Erkin Özalp, Karl Marx’ın ‘Fransız Üçlemesi’ni Almanca aslında dilimize kazandırdı

Marksist literatürün Türkçeye kazandırılmasına yalnızca çevirmen olarak değil, editör olarak da yadsınmaz katkılarda bulunan Erkin Özalp’le, ülkemizin bu alandaki çeviri serüvenini ve Karl Marx'ın üçlemesini konuştuk.

26 Şubat 2017 Pazar, 00:16
Abone Ol google-news

Bu üç yapıt bugün nasıl okunmalı? 
 
Yordam Kitap, Karl Marx’ın Fransa’daki sınıf mücadelelerini ele aldığı üç temel yapıtını hem ayrı ayrı, hem de tek bir ciltte bir araya getirerek yayımladı. Şubat 1848 Devrimi sırasında yaşanan gelişmelerin incelendiği “Fransa’da Sınıf Mücadeleleri 1848-50” ile “Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’i” ve 1871 Paris Komünü deneyiminin çözümlendiği “Fransa’da İç Savaş”. Marx’ın bu üç yapıtını da Almanca asıllarından dilimize Erkin Özalp çevirdi.
 
- Marksist literatürün Türkçeye aktarılması özellikle 1960’lardan başlayarak hızlanmıştı. Siz, bu konuda hem editör hem de çevirmen olarak uzmanlaşmış biri olarak o günlerden bu yana Marksist literatürün dilimize sağlıklı ve doğru bir biçimde çevrilip çevrilmediği konusunda ne düşünüyorsunuz?

- Öncelikle, Marksizmin klasik eserlerinin 1960’larda ve 1970’lerde yani başka ülkelerle karşılaştırıldığında hayli gecikmeli olarak yapılan çevirilerinin Türkiye’de Marksist düşüncelerin yaygınlaşmasına ve daha doğru anlaşılmasına çok önemli katkılarda bulunduğunu vurgulamak gerekir. Bu çeviriler sayesinde Marksizm hakkında bir tür aydınlanmanın yaşandığı söylenebilir. Ancak sorunlar da vardı. Birincisi, o dönemde bazı kaynaklara ulaşmanın daha zor olması nedeniyle özgün metinlerdeki bazı özel terimlerin ve göndermelerin doğru anlaşılması mümkün olmamıştı. İkincisi, bazı klasik eser çevirilerinde çok fazla yanlışın bulunması, bunların biraz aceleyle çevrilmiş ve yeterli editörlük süreçlerinden geçmemiş olduğunu gösteriyor. Üçüncüsü, Marksist klasiklerin büyük çoğunluğu, özgün dillerinden değil, Fransızcadan ya da İngilizceden çevrilmişti.
 
ÖNCEKİ ÇEVİRİLERDEKİ YANLIŞLAR

- Anladığım kadarıyla “Fransız Üçlemesi”ndeki kitapları çevirirken bu yapıtların daha önceki çevirilerinden de yararlandınız, en azından o çevirileri gözden geçirdiniz. Daha önceki çevirilerde ne gibi eksiklere ya da yanlışlara rastladınız?

- Başta şunu vurgulayayım: Kasıtlı çarpıtmalarla karşılaşmadığımı düşünüyorum. Bazı pasajların çevrilmemesi anlamındaki eksiklerle de karşılaşmadım. “Fransız Üçlemesi” çevirimdeki özgün bir yan, “Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’i” adlı eserin 1852 ve 1869 baskıları arasındaki tüm önemli farklılıkları göstermiş olmam. Diğer yandan, “Fransa’da İç Savaş”ın hayli uzun olan taslak metinleri Türkçeye bildiğim kadarıyla ilk kez çevrildi. Daha önceki Türkçe çevirilerdeki yanlışlara gelince... Bazılarında, eserlerin anlaşılmasını zorlaştıracak kadar çok sayıda yanlış vardı. Ama bana kalırsa en az bunun kadar önemli bir sorun, aradan geçen çok uzun süreye rağmen pek çok çevirinin gözden geçirilmeden yeniden basılabilmesi.
 
DİNAMİK BİR TEORİ

- Marx’ın Avrupa’daki 1848-1849 devriminin sonuçlarını özetlediği “Fransa’da Sınıf Mücadeleleri 1848-1850”, 1895’te Engels tarafından yeniden düzenlenerek önemli bir önsözle yeniden yayımlanmıştı. Sizce bu kitabın Marksist hareketteki temel niteliği nedir?

- Marksizmin kurucuları, 1848’in Şubat ayında yayımlanan “Komünist Parti Manifestosu” adlı eserlerinde, burjuvazinin o zamana kadar oynadığı devrimci rolden övgüyle söz etmişti. Yine Şubat 1848’de Fransa’da patlak veren devrimin ardından, işçi sınıfı ilk kez burjuvaziden bağımsız bir şekilde siyaset sahnesine çıktı ve bu ülkenin tarihinde ikinci kez cumhuriyet ilan edilmesini deyim yerindeyse zorla sağladı.Burjuvazinin buna tepkisi, o zamana kadar mücadele ettiği feodal sınıflarla ittifak kurmak ve işçi sınıfı hareketinin kanla bastırılmasını destekti. Bir başka deyişle işçi sınıfının siyaset sahnesine çıkmasıyla birlikte burjuvazi gericileşmişti. Bu da tek başına Fransa’yla sınırlı kalmayan bir gelişmeydi.

Marx, “Fransa’da Sınıf Mücadeleleri 1848-1850”de bir araya getirilen makalelerinde, sınıf mücadeleleri tarihindeki bu önemli değişimin kapsamlı bir çözümlemesini yapıyor, Fransa’da işçilerin ezilmesinden sonra kurulan İkinci Cumhuriyet rejimini bir burjuva diktatörlüğü olarak tanımlıyor ve sınıfsız topluma ulaşmak için bir proletarya diktatörlüğü aşamasından geçmenin gerekli olduğunu saptıyor. Engels’in ünlü önsözü ise Marksizmin sınıf mücadelelerine ve işçi sınıfının siyasal iktidar mücadelesine şablonlarla yaklaşmadığını, koşulların değişmesiyle birlikte stratejilerin ve taktiklerin de değiştirilmesi gerektiğini bir kez daha ortaya koyuyor. Kanımca hem eserin kendisi hem de önsöz, Marksizmin işçi sınıfı devriminin dinamik bir teorisi olduğunu göstermeleri nedeniyle de önem taşıyor.
 
BONAPARTİZM” KAVRAMI

- Marx, “Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’i”ni 1851-1852’de yazmış, yapıt 1869’da yeniden yayımlanmıştı. Bu kitabın Marksist literatürdeki yerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Bu eserle birlikte Marksist literatüre “Bonapartizm” kavramı eklendi. Sıradan ve gülünç bir kişilik, nasıl oldu da önce genel oyla cumhurbaşkanı seçilebildi ve sonra da bir darbe yaparak imparatorluk rejiminin yolunu açabildi? Halkoylamaları neden ona engel olmak yerine onu güçlendirebildi? Çünkü Fransız halkının çoğunluğunun, yani köylülüğün çıkarlarını temsil ettiğini iddia eden Bonaparte, gerçekte asıl olarak burjuvazinin çıkarlarına hizmet etmişti. Burjuvazi, işleri yolunda gittiği sürece, işçi sınıfı baskı altında tutulduğu sürece, darbelerden, tek adam rejimlerinden, keyfî yönetim tarzlarından rahatsızlık duymaz. Marx, “Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’i”nde, Fransa’nın bir kez daha cumhuriyet rejiminden imparatorluk rejimine yönelmesinin sınıf mücadelelerinin bir sonucu olduğunu gösteriyor.
 
SINIFSIZ TOPLUMA GEÇİŞ SÜRECİ

- “Fransa’da İç Savaş”ı Marx, Enternasyonal Genel Konseyi’nin, Paris Komünü’ndeki Komüncülerin niteliği ve önemi üstüne resmi bildirisi olarak 1871’de kaleme almıştı. Sizce, “Fransa’da İç Savaş”ın Marx’ın yapıtları arasındaki yeri nedir?

- Marx, insanlığın sınıfsız topluma ulaşması için bir proletarya diktatörlüğü aşamasından geçilmesi gerektiğini saptamış ama bunun neye benzeyeceği hakkında spekülasyon yapmamıştı. Tarihteki ilk işçi sınıfı iktidarı olan Paris Komünü, Marx’ın bu konuyu somut siyasal mücadele deneyimlerinden hareketle ele almasını mümkün kıldı. Proletarya diktatörlüğü, halk tarafından yönetilen bir halk iktidarının varlığı anlamına gelecekti. Bu diktatörlüğün görevi, masa başında tarif edilmiş birtakım idealleri hayata geçirmek değil, yeni toplum öğelerini serbest bırakmak olacaktı. Marx, sınıfsız topluma geçiş süreci hakkındaki en kapsamlı değerlendirmelerini “Fransa’da İç Savaş”ta yaptı.
 
YENİ BİR TOPLUM DÜZENİ GEREKSİNİMİ
- Sonradan “Fransız Üçlemesi” adı altında bir arada basılan bu üç kitap, sizce bugün nasıl bir gözle okunmalı?

- Üçlemede anlatılanlarla günümüzün gerçekleri arasında çok fazla benzerlik var. Örneğin, Paris halkı 1871’de Alman işgaline karşı direnişe geçtiğinde, görünüşte milliyetçi olan Fransız burjuva siyasetçileri ile Alman burjuva siyasetçileri halka karşı birleşebilmişti. Düzen siyasetçilerinin milliyetçiliği o dönemden beri bir demagojiden, daha doğrusu halklara karşı kullanılan bir silahtan ibaret.
Marx, üç eserinde de, burjuvazinin karşı-devrimcileşmesinin tarihini anlatıyor ve yeni bir toplum düzenine geçişin koşullarını tartışıyor. Aradan geçen süre içinde kapitalizmin nitelik değiştirdiği iddiaları sıkça dile getirildi. Kanımca, “Fransız Üçlemesi” okunurken, insanlık açısından bakıldığında yeni bir toplum düzenine duyulan gereksinimin azalmış mı yoksa fazlasıyla artmış mı olduğu üzerine düşünmekte yarar var.