‘Felsefenin aydınlığına ihtiyacımız var!’

Gerçeğe karşı neden bu kadar tutkululardı? Vazgeçilmez olan neydi? Vazgeçenler bizlere hangi mesajı bıraktı? Hayalleri için ne yaptılar? Nelerden korktular, neye tutundular? Onları farklı kılan neydi? Farklı olmak neler getirdi? Orhan Tüleylioğlu, farklı alanlarda tanınmış isimlerin yaşam öykülerinden kesitler sunduğu kitabında gerçeği söylemenin tek bir yolunun olmadığını, gerçek üzerine ısrarcı olmanın ise dünyanın hemen her yerinde ortak bir kader yaşattığını anlatıyor. Gerçeği Söylemek, kimi zaman merakları, kimi zaman yüksek idealleri, kimi zaman ise sadece daha mutlu olabilmek uğruna harekete geçenlerin ve değişim yaratanların yol haritasını çıkarıyor.

09 Nisan 2021 Cuma, 00:04
Abone Ol google-news

Fotoğraf: NECATİ SAVAŞ

ÖNCÜLER VE YENİ DÜNYA GÖRÜŞLERİ...

- İncelemenizde merceğe aldığınız; başlıca yazın, düşün, felsefe, resim, heykel alanlarında öncü isimlerin ortak özellikleri anlatır mısınız?

Birçoğu yapıtları, düşünceleri, eylemleri ve aydın kimlikleriyle topluma öncülük eden insanlar. Güçlünün değil, haklının yanında olmuşlar.

Haksızlıklara karşı çıkmışlar. Toplumu aydınlatmış, o aydınlığı yaymak için yaşam boyu çalışmış, kişisel çıkarları için değil tüm toplumu ilgilendiren konular hakkında söz almışlar; yazarak, konuşarak, düşünerek, üreterek kavgaya katılmışlar.

Gerçeği savunmuş, topluma bir şeyler vermek için yaşamış, halkın mutluluğunu, umutlarını çalanlarla korkusuzca savaşmışlar.

- Faşizmin, “Gerçeği söylemek devrimciliktir” demiş Antonio Gramsci’ye yaşattığı ağır süreci örnekleyerek başlıyorsunuz kitabınıza. Gramsci nasıl bir kült örnektir?

20. yüzyılın en özgün düşünürü ve eylem insanlarından Antonio Gramsci, İtalya’da 1922’de faşizme karşı yürütülen mücadele içinde, önce gazeteci daha sonra milletvekili olarak yer almıştı.

Düşünmesini engellemek isteyen faşist iktidar, milletvekili dokunulmazlığı olduğu halde onu yirmi yıl hapse mahkûm etti. Ama faşizmin zindanları beyninin işlemesini engelleyemeyecek onu yolundan edemeyecekti.

Mücadelesini son nefesine kadar sürdüren Gramsci, kötü cezaevi koşullarına karşın, bir felsefe-siyasal düşünce ansiklopedisi niteliği taşıyan Hapishane Defterleri’ni yazdı.

Boyun eğmezliğin, direnişçiliğin, irade gücünün simgesi oldu. Yazıları, kitapları, düşünceleri dilden dile, ülkeden ülkeye, bir coğrafyadan diğerine ulaştı.

- Batı Anadolu’nun, Antik Çağ felsefesine kazandırdığı filozofların varoluşa ilişkin vardıkları temel sonuçlara hangi bağlamda dikkat çekiyorsunuz?

Bu filozoflar, insanlık tarihinde, o zamana değin hiçbir yerde görülmemiş, bilgiye dayalı yepyeni bir dünya görüşü ortaya koydular. Temelden bir değişime yol açan bu görüş, gelenek, görenek, inanç sistemini yıkmış, insanlığın özgürleşmesi ve gelişmesine büyük katkı sağlamıştı.

NÂZIM HİKMET, ORHAN KEMAL,RIFAT ILGAZ...

- Bir Nâzım Hikmet, Orhan Kemal, Rıfat Ilgaz da yazınlarının yanı sıra yargılanma süreçleriyle, kendilerine ödetilen bedellerle vurgulanıyor.

Nâzım Hikmet, “Askeri isyana teşvik”le suçlandı. 12 yıl 7 ay hapis yattı. 1950 yılında Meclis’te, Af Yasası görüşmeleri sırasında temel tartışmalardan biri Nâzım Hikmet’in af kapsamına girmesinin engellenmesiydi.

Orhan Kemal, askerlik görevini sürdürdüğü sırada, tezkere almasına kırk gün kala komünistlik propagandası yapıyor diye ihbar edildi. 5 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Cumhuriyet tarihine tanıklık etmiş koca bir edebiyat çınarı olan Rıfat Ilgaz, şiirlerinden dolayı her zaman susturulmak, ezilmek, yok edilmek istendi. Yaşamı hastaneler ve hapishaneler arasında geçti.

Üç edebiyatçımız da insanın insanca yaşaması için yüzyıllardır sürdürülen özgürlük ve eşitlik savaşımına yapıtlarıyla katılmışlardı.

‘SALÂH BİRSEL, BİLGİSİYLE OKURU ALTÜST ETTİ!’

- Salâh Birsel’in “önce insan sonra şair-insan” vargısını, şaire sunduğu sağlıklı yol haritasını, tüm bir yazına katkılarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kendine özgü üslubuyla, yaşama sevinciyle; düşündüren, öğreten, gülümseten yapıtlarıyla okurlarının gönlünde taht kuran Salâh Birsel, gerçek bir aydın, bir düşün ve yazın insanıydı.

Şiirden günlüğe, günlükten denemeye, her biri kültür hazinesi niteliğindeki yapıtlarında tüm renkleriyle insanı, tüm zorluğu ve güzelliğiyle yaşamı ele aldı. Bilgisiyle okuru altüst etti. Dünyasına giren okur, oradan yeni bir insan olarak çıktı.

OĞUZ ATAY’IN BİLİNÇAKIŞI!

- “Türk romanının olağan akışını değiştirdiğini” imlediğiniz Oğuz Atay’ın edebiyatımızda bireyi, ezilen insanı ele alışında sizi en etkileyen ne olmuştur?

Oğuz Atay, romanın başka bir biçimde yazılması gerektiğini göstermiştir. Romanları, öyküleriyle ve tek oyunuyla, bireyin toplumla ilişkisini, değerler karmaşasındaki mücadelesini, kendisiyle hesaplaşmasını, yabancılaşmasını kısacası dramını anlatırken, sıradanlığı reddeden bireye ve bu yüzden onu tutunamayan, yani başarısız sayan sisteme farklı bakış açılarıyla ışık tutmuştur.

Sistemin acımasızlığını, toplum ile birey arasındaki çatışmayı eleştirirken, bilinçakışı yöntemini kullanan yazar, alıştığımız anlamda bir eleştirinin ötesine geçmiş, toplumdan soyutlanmış aydının çaresizliğini etkileyici bir biçimde dile getirmiştir.

AYDINLANMA BİLGELERİ; TANİLLİ VE KUÇURADİ!

- Yakından tanımak onuruna kavuştuğum Server Tanilli’yi nasıl anıyorsunuz?

Server Tanilli, her şeyden önce, bir aydınlanma bilgesiydi. Tüm yaşamını aydınlanmaya, demokrasiye, emeğin kutsallığına adamış olarak yaşadı. Uygarlığa giden yolun kitaptan geçtiğini, yaşamanın okumakla, direnmekle bir anlam kazanacağını bıkıp usanmadan anlattı.

“Faşizm, hiçbir toplum için kader değildir. Yarınlar, ilerici devrimci güçlerin olacaktır. Yani bağımsızlığın, yani gerçek demokrasinin, yani sosyalizmin... Selâm o yarınlara.” dedi.

Daha insanca yaşanacak bir dünyanın mücadelesini ölünceye kadar sürdürdü.

- Son olarak Prof. Ioanna Kuçuradi ile bitiyor Gerçeği Söylemek kitabınız. Prof. Kuçuradi’nin ‘Aydınlanma çağrısına nasıl kulak vermeli?’ sorusuna yanıtınızla bitirelim söyleşimizi.

Ioanna Kuçuradi, yıllar önce “Bana dört yıl verin, 20 yıl sonra Türkiye bambaşka bir ülke olur” demiş, Türkiye’nin “insanlaştıran eğitim”e ihtiyacı olduğunu, ortaöğretimde verilecek felsefe eğitimiyle kişilerin insanlaşmasına yardımcı olunabileceğini vurgulamıştı.

Öncelikle, ilgili kurumların bu çağrıya kulak vermesini beklerdim. Daha sonra herkesin... Evet, herkes bu konuda bir şeyler yapabilir diye düşünüyorum. Çünkü çocuklarımızın geleceği için; yaşadığımız sorunlara eleştirel bir yaklaşım geliştirmek, düşlediğimiz dünyayı yaratmak için felsefenin aydınlığına ihtiyacımız var.

Gerçeği Söylemek / Orhan Tüleylioğlu / Karakarga Yayınları / 144 s.