Harddisk dışarı çıkmamalıydı

Cumhuriyet’e konuşan ‘Kozmik Oda Soruşturması’nda direnen Genelkurmay’ın hukukçuları ‘Takipsizlik kararı o günden belliydi. Dediğimiz noktaya gelindi” dedi.

18 Mart 2015 Çarşamba, 06:27
Abone Ol google-news

 

Özel Kuvvetler Komutanlığı Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığı’na yönelik başlatılan “Kozmik Oda Soruşturması”na o dönemde itiraz eden Genelkurmay’ın hukukçuları “Verilen takipsizlik kararına bakınca haklı olduğumuz ortada. Ama süreçte hukuk çok yara aldı” dedi.

Özel Kuvvetler Komutanlığı Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığı’na yönelik başlatılan “Kozmik Oda Soruşturması”na o dönemde itiraz eden Genelkurmay’ın hukukçuları, “O dönem yaptığımığız itirazlar ortada. O günden bugüne gelinen noktayı işaret eden çok şey var. Harddisk dışarı çıkarılmamalıydı. Devlet sırrı olan konuların incelemesine kovuşturma aşamasında geçilmeliydi. Bunları savunduk. Şimdi çıkan takipsizlik kararında dediğimiz noktaya gelindi. Aslında bugün verilen karar bizim için o günden belliydi” görüşünü dile getirdiler.

‘Her şey planlanmıştı’

Kozmik Oda Soruşturması dönemini Cumhuriyet’e anlatan emekli hukukçular, “O dönem Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) vesayeti elinde bulundurduğunu iddia eden bir yaklaşım vardı. Her şey ardı ardına geliyordu, planlanmıştı. Kozmik Oda da o sürecin bir parçasıydı” değerlendirmesini yaptı.

O dönem kendilerinin, arama kararlarına itiraz ettiklerini, “devlet sırrı oluşturan bölümlerin incelenmesine kovuşturma (yargılama) aşamasında geçilmesi gerektiği yönünde” savunmaları olduğunu anımsatan hukukçular, yapılan itirazda bunun kısmen de olsa kabul gördüğünü dile getirdi.

‘Haklı olduğumuz ortaya çıktı’

Devlet sırrı içeren bilgilerin nasıl inceleneceğinin Ceza Muhakemeleri Kanunu (CMK) 125. maddede belli olduğunu, bunun gerekçesinin okunarak hem komuta kademesine bilgi verildiğini hem de itirazların gerekli yerlere yapıldığını anımsatan hukukçular, “İlgili yasa maddesinin gerekçesi belli.

Devlet sırrı oluşturan belgelerin incelenebilmesi için başbakana kadar bilgi verilmesi gerektiği yazıyor. Nitekim o dönemki Genekurmay Başkanımız da açıkladı bunları. Biz harddiskin dışarı çıkarılmasına karşı çıktık. Hâlâ aynı noktadayız. Verilen takipsizlik kararına bakınca haklı olduğumuz da ortada” dedi.

21 konu başlığının aranmak istenmesi sinirleri gerdi

Hukukçular, Kozmik Oda’daki bilgisayarlarda soruşturmayla ilgili olmayan sözcüklerin aranmak istenmesinin sinirleri gerdiğini dile getirdi. Kamuoyuna “ikinci liste” olarak yansıyan listedeki 21 konu başlığının bilgisayar kayıtlarında aranmak istenmesini hukukçular şöyle anlattı: “O kelimelerin soruşturmayla ilgisi yok. Biz bunu anladığımız için 22 Ocak 2010’da bir basın açıklaması yaptık. Orada, ‘Esasen bir suikast iddiası ile başlayan süreç, bu aşamadan sonra şüpheli olarak gözüken personelin çalıştığı yer olan Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığı’nın sorgulanmasına zemin hazırlayacak bir istikamete yönlendirilmeye çalışılmış ve bu konuda çok sayıda abartılı, saptırılmış haber ve yorum basın yayın organlarıda yer almıştır’ dedi. Ama aynı gün Balyoz haberleriyle kamuoyunun dikkati başka yöne çekildi. Gerçeklerin üstü örtüldü, şimdi ortaya çıkıyor.” Bilgisayar kayıtlarında aranan ve ikinci listedeki konu başlıkları şöyle: “Ankara’da işlenen cinayetler, Ahmet Taner Kışlalı, Hablemitoğlu, Uğur Mumcu, Danıştay, şüpheli şahıslar, zararlı şahıslar, tatbikat, şifahi emirler, komutan emirleri, gerçek görev, maske görev, maske mazereti, haftalık rapor, kişiye özel notlar, özel görev, özel personel, haber toplama planı, bilgi etüdü, cami çalışmaları, kilise.”

 

 

 

‘Özel yetkili değil, özel görevli yargı’

TSK’yi hedef alan sürecin profesyonelce yönetildiğini, kozmik bilgilere ulaşmaktaki ısrarın tavırlara da yansıdığını belirten hukukçular, süreci şöyle anlattılar:

“İlk geldiklerinde ‘yapamazsın’ dendi. Sonra mahkeme kararı ile geldiler, bu sefer fiilen engellendi. Konu başbakana kadar götürüldü. Başbakan’ın bilgisi olunca artık TSK personelinin töhmet altında kalmaması açısından incelenmesi sağlandı. Buna rağmen devlet sırrı niteliğindeki belge ve bilgilerin dışarı çıkarılmasına izin verilmedi. Mahkemeye yapılan itirazla harddiskin Genelkurmay’da kalması sağlandı.” Daha sonra harddisk imajının savcılığa teslim edilmesini öngören karar çıkarıldığını, bunun yanlış olduğunu savunan hukukçular, bunun gelinen aşamada takipsizlik kararıyla ortaya çıktığını, “yetkisiz ellere geçtiği” gerekçesiyle soruşturma açılacağını anımsattı.

Süreçte hukukun çok yara aldığını, bundan en çok da hukukçuların etkilendiğini ve acı çektiğini anlatan emekli hukukçular, “Biz o dönemki yargıyı özel yetkili değil, özel görevli olarak niteliyoruz. Kimseye kin, nefret, öfke duymuyoruz. Türkiye’nin bir hukuk devleti olması için, ülkenin selameti açısından yapanlar bulunup cezalandırılmalıdır” dedi.