yönetenlerin tam olarak bilimi en önceliklendiren bir yaklaşımda olmadıklarını düşünüyorum. En Hakiki Mürşit (kılavuz) Bilimdir... Çağdaşlığı ancak o zaman yakalayabiliriz.

Özellikle kız çocuklarının eğitimine destek olmamın nedeni kadının toplumdaki yerine inancım ve iyi eğitim görmüş bir annenin yetiştireceği evlatların ülkemize daha yararlı ve hayırlı olacağına dair kanaatimdir.

Hayatınızın bundan sonraki dönemi için neler umuyor ya da diliyorsunuz?

Ben yaşamımın son dönemlerindeyim... Bunun bilincindeyim. Yaşamıma anlam katacak girişimlere devam edeceğim. Bu eğitim alanında güzide kuruluşları desteklemekle, doğanın korunması konularını desteklemekle sürecek. Büyük katma değer yaratan tarıma dayalı sanayi olan Bağcılık ve Selendi Şaraplarını daha da geliştirmeye yoğunlaşacağım.

En büyük dileğim en yetenekli gençlerin siyasete girmeleri, ülkenin yönetimine katılmalarıdır, göç ederek başka ülkelere gitmeleri değil. Ancak o zaman ilerde birinci sınıf siyasetçiler ve ülkeyi yönetenlere sahip olabileceğiz... Bunu diliyorum...