Kafka Kitap'tan Büyük Fikirler Serisi

Kuşkusuz felsefi eserleri okuyarak sadece bilgimizi ve genel kültürümüzü artırmayız, aynı zamanda ve özellikle de bunlar, içinde yaşadığımız dünyayı ve günümüzün koşullarını daha yerinde analiz etmemize yardımcı olurlar. Nitzsche’yi okumadan günümüzün toplumsal çürümesine sağlam bir kültürel eleştiri yöneltmek mümkün müdür? Ya da savaşmadan kazanmayı öğütleyen Sun Tzu’dan öğrenmemek olur mu?

27 Mart 2021 Cumartesi, 00:03
Abone Ol google-news

‘FELSEFE BAYKUŞ MU YOKSA HOROZ MU?

“Dünyanın nasıl olması gerektiği hakkında bir şeyler söylemek gerektiğinde felsefe hep geç kalır. Olgular hakkındaki bilgi, gerçeklik tamamlandıktan ve sona gelindikten sonraki zaman içinde belirir. Nitekim kavramın bize öğrettiği de budur; ki tarihin de zorunlu olarak bize kanıtladığı gibi, ideal olanla reel olan olgunlaşmış gerçeklik zemininde karşı karşıya gelirler. İdeal olan, reel dünyadan süzdüğü özünü kendi entelektüel dünyasında biçimlendirir. Felsefe, (soluk) gri tonunu gri tonla tanımlamaya başladığında sadece yaşamda bir yapının daha yaşlandığını ifade etmiş olur. Gri olanı griyle gençleştiremeyiz, fakat onun bilgisine ulaşabiliriz. Sonuçta Minerva’nın baykuşu, uçuşuna gecenin alacakaranlığında başlar.”

Alman filozof Hegel, Hukuk Felsefesinin Temel İlkeleri’nin girişinde bunları vurgulama gereği duyar. Demek ki felsefe, geleceğin nasıl olması gerektiğine değil, mevcudun nasıl olduğunu anlatmaya yoğunlaşmalıdır. Buna itiraz eden başka filozoflarsa, felsefeyi bilgeliğin sembolü olan baykuşa değil, sökmekte olan şafağın habercisi olan horoza benzetirler.

Kanımca bu iki tezden bir sentez yaratmak daha doğru olur. Felsefe, hem geçmişi tahlil etmeli hem de sökmekte olan şafağı anlamlandırmalıdır.

FELSEFEYE ARTAN İLGİNİN NEDENİ

Sevindirici olan şudur ki Türkiye’de son yıllarda felsefeye olan ilgi, toplumun her kesiminde oldukça artmıştır. Sadece sanal alemde veya dijital medyada değil, fiziki yayın alanında da gözle görülür bir artış söz konusudur. Hatta bu ilgiyi okullarda da görmek mümkündür. Birçok orta eğitim kurumunun felsefeye önem verdiğini, düzenledikleri seminerlerden, ailelerden gelen taleplerden görüyoruz.

Bu artışın en önemli nedenlerinden biri, AKP iktidarının orta eğitimde felsefe derslerini mümkün olduğu kadar azaltması. Son yıllarda birçok orta eğitim kurumunun İmam Hatip Liseleri’ne çevrilmesindeki amaç, “din ve ahlak” ders saatlerinin artırılması değildi, aynı zamanda felsefe derslerine olan yoğun ilgiyi çeşitli bürokratik engellerle bastırmaktı. Buna rağmen felsefeye olan ilgi azalmamış aksine artmıştır.

Peki, felsefeye olan ilgi neden arttı? Bunun nedenini felsefenin özünde aramak gerekir. Yunanca bir terim olan “philo-sophia” hikmet-bilgi sevgisi demektir. Arapların ilk filozofu el-Kindi, doğrudan Yunancadan esinlenerek felsefeye “felasife”, filozofa da “feylesof” demiştir.

Felsefe, aslında “hakikatin bilgisine ulaşma çabasıdır” da denebilir. Filozoflar, felsefeye kendi dünya görüşüne uygun anlamlar yüklerler. Ortak bir tanımla felsefe, “insanın aklı, mantığı ve eleştirel yöntemi kullanarak evren ve toplum hakkında düşünme, sorunlara çözümler üretme ve varlığımızı anlamlandırma çabasıdır” diyebiliriz.

Felsefenin kökeninin nereye dayandığı konusu, felsefeciler arasında sürmekte olan bir tartışma konusudur. Kimileri felsefenin kökenini uygarlıkların ve devletlerin ilk ortaya çıktıkları (MÖ. 3 binli yıllarda Hint, Çin, Mısır) döneme dayandırırken, bazıları ise felsefeyi Yunanla, özellikle de Thales (MÖ 6.yy)’le başlatmaktadırlar.

Felsefe yayıncılığı, son yıllarda, kendini Yunan metinleriyle sınırlamadan Hint, Çin, Doğu-İslam ve Batılı filozofların metinlerine kadar uzanmıştır. Felsefi metinler zihinlerde derin izler bırakarak insanın düşünme, görme ve olguları kavrama biçimini değiştirmişlerdir.

Bu eserler, mevcut düzeni eleştirmenin yanı sıra tartışmalara zemin oluşturarak önemli ölçüde geleceği de belirlemişlerdir. Birçok eser, evreni ve dünyayı eleştirel bir gözle algılamamızı sağlamış, düşüncelerimizi zenginleştirmiş ve hayatımızı biçimlendirmeyi kolaylaştırmıştır.

Bu yüzden Kafka Kitap, bir süredir, fikirleriyle insanlık tarihinde etkin olmuş hatta yön vermiş büyük düşünürlerin eserlerini yayımlamaktadır.

BÜYÜK FİKİRLER SERİSİ

Kafka Kitap, farklı bir anlayışla uygarlık tarihinin en çok okunan eserlerini “Büyük Fikirler” üst başlığıyla yayımlıyor. Robert Louis Stevenson’ın Aylaklar İçin Bir Savunu adlı eseri, serinin 21. kitabı olarak önümüzdeki günlerde kitapçı raflarında yer alacak.

Peki bu eserler arasında neler var?

Büyük Fikirler serisinin ilk kitaplarından biri olarak MÖ 6. yüzyılda yaşamış ünlü Çinli filozof Lao Tzu’nun unutulmaz eseri Tao Te Ching, felsefenin temel bir klasiği olarak yer almaktadır. Lao Tzu, eserinde, halkı yoksulluğa ve sefalete sürükleyen hükümdarları eleştirerek onlara “kendi çıkarlarınızı değil, halkın refah ve mutluluğunu düşünün” demektedir. Çin felsefesinin temel ilkelerinden olan savaş karşıtlığının izlerini Lao Tzu’nun söz konusu eserinde de görürüz.

Yine seride Çin felsefesinin büyük filozofu Konfüçyüs’ün konuşmalarından derlenmiş İlk On Bölüm, Doğu bilgeliğinin temel metinlerinden olan Zen klasik hikayeleri, savaş sanatının üstadı Sun Tzu’nun Savaş Sanatı, Romalı filozof Seneca’nın Yaşamın Kısalığı Üzerine adlı eserler de dikkat çekmektedir.

Aynı şekilde uzun bir sunuşla yorumladığımız ve çevirisi bana ait olan Thomas More’un ölümsüz eseri Ütopya, siyaset biliminin üstatlarından Niccola Makyavelli’nin klasik eseri Hükümdar, tarihin ilk kadın hakları savaşçısı Mary Wollenstonecraft’ın Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi, Alman düşünür Arthur Schoppenhauer’ın Dünyanın Istırabı Üzerine, Karl Marx’ın Komünist Manifesto’su ve İngiliz sanat eleştirmeni John Ruskin’in Sanat ve Hayat Üzerine adlı eserleri Kafka Kitap tarafından okurlarla buluşturulmuştur.

Kafka Kitap’ın yayımladığı eserler arasında psikanalizmin babası Sigmund Freud’un, İngiliz yazar Virginia Woolf’un, büyük Rus düşünür ve edebiyatçılar Lev Tolstoy’un, Dostoyevski’nin ve daha birçok düşünür ve filozofun kaleminden çıkmış klasik eserler yer almaktadır.