'Eşitsizliğin nedeni siyasi kurumlar'

Dünyanın sayılı ekonomistlerinden Profesör Daron Acemoğlu, gelir ve servet eşitsizliğini sermaye getirisinin ekonomik büyüme hızından büyük olmasına bağlayan Piketty’nin popüler kitabı ‘21. Yüzyılda Kapital’in eksikliklerini ortaya koyan bir makale yayımladı. Acemoğlu’na göre gelir eşitşizliğini esas yaratan, Piketty’nin hiç değinmediği kurumlar, kısacası siyasi güç.

27 Ağustos 2014 Çarşamba, 10:25
Abone Ol google-news

Kapitalizmin yarattığı servet ve gelir eşitsizliğinin 21. yüzyılda artık sürdürülemez boyutlara varması, günümüz iktisatçılarının ‘eşitsizliğin nedenleri’ni tartışan çalışmalarını da hızlandırdı. Fransız iktisatçı Thomas Piketty’nin büyük popülerlik kazanan kitabı “21. Yüzyılda Kapital”den sonra, dünyanın en çok alıntı yapılan 10 ekonomistinden biri olan Massachusetts Institute of Technology (MIT) Profesörü Daron Acemoğlu ve Harvard Üniversitesi Profesörü James A. Robinson “Kapitalizmin Genel Kurallarının Yükselişi ve Çöküşü” adlı ortak makaleyle eşitsizlik sorununun nedenlerini irdelediler.

Acemoğlu ve Robinson tarafından bu ay yayımlanan makale, Piketty’nin eksikliklerini ortaya koyarken eşitsizliğin ortaya çıkmasında siyasi ve ekonomik kurumların rolüne dikkat çekiyor. Makale, Piketty’nin, eşitsizliğin dinamiklerini tanımlayan genel kuralları formülleştiren büyük klasik iktasatçılar Marx, Ricardo ve Malthus’un geleneksel çizgisini takip ettiğini vurguluyor. Geçmişi anlamak ve geleceği tahmin etmede bu genel kuralların faydalı olmadığını iddia eden makale, “Çünkü bu kurallar, bir toplumda kaynakların dağılımı ve teknolojinin gelişiminin şekillenmesinde siyasi ve ekonomik kurumların esas rolünü göz ardı ediyor” diyor.

Makalede İsveç ve Güney Afrika ekonomik ve siyasi tarihleri ele alınarak eşitsizliğin dinamiklerinin kurumsal faktörlerle bağlantısının önemi vurgulanıyor. Acemoğlu ve Robinson’a göre kurumsal faktörler ve bunların içsel gelişimi, eşitsizliğin oluşumunda, Piketty’nin kitabında vurguladığı ‘sermayenin getirisinin ekonominin büyüme hızından büyük olması’ faktöründen daha etkili.

Makale, Piketty’nin gelir ve servet eşitsizliğini ölçmede vergi beyannamelerini veri olarak kullanmasının iktisatçılar için yeni bir ufuk açtığını kabul ederken, klasik iktisatçılar ve hatta Marx’ın çok basit bir hata yaptığını öne sürüyor. Bu da “Bir toplumun siyasi dengeleri ve kurumlarının, teknolojinin ilerleyişini, piyasaların işleyişini ve farklı ekonomik düzenlemelerden elde edilen kazançları nasıl belirlediğini göz ardı etmek”. Makalede gelir ve servet eşitsizliğinin kurumsal nedenleri özetle şöyle açıklanıyor:

* 20. yüzyıl boyunca iki farklı eşitsizlik hikâyesi olan Güney Afrika ve İsveç ekonomileri, eşitsizliğin odak noktasının yüzde 1’lik üst gelir grubu olmadığını gösteriyor. İki ülkede eşitsizliğin dinamikleri toplumdaki farklı kurumsal ilişkilere bağlı.

* İsveç ve Afrika’da benzer bir şekilde yüzde 1’lik üst gelir grubunun yarattığı eşitsizlik 1980’lere kadar düşerken bu tarihten sonra yükselişe geçti.

* Ancak Güney Afrika’da 20. yüzyılın ilk yarısında siyah ve beyaz işçiler arasındaki gelir uçurumunun giderek büyüdüğü ve 1970’e gelindiğinde 14 kata çıktığı görünüyor.

* Fransız Devrimi, sosyal demokrasi ve Güney Afrika’da 1994’e kadar yasal olarak uygulanan ırk ayrımcılığı politikası (Apartheid) eşitsizlik üzerinde etkili.

* Apartheid yasasıyla 1910’da Güney Afrika’da arazilerin yüzde 93’ü beyazlara ayrılırken, nüfusun yüzde 80’ini oluşturan siyahlar yüzde 7’ye sahip olabildi ve sadece madenler ve çiftliklerde vasıfsız işçi olarak çalıştırıldılar. Bu da siyahların gelirlerinin düşmesine neden oldu. Yasanın kaldırılmasıyla siyahların gelirlerinde artış gözlendi.

* İsveç’te ise 1965-2010 arasında yüzde 5’lik üst gelir grubuyla yüzde 1’in gelirleri aynı oranlarda büyüdü. 1980’lere kadar yüzde 1’in gelirlerindeki düşüş hükümet politikalarından kaynaklandı. İsveç demokrasisinin gelişimi, 1910’da yüzde 10 olan marjinal vergi oranlarının 1960’larda yüzde 40’a çıkarılması, işgücü piyasası kurumlarının ortaya çıkmasıyla ücret pazarlığının artması, eşitsizlik üzerinde aşağı yönlü baskı yarattı.

Piketty ne demişti?

Yeni Karl Marx olarak adlandırılan, kitabı Amerika’da uzun süre bestseller olan Piketty, 30 ülkenin vergi kayıtlarını tek tek inceleyerek gelir ve servet dağılımı adaletsizliğini vergi kayıtlarına dayanan bir veritabanından ortaya koyuyor. Sermaye getiri oranlarının büyüme hızından yüksek olduğu dönemlerin (1910-1940 ve 1980 sonrası) eşitsizliğin derinleştiği; tersi olan dönemlerin ise (1950-1970’ler) eşitsizliğin azaldığı yıllar olduğunu öne süren Piketty, en zengin yüzde 1’lik kesimin gelir dağılımı eşitsizliğinde öne çıktığına dikkat çekiyor. Gelir ve servete küresel düzeyde uygulanacak artan oranlı vergi sistemiyle sermayenin dizginlenebileceğini savunuyor.