Endülüs’ün karnında yandı! Lorca…

Yapıtlarında geleneksel İspanyol kültürü ile çağdaş yaşamın sorunlarını içtenlikle işledi. Ölümün gölgesi, şiirlerinden de, oyunlarından da hiç eksik olmadı. 27 Kuşağı’nın sembol üyelerinden, şair, oyun yazarı, ressam, piyanist, besteci Federico García Lorca, 19 Ağustos 1936’da, General Franco’ya bağlı faşistler tarafından kurşuna dizilerek öldürüldüğünde 38 yaşındaydı.

15 Mayıs 2020 Cuma, 12:56
Abone Ol google-news

ENDÜLÜSLÜ OLMAKLA HER ZAMAN ÖVÜNDÜ

Yüzyılının en büyük iki İspanyol şairinden biri olarak kabul edilen, şair ve oyun yazarı, aynı zamanda ressam, piyanist ve besteci Federico García Lorca, 27 Kuşağı’nın sembol üyelerinden biriydi. Yapıtlarında geleneksel İspanyol kültürü ile çağdaş yaşamın sorunlarını içtenlikle işledi. Şiirlerindeki yaşama coşkusunu, doğa sevgisini, hüznü ehilce yansıttı. Sade ve derinlikli şiirleriyle tüm dünyada ilgi gördü.

Hüzün ve ölümün gölgesi, şiirlerinden de oyunlarından da hiç eksik olmadı. İspanyol İç Savaşı başlayınca Madrid’den ayrılarak Granada’ya giden Federico García Lorca, 19 Ağustos 1936’da General Franco’ya bağlı faşistler tarafından yargılanmadan kurşuna dizilerek öldürüldüğünde 38 yaşındaydı.

Lorca, 1898 yılında, İspanya'nın Granada- Fuentevaqueros’ta varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Granada Üniversitesi’ndeki hukuk eğitimini edebiyat, resim ve müzikle uğraşmak için bıraktı. Madrid’de Salvador Dali, Luis Buñuel, Rafael Alberti, şair Juan Ramón Jiménez gibi sanatçılarla arkadaşlık kurdu.

CANTE JONDO ŞİİRİNDEN TAMARET DİVAN’INA

İlk şiirleri, Şiirler Kitabı (1921), İlk Türküler (1936) ve Türküler (1927) adlarıyla yayımlanan Federico García Lorca’nın kanında ve kültüründe Arap, İbrani, Çingene ve Roma kültürlerinin bileştiği Endülüs ateşi yanıyordu. Lorca, Endülüslü olmakla her zaman övündü. 

Lorca için kendini asıl, 1922’de Granada’daki halk müziği şenliğinde, ünlü besteci Manuel de Falla ile birlikte giriştiği ortak çalışmada bulduğu söylenebilir. İfadesini halk ve Çingene müziği geleneklerinde buldu.

Bu coşku ve tatminle yazdığı şiirleri 1922’de yazdığı Cante Jondo Şiiri (1931), 1924-1927 arasında yazdığı Çingene Romansları (1928) adlı yapıtlarında yer aldı.

1929-1930 yıllarında çıktığı ABD ve Küba gezisi ona ölümünden sonra, 1940’ta yayımlanacak Şair New York’ta adlı şiir kitabının esinini sağladı. İspanya’ya geri döndükten sonra 1934’te de, boğa güreşçisi bir arkadaşının ölümü üzerine Ignacio Sánchez Mejías’a Ağıt (1935) şiirini, 1936’da da Tamarit Divanı adıyla basılacak şiirlerini kaleme aldı.

TOPLU OYUNLARI

İspanya’da cumhuriyet kurulduktan sonra Lorca kendini tümüyle tiyatroya verdi, ülkemizde Mitos Boyut tarafından üç cilt olarak yayımlanan Toplu Oyunları’nın ilk cildinde okurlarla buluşturulan, İspanyol köylü kadınlarının trajik yaşamlarını yansıttığı Kanlı Düğün, Yerma ve Bernarda Alba’nın Evi adlı ünlü oyunlarını bu dönemde yazdı. Katolik Kilisesi, yükselen Nazizm ve milliyetçilik akımlarına karşı olan tutumunu yansıttı.

Başyapıtı Kanlı Düğün, bir aşk ve tutku tragedyası; Yerma, kör kırsal törelerin, toplumsal baskıların tutsağı olan İspanyol kadınlarının bireysel özgürlüklerine ulaşamamalarının tragedyası; Bernarda Alba'nın Evi, de toplumdaki katı geleneklerin, dinsel baskıların, kadınların özgür yaşam istekleri ve doğal dürtüleri üstündeki yıkıcı etkilerinin tragedyasıydı.

AYAKKABICININ KARISI, BAY CRISTOBAL’İN KUKLA OYUNU, KIZ KURUSU GÜL HANIM

Toplu Oyunları’nın ikinci cildi ise Ayakkabıcının Karısı - Bay Cristobal'ın Kukla Oyunu - Kız Kurusu Gül Hanım adlı yapıtlarını bir arada sunuyor. Ayakkabıcının Karısı, ellili yaşlarda sessiz-sakin bir ayakkabı tamircisi ile kendisinden hayli genç, ama huysuz karısının ilişkilerini mizahi bir yapıda sergiliyor.

Bay Criobal'ın Kukla Oyunu’na gelince, fakir bir kadından satın alarak evlendiği Rosita'yla birlikte olduğu ilk gece uykuya dalan ve uyandığında birbirinden farklı dört kuklanın babası olduğunu öğrenen Cristobal'in acıklı güldürüsü niteliğinde.

Kız Kurusu Gül Hanım ise tüm yaşamı aşık olduğu adamı beklemekle geçen, bu kara yazgısına baş kaldıramayan genç bir kızın hüznüne tanıklık sunuyor.

DOR CRISTOBITA, DONA ROSITA’NIN ACIKLI GÜLDÜRÜSÜ

Toplu Oyunları’nın üçüncü ve son cildinde Don Cristobita ile Dona Rosita'nın Acıklı Güldürüsü yer alıyor. Lorca’nın kukla tiyatrosu formunda yazdığı Don Cristobita ile Dona Rosita'nın Acıklı Güldürüsü, üç genç aşığın Dona Rosita'yla evlenme yarışına girmelerini anlatıyor. Üç genç aşık ile Rosita'nın yolu aynı yerde kesişir; ancak olaylar giderek içinden çıkılmaz bir hal alır. İlk oyunu olan Mariana Pineda ise, 1830'ların İspanya'sında krallığa karşı, özgürlüğün bayrağını taşıyan bir kadının gözünü bile kırpmadan ölüme gitmesini konu edinir.

LORCA VE DALİ

Salvador Dali ile birlikte İspanya'nın çağdaşlaşması için çalışan sanat adamlarının başında gelen ve şiirde, politikada ve ahlak anlayışında modernliğin savunucusu olan Federico Garcia Lorca’nın, Katolik Kilisesi’yle arası açılır.

1918'de, burjuva sınıfını, yeryüzünü şiirle doldurmuş olan İsa'yı katletmekle suçlayan Lorca, gelmiş geçmiş en başarılı edebiyat eseri sayılan Cervantes'in Don Kişot'unu bir İsa figürü olarak ele alanlara katılır. İsa'nın hem katledilişini kınar hem de kanının akması gerektiğini ifade eder.
New York'ta Bir Şair adlı yapıtında Manhattan'ı, cesede doymayan bir mezbahaya benzeten Lorca, kafasındaki batı anlayışına yönelik eleştirel yaklaşımlarını göz önüne serer.

COŞKULU BİR HÜZNÜN ŞAİRİ VE ÖLÜM

Giyim kuşamında ve evinin dekorasyonunda ölüm ile özdeşleştirdiği beyaz rengi tercih eder ve Franco'cuları masumiyeti katletmekle suçlar.

Yapıtlarında geleneksel İspanyol kültürü ile çağdaş yaşamın sorunlarını içtenlikle işledi. Şiirlerindeki yaşama coşkusunu, doğa sevgisini, hüznü ehilce yansıttı. Sade ve derinlikli şiirleriyle tüm dünyada ilgi gördü.

Hüzün ve ölümün gölgesi, şiirlerinden de, oyunlarından da hiç eksik olmadı. İspanyol İç Savaşı başlayınca Madrid’den ayrılarak Granada’ya giden Federico García Lorca, 1936’da ağustosun 19’unu 20’sine bağlayan gece, General Franco’ya bağlı faşistler tarafından yargılanmadan kurşuna dizilerek öldürüldüğünde 38 yaşındaydı.

Lorca’nın öldürülmesi inkâr edilmiş. Yeni rejimin mülki memurlarının 1940 yılında düzenledikleri Lorca’nın ölüm kâğıdında şöyle denilmiş: “(…) 1936 yılının Ağustos ayında, savaş yaralarından öldü. Ölüsü aynı ayın yirmisinde (aynen) Viznar ile Alfacar arasındaki yolda bulunmuştur.”