Erdoğan, yeniden genel başkan

Recep Tayyip Erdoğan, AKP'nin 3. Olağan Kongresi'nde 1362 delegenin oyu ile yeniden genel başkanlığa seçildi.

03 Ekim 2009 Cumartesi, 08:18
Abone Ol google-news

ASKİ Spor Salonu'nda yapılan AKP'nin 3. Olağan Büyük Kongresi'ne AKP Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, eşi Emine Erdoğan ile geldi.

Pınarhisar Cezaevi'ne cezasını çekmeye giderken yaşadıklarını anlatan Erdoğan, şunları söyledi: ''Sevgili kardeşlerim, Pınarhisar Cezaevi'ne doğru yola çıkarken, 26 Mart 1999 günlerden cuma... Yola çıkarken, Üsküdar'dan evimin önündeki vatandaşlarıma seslendim: 'Bu bir veda değildir. İnşallah bitmeyen şarkının besteleri içindeki bir 'es'tir, bir duraktır' dedim. İnanıyorum ki, 'es'ten sonraki notalar istikrar içeresinde aydınlık yarınların Türkiye'sine, barışa sevgiye, kardeşliğe giden yolda, sizin bu sevginiz, sizin bu aşkınız, sizin sevdalarınızla bütünleşerek devam edecektir' dedim. Umudumu bir an olsun yitirmedim, bir an bile hizmet yolculuğunun inkıtaya uğrayacağını, kesintiye uğrayacağını düşünmedim. Bir an bile karamsarlığa kapılmadım. Bir an bile başımı öne eğmedim.''

Pınarhisar Cezaevi'nde, Necip Fazıl Kısakürek'in ''Dua'' şiirinin dizelerinin hislerine tercüman olduğunu belirten Erdoğan, Kısakürek'in dizelerini okudu. Başbakan Erdoğan, 26 Mart 1999 günü o yoluna çıkan kardeşlerinin, ''bu şarkı burada bitmez'' dediğini dile getirdi. O şarkının orada bitmediğini, İstanbul'da yükselen o şarkının milyonlarca insanın söylediği ''kardeşlik, özgürlük türküsüne'' dönüştüğünü kaydeden Erdoğan,''O şarkı bütün Türkiye'yi sardı. O şarkı topyekun bütün Türkiye'nin terennüm ettiği bir şahesere dönüştü. O şarkı umudun melodisi oldu. O şarkı gönülleri yürekleri birleştirdi. O şarkı bugün burada bu salonda devleşen, abideleşen coşku, heyecan, aşk, sevda oldu'' dedi.

 

'Bizim yolumuz uzun...'

Erdoğan, partisinin kongresinde yaptığı konuşmada, teşkilatımın tüm mensuplarına seslenerek, ''Bizim yolumuz uzun... Bizim yolumuz meşakkatli... Bizim yolumuz zahmetli'' dedi. Yunus Emre'nin, ''Bu yol uzundur, menzili çoktur, geçidi yoktur, derin sular var'', Aşık Veysel'in de ''Uzun ince bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece'' dizelerini söyleyen Erdoğan, ''İşte bu uzun yolu, bu zorlu, bu meşakkatli yolu, sabırla, dirayetle, dayanışma içinde, en önemlisi de heyecan içinde, milletimizle el ele, gönül gönüle yürüyeceğiz, yürümeye devam edeceğiz'' diye konuştu.


'Bekle - gör politikası olmaz'

Türkiye'nin dış politikasının, ''Bekle-Gör politikası olamayacağına'' işaret eden Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu: ''Türkiye, küresel gündemin peşine takılıp, oradan oraya savrulan bir ülke olamaz. Türkiye, gündemi belirlenen bir ülke olamaz. Türkiye, haksızlık karşısında susan bir ülke asla olamaz. Tam tersine Türkiye, bugün gündem belirleyen, bölgesel ve küresel meselelerde ağırlığını koyan, güçlü, itibarlı, saygın bir ülke konumuna yükselmiştir. Türkiye, AK Parti'nin etkin politikaları sayesinde soğuk savaş döneminin çatışma psikolojisinden çıkmış, güven ve iş birliğine dayalı bir dış politika izlemiştir. Bu sayede Türkiye, bölgesinde ve dünyada saygın ve güvenilir bir ülke haline gelmiştir. Bugün Türkiye, bambaşka bir yerde duruyor. Biz soğuk savaşın refleksleriyle değil, tarihi bir misyon ruhuyla hareket ettik, ediyoruz. Biz Türkiye'nin tarihi birikimini, kültürel derinliğini, jeo-stratejik konumunu bilerek ve anlayarak politika geliştiriyoruz.

Biz, tarihin bu kırılma noktasında Türkiye'nin üstlenmesi gereken rolü biliyoruz. Komşularla sıfır problem politikamız sayesinde yakın bölgemizde sorun alanlarını minimize ettik. Bu konudaki gayretlerimiz çok kısa sürede meyvelerini vermeye başladı. Türkiye, artık bölgesinin barış, huzur ve istikrar adresi haline geldi. Şimdi pasif komşuluk ilişkisinden aktif dostluk ve iş birliği safhasına geçtik. Komşularımızla dostluk ve iş birliği alanlarımızı güçlendirerek etrafımızda bir huzur, istikrar ve refah kuşağı oluşturuyoruz. Bunun hem ülkemiz, hem bölgemiz hem de dünya barışı için hayati önem taşıdığını biliyoruz. Küreselleşme sayesinde dünyamızın sorunları iç içe geçmiş, eski duvarlar yerini 21'inci yüzyılın yeni gerçeklerine bırakmıştır. Türkiye'nin, bölgesinde ve dünyada düzen kurucu bir aktör haline gelmesi, artık bir tercih meselesi değil, tarihi bir zorunluluktur.

NATO üyesi olan Türkiye, bölgesinde bir güvenlik ve istikrar unsuru olmaya devam ediyor. G-20 üyesi olan Türkiye, küresel ekonomik sistemin yeniden inşasında aktif bir rol oynuyor. Avrupa Konseyi, AGİT, İslam Konferansı Örgütü gibi kurumlarda da aktif bir rol oynayan Türkiye, bölgesel ve küresel sorunların çözümü için herkesle iş birliği ve dayanışma halinde çalışıyor, pek çok girişime öncülük yapıyor. Türkiye'nin uluslararası kurumlardaki etkinliği, Türkiye'nin artan önemini açıkça ortaya koyuyor. 21'inci yüzyılda yeni bir dünya kurulurken Türkiye, artık küresel siyasete katkı veren, yönünü tayin eden bir ülke haline gelmiştir. ''

 

'Türkiye'ye yakışan budur'

Gazze'de, İsrail saldırılarının başladığı andan itibaren, Türkiye olarak haklı bir tepki ortaya koyduklarını belirten Erdoğan, Türkiye'nin, dünya kamuoyunun dikkatlerini bu meseleye çektiğini ve gür bir sesle 'saldırıların derhal durdurulması' gerektiğini ifade ettiklerini söyledi.

 

'7 yıllık iktidarımızda Kıbrıs'ta satılan ne var?'

Konuşmasında, Kıbrıs sorununa da değinen Başbakan Erdoğan, Kıbrıs'ta çözümden yana olan tarafın hep Türk tarafı olduğunu ifade etti. Erdoğan, şunları söyledi: ''Şunu herkes bilmelidir: Kıbrıs'ta kalıcı barışın temel parametreleri ortadadır. Çözüm, Ada'daki iki tarafın eşitliğine ve Kıbrıs'ta iki ayrı halkın, iki demokrasinin ve iki devletin varlığına dayanacaktır. Uzlaşma, bu zemin üzerinden sağlanacaktır. Kıbrıs Türkleri'nin uzun ve zahmetli bir mücadele sonucunda elde ettikleri kendi kendilerini yönetme hakkından, eşit statü ve eşit ortaklıktan vazgeçmeleri asla mümkün değildir. Biz, çözüm için çaba harcamaya devam edeceğiz. Çözümsüzlüğü bir çözüm gibi dayatanlara karşı da asla boynumuzu eğmeyeceğiz. Kimseye minnet duygumuz yok. Kimseye muhtaç olduğumuz bir durum da yok. Bizim tüm olumlu çabalarımıza rağmen bu kez de çözümsüzlük gibi bir durumla karşı karşıya kalınırsa, kimse Kuzey Kıbrıs Türk tarafından anlayış beklemesin. Kimse Türkiye'ye yeni taleplerle gelmesin. Bunun sorumluluğunu ne kendilerine, ne mensubu oldukları toplumlara, ne de tarihe verebilirler.

Kıbrıs Türkü, Türk milletinin ayrılmaz bir parçasıdır. Türkiye, geçmişte olduğu gibi, bugün, yarın ve daima Kıbrıs Türkü'nün barış ve esenliğinin en büyük teminatı olacaktır. Ancak, şu hususa da dikkatlerinizi çekmek istiyorum: Biz, Kıbrıs meselesinde çözüm için gayret sarf ederken, birileri çıktı, 'Kıbrıs'ı satıyorlar' dedi. Bugün, o söyledikleri sözün ağırlığı altında kaldılar. İftiralarının, ithamlarının, karalamalarının altında kaldılar. 7 yıllık iktidarımızda Kıbrıs'ta satılan ne var? KKTC daha ileri mi gitti, daha geri mi gitti? 7 yıl önce bizi topa tutanlar, bugün gelinen noktayı görünce acaba 'haksızlık etmişiz' diyebiliyorlar mı? Aslında her meselede bunu yaptılar. Türkiye'nin hangi kronik sorununu gündeme getirsek, 'ihanet' gibi, 'hıyanet' gibi, 'satmak, peşkeş çekmek' gibi siyasi edebe asla sığmayacak bir üslup kullandılar. Şimdi size soruyorum: Kıbrıs satıldı mı? Kıbrıs dün mü daha iyi şartlardaydı, bugün mü? Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin itibarı, tanınmışlığı dün mü daha yüksekti, bugün mü?''
 

'Türkiye'den KKTC'ye deniz altından su hattı projesi tamam'

KKTC'nin eskiden bir toplum gibi tanımlanırken, bugün İKÖ'de Kıbrıs Türk Devleti adıyla, gözlemci üye sıfatıyla toplantılara katılabildiğini hatırlatan Başbakan Erdoğan, ''Ada'da, bir tek Türk askeri bile çekilmeksizin dengeler değişmiştir. 'Türk askeri çekilsin' diyorlardı. Biz tek bir asker çekmedik'' dedi. Erdoğan, şunları söyledi: ''Alman Parlamentosu'nda 24 Mayıs 2007'de kısıtlamaların kaldırılmasını destekleyen bir karar alındı. İngiltere'yle bu yönde ortak çaba gösterme konusunda mutabakata varıldı. İtalyan siyaset adamları (Maurizio Turco ile Perduca Marco) KKTC vatandaşlığına geçmek için başvuruda bulunmuşlar ve başvuruları kabul edildi. Bugün KKTC vatandaşları ABD, İngiltere ve Fransa başta olmak üzere, Orta Doğu, Orta Asya ve Uzak Doğu'da birçok ülkeye, toplam 15 ülkeye, kendi pasaportları ile seyahat edebiliyorlar. KKTC'nin yurt dışı temsilciliklerinin sayısı 14'e çıkmıştır. KKTC'deki yabancı temsilciliklerin sayısı 7'ye ulaşmıştır. Türkiye'den KKTC'ye deniz altından su hattı projesini tamamladık. Şimdi inşasıyla ilgili ihale hazırlıkları yapılıyor. Türkiye'den KKTC'ye su vereceğiz. Ben tüm bu gelişmeleri, Kıbrıs üzerinden istismar siyaseti yürütenlere ithaf ediyorum, hayırlı olsun.''

 

'Bize düşeni fazlasıyla yaptık'

Büyük Kongre'nin Türkiye için son derece anlamlı bir yıl dönümünde gerçekleştirildiğini belirten Erdoğan, 3 Ekim 2005'te Türkiye'nin Avrupa Birliği ile katılım müzakerelerine başladığını hatırlattı. Bir yıl gibi kısa bir sürede 35 fasılda tarama sürecinin tamamlandığını kaydeden Başbakan Erdoğan, şunları söyledi: ''Türkiye'nin yarım asırlık Avrupa Birliği hayalinde en somut ve en çarpıcı gelişmeler bu dönemde, AK Parti döneminde yaşandı. Biz, Türkiye tarafı olarak, ülkemizin istikrar ve huzurunun kalıcı hale gelmesi, yaşam standartlarının, demokrasi standartlarının yükselmesi için, Avrupa Birliği Katılım Sürecine ilişkin yükümlülüklerimizi harfiyen yerine getiriyoruz. Her dönem başkanlığında iki faslın açılması, Türkiye'nin önüne yeni şartların konulması, deyim yerindeyse, maç sırasında kuralların değiştirilmesi, Avrupa Birliğine karşı soru işaretlerinin de artmasına neden olmuştur. Ayrıca, Avrupa içindeki kimi ülke liderlerinin, tamamen popülist kaygılarla Türkiye'yi tartışma konusu yapmaları da ülkemize yönelik ciddi bir adaletsizlik olarak tezahür etmiştir. Büyük Kongremiz vesilesiyle şu hususu bir kez daha hatırlatmakta fayda görüyorum: Hükümet olarak, Avrupa Birliğine katılım sürecini kararlılıkla sürdüreceğiz. Nitekim, bakan düzeyinde bir Başmüzakereci atamış olmam da bu niyetimizin somut göstergesidir. Biz, bize düşeni fazlasıyla yaptık, yapmaya da devam edeceğiz. Eğer Avrupa bizim bu gayretimizi, bu iştiyakımızı görmemekte direnirse, önümüze yeni kurallar, yeni engeller çıkarmaya devam ederse, bu kendi bilecekleri iştir. Ancak biz, kendimiz için, ülkemiz için, milletimiz için reformlarımızı yapmaya devam edecek, standartlarımızı yükselteceğiz.''
 

'Türkiye'nin liderliği'

Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti: ''Türkiye, G-20 gibi oluşumlarda küresel ekonomiye yön vermeye katkıda bulunuyor. Türkiye, Medeniyetler İttifakı gibi yüzyılın en önemli projelerinden birine eş başkanlık yapıyor. Bugün Pekin'den New York'a kadar her yerde Türkiye konuşuluyor. Bugün, Kabil'den Madrid'e, Sana'dan Kahire'ye, Beyrut'tan Melbourne'e kadar her coğrafyada Türkiye'nin onurlu duruşu konuşuluyor. Bugün, dünya mazlumları arasında Türkiye'nin liderliği, Türkiye'nin ağırlığı konuşuluyor. Aynı şekilde, benim yurt dışındaki vatandaşlarım, güçlü bir Türkiye'nin, lider bir Türkiye'nin, haksızlık karşısında dimdik duran bir Türkiye'nin vatandaşı olmanın onurunu yaşıyorlar. Artık her bir vatandaşım, Türkiye Cumhuriyeti pasaportunu, Türk lirasını taşımaktan, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir vatandaşı olmaktan gurur duyuyor. Bunu AK Parti başardı, bunu işte bu kadro, işte bu teşkilat başardı. Bunu sizin heyecanınız, sizin coşkunuz, sizin samimiyetiniz başardı. Bunu, milletimin hayır duaları başardı. Çok daha fazlasını hep birlikte yapacağız. Türkiye'yi çok daha güçlü, çok daha saygın bir ülke haline birlikte getireceğiz. Yeter ki umudumuzu yitirmeyelim, yeter ki öz güvenimizi kaybetmeyelim.''
 


'Kimsenin bu ülkede bir başkasını dışlamaya hakkı olamaz'

AKP'yi bir Türkiye partisi yapanın, bu kucaklayıcı tavrı olduğunu vurgulayan Başbakan Erdoğan, bu engin bakış açısıyla AKP'nin Türkiye'nin 7 coğrafi bölgesinde birinci parti olduğunu dile getirdi. Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti: ''Mevlana'ya kulak verdik, 'Gel, ne olursan ol, yine gel' dedik. Hacı Bektaş Veli'ye kulak verdik, 'Bir olalım, iri olalım, diri olalım' dedik. Pir Sultan Abdal'a kulak verdik, 'gelin canlar bir olalım' dedik. Yunus'a kulak verdik, 'gelin tanış olalım' dedik. Kimseyi Sünni olduğu için değil, kimseyi Alevi olduğu için değil, Türk, Kürt, Çerkez, Laz, Tatar, Abhaza, Arap, Roman, Musevi, Rum, Ermeni olduğu için değil, herkesi insan olduğu için sevdik. Biz bu terbiyeyi, biz bu adabı 'Yaradılanı severiz, Yaradandan ötürü' diyen Yunus'tan aldık. Biz bu terbiyeyi, Çanakkale'de düşmanına dahi kahve ikram edebilmeyi başarmış Mehmetçik'ten, şehitlerimizden, gazilerimizden aldık. Onun için kimsenin bu ülkede bir başkasını dışlamaya hakkı olamaz. Bu ülkenin hamurunda dışlamak yoktur.

Bu ülkenin hamurunda ötekileştirmek yoktur. Geçmişte yanlışlarımız varsa, bunları bir tarafa koyalım. Bir milat, yeniden yola koyulalım. Bu topraklar Anadolu'dur. Bu topraklar anaçtır, bu topraklar ana kucağı gibi herkese sevgiyle, şefkatle, merhametle kollarını açar. Bu topraklarda kimsenin bir başkasını ötekileştirmeye, dininden, mezhebinden, milliyetinden, etnik kimliğinden ötürü bir başkasını dışlamaya, hor görmeye hakkı olamaz. Bu topraklarda hoş görülmeyen yegane şey, hoşgörüsüzlüktür. Tahammül edilmeyen yegane şey, tahammülsüzlüktür. Biz, binlerce yıldan bu yana bu toprakların üzerinde yankılanan sese kulak veriyor, binlerce yıldan bu yana bu toprakları şekillendiren kardeşlik ruhunu benimsiyoruz. Bizim kitabımızda sınıf çatışmalarına yer yoktur. Bizim kitabımızda mezhep çatışmalarına yer yoktur. Bizim kitabımızda kavmiyetçi çatışmalara yer yoktur. Bizim kitabımızda memleketin bir bölgesini fazla, bir bölgesini eksik sevmek yazmaz. 780 bin kilometrekarenin tamamı bizim için aynı statüdedir. 72 milyon vatandaşımız bizim için aynı statüdedir, hepsi eşittir, hepsi birinci sınıf vatandaştır.''

'Gelin bu sorun alanlarını beraber çözelim'

Güvenliğin olmadığı yerde özgürlükten, hürriyetin olmadığı yerde de emniyetten söz edilemeyeceğini ifade eden Başbakan Erdoğan, şunları söyledi: ''Bugüne kadar etnik ayrımcılık yapmadık, yapmıyoruz, yapmayacağız. Dinsel ayrımcılık yapmadık, yapmıyoruz, yapmayacağız. Bölgesel ayrımcılık yapmadık, yapmıyoruz, yapmayacağız. Bütünleştirici, birleştirici, kaynaştırıcı bir siyaset istiyoruz. Bütünleşmiş, birleşmiş, kaynaşmış bir Türkiye istiyoruz. Bunu başarmak bizim elimizde. Bunu başarmak iktidarıyla, muhalefetimizle, anayasal kurumlarımızla, sivil toplum örgütlerimizle, sanatçılarımız, bilim adamlarımız, akademisyenlerimizle bizim elimizde. Ne diyoruz biz, ne diyoruz, ey muhalefet? Hepiniz, gelin, ne diyecekseniz, açık ve net söyleyin. Bu sorunlar var mı ülkemizde? Sorun alanları var mı ülkemizde? Bu sorun alanlarını biz siyasiler ortadan kaldırmayacak mıyız? Kaldıracağız. Peki ne güne duruyorsunuz. Daha gecikelim mi? Eğer sizin iktidara gelmenizi bekliyorsanız, bu millet sizi iktidara getirmez ve getirmeyecektir. Ben öyle görüyorum. Çünkü, bu anlayışla vatandaşına yaklaşanları bu millet iktidara getirmez. Gelin bu sorun alanlarını beraber çözelim. Bunları ortadan kaldıralım. Mesele, gelin üzümü beraber yiyelim ama derdiniz sizin bağcı dövmekse, benim milletim size bağcıyı dövdürmez. Onun için bu yolculuğu kararlı bir şekilde sürdüreceğiz, onu için durmak yok, yola devam diyoruz, devam edeceğiz.''

 

'Kürt kardeşimin meselesi benim meselemdir'

AKP'nin Türkiye'nin 81 vilayetinin 80'inden milletvekili çıkaran yegane parti olduğunu belirten Erdoğan, 22 Temmuz seçimlerinde AK Parti'nin oy oranının, Güneydoğu bölgesinde yüzde 51.7, Doğu Anadolu bölgesinde ise yüzde 54 olduğunu, AKP'nin her iki bölgede de oyların yarıdan fazlasını aldığını söyledi. AK Parti'nin Doğu Anadolu'da toplam 57 milletvekilliğinin 43'ünü, Güneydoğu'da ise 54 milletvekilliğinin 37'sini kazandığını anımsatan Erdoğan, şöyle devam etti: ''Ülkenin bir meselesi varsa, AK Parti'nin ona sırtını dönme seçeneği asla ve asla yok. Ülkemde kanayan bir yara varsa, AK Parti'nin ona ilgisiz kalma, alakasız kalma lüksü asla ve asla yok. Ülkemde yükselen bir talep varsa, AK Parti'nin ona karşı kör, sağır, dilsiz olma ihtimali yok. Türk kardeşimin meselesi benim meselemdir. Kürt kardeşimin meselesi benim meselemdir.Alevi kardeşimin meselesi benim meselemdir. Azınlıkların meselesi, benim meselemdir. Bu ülkeye vatandaşlık bağıyla bağlı her bir kardeşimin meselesi benim meselemdir. İşte onun için 'milli birlik' diyoruz. İşte onun için 'demokratik açılım' diyoruz.''
 

'Onlar 'küçük olsun, ama benim olsun' derdindeler'

Erdoğan meselenin ''Sivas'ın doğusuna geçemeyen partilerin anlayabileceği, kavrayabileceği bir mesele olmadığını'' belirterek, ''Sivas'ın batısına geçemeyenler bu meseleye bizim kadar samimi yaklaşamaz'' dedi. Türkiye'nin belli illerinde, belli bölgelerinde varlık gösterebilenlerin, Türkiye'nin tamamına hitap edemeyenlerin, Türkiye'yi bir bütün olarak ele alamayanların bu sorunları çözemeyeceğini ifade eden Erdoğan, şunları kaydetti: ''Onlar, 'Küçük olsun, ama benim olsun' derdindeler. Biz bunu yapamayız, yapmadık ve yapmayacağız. Tüm Türkiye'yi kucaklayamayanlar, Türkiye partisi olmaktan çıkıp bölge partisine dönüşenler, milletimizin hissiyatını bir bütün olarak algılayamazlar. Türkiye'yi zihinlerinde, siyasetlerinde, teşkilatlarında bölenler, bizi Türkiye'yi bölmekle itham edemezler. Bugün Türkiye'de birlik siyasetinin, bütünlük siyasetinin yegane adresi AK Parti'dir. ''

Erdoğan, bir Anadolu türküsünün sözlerini okuyarak Türkiye'nin meselelerinin bu türkünün, ağıdın ve yakarışların karşılığını bulmak olduğunu ifade ederek, ''Meydanlarda hamasetle bu iş çözülmüyor. Onun için diyoruz ki ne biliyorsan onu söyle. Hizmetkarın olalım, doğruları paylaşalım, beraber bunu ortadan kaldıralım diyoruz. Bildiğimizi, düşündüğümüzü dayatalım demiyoruz gel beraber yapalım diyoruz. Onun için de İçişleri Bakanımızın koordinasyonunda bugüne kadar çalıştık, çalışıyoruz. 11 Ağustosta partimizin grup toplantısında da ifade ettim. Doğudaki anne ile batıdaki anne, gencecik yavrularının başında aynı Fatiha'yı, aynı Yasin'i okuyorsa, aynı ağıdı yakıyorsa, cemaat aynı kıbleye yöneliyorsa, buna rağmen bu acılar yaşanıyorsa, burada çok ama çok ciddi bir yanlış vardır. Herkes, çözümü devletten bekliyorsa, herkes çözümü siyasetten bekliyorsa, buna gözünü yummak, buna duyarsız kalmak akıl karı mıdır? Böyle bir yaklaşım, demokrasiden başka, siyasetten başka, hukuktan başka kapıların açılmasına seyirci kalmak demek değil midir?''
 

'Kimse AKP'ye 'ülkeyi bölüyorsun' diyemez'

Erdoğan, AKP'nin her meseleyi siyaset içinde, hukuk içinde, demokrasi içinde konuşulabileceğini, tartışılabileceğini, çözülebileceğini düşündüğünü ifade ederek,Türkiye'nin her sorunu hal yoluna koyabilecek bir donanıma, bir birikime ve bir özgüvene sahip olduğuna inandıklarını belirtti.
Erdoğan, şöyle devam etti: ''Burada iki şey var. Bir hesabı olanlar var, iki hasbi olanlar var. Hesabı olanları milletim hesaba çekecek. Ama hasbi olanları da benim milletim her zaman olduğu gibi mükafatlandıracak. Annelerin gözyaşını dindirmekten, babaların yürek sızısını gidermekten başka hiçbir gayemiz yok. Kimse AK Parti'ye, AK Parti iktidarına 'ülkeyi bölüyorsunuz' diyemez. Bunu diyenler AK Parti'ye en büyük ithamı yapmış olur. Bu ülkeyi, 780 bin kilometre kare, 72 milyon vatandaşıyla birlikte arşınlayacaksın, metrekaresine kadar ulaşacaksınız. Dağ, taş demeyeceksin. Köydes projesiyle yolu olmayan, suyu olmayan yerlere ulaşacaksın, orada vatandaşınla kucaklaşacaksın. Ondan sonra da sen bölücü olacaksın, öyle mi? Kaç kere gittin acaba oralara? Tanır mısın acaba oranın yollarını? Hiç gittin mi, kucakladın mı, sarıldın mı, okşadın mı, derdin nedir sordun mu? Yok. Ama utanmadan, sıkılmadan bir de kalkacaksın, diyeceksin ki Türkiye'yi bölüyorlar. Türkiye'yi asıl bölen sizsiniz, siz. Sizin ta kendiniz bu ülkeyi yıllardır maalesef etnik ifadelerle böldünüz. Hiç bir zaman kucaklayamadınız. Ama biz Türküyle, Kürdüyle, Lazıyla, Çerkeziyle, Romanıyla istisnasız bütün vatandaşlarımı aynı şekilde kucaklıyor ve seviyoruz. Ayırmak yok. Etnik kimlikler alt kimliktir dedik. Bir de bizim üst kimliğimiz var. O da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığımızdır. Burada da birleşeceğiz. AK Parti'li işte budur. Biz böyle biliyoruz, böyle yürüyeceğiz. Öyle mi Diyarbakırlı bacım?''


Divan Başkanlığı'na Arınç seçildi

AKP'nin kongresinde, partililer güvenlik kontrollerinden geçirilerek salona alındılar. Kongrede, yoklama ve açılışın ardından divan oluşturuldu. Delegelerin onayına sunulan önerge ile kongreyi yönetmek üzere Divan Başkanlığı'na Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç seçildi. Arınç'ın yardımcılığını ise Milli Eğitim Komisyonu Başkanı Mehmet Sağlam yürütecek.

AKP'nin 3. Olağan Kongresi'nde "açılım komisyonu" da kuruldu. "Demokratik açılım komisyonu", İçişleri Bakanı Beşir Atalay, TBMM Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ ve Adana milletvekili Ömer Çelik'ten oluşuyor.

 

Erdoğan, yeniden Genel Başkan oldu

Başbakan Erdoğan, AKP'nin 3'ncü olağan büyük kongresinde yeniden genel başkanlığa seçildi. Kongrede bin 463 delegeden bin 363'ü oy kullandı. 1 delegenin oyu geçersiz sayılırken Erdoğan bin 362 delegenin oyuyla genel başkanlığa seçildi.