"İnsan doğuştan bencil ve çatışmacı değildir"

Bugün 29 Temmuz. Muzaffer Şerif Başoğlu 114 yaşında. Başoğlu, Türkiye’den ve Türkiye Komünist Partisi’nin içinden çıkıp daha sonra bütün dünyada sosyal psikolojiye büyük katkılar yaptığı kanıtlanmış bir bilim insanıdır.

29 Temmuz 2020 Çarşamba, 02:00
Abone Ol google-news

Deneye dayalı sosyal grup psikolojisinin ilk uygulayıcılarından biridir. 24 kitabı, 60 bilimsel inceleme yazısı vardır. 

Otokinetik Etki Deneyi yanılsamayı pratikte kanıtlar. Sabit bir ışık, karanlık ortamda gözümüze neden hareketli gibi görünür? İnsanın algı eşiğinin altında kaldığı için bilinçli bir şekilde fark edilemeyen sübliminal mesajlar ne anlama gelir? Hırsızlar Mağarası toplumda çatışmanın nedenlerini uygulamalı saha deneyiyle kanıtlar.  

Bilime katkılarının güçlü etkisini Biri Bizi Gözetliyor, Survivor serilerinde görebiliriz. Bu mesajları göz görmez, kulak duymaz ancak beyin biz farkına varmadan bilinçaltında, sübliminal mesaj şeklinde kayıt altına alır. Bu tür mesajlara her gün medyada rastlayabiliriz. 

ABD Başkanı Trump ile günümüzdeki bütün otoriter-totaliter yöneticiler Muzaffer Şerif’in bulgularından yararlanıp ters yönde uygulamaya çalışmaktadırlar. Toplumu en az ikiye bölüp ötekileştirerek çatışmayı ve şiddeti körüklemeye yeltenmektedirler. Bu nedenle Türkiye’de özellikle sosyoloji, sosyal psikoloji, tarih, felsefe ve hukuk okuyan gençlerin Başoğlu’nun yapıtlarını ve saha deneylerini iyi bilmesi gerekir.  

MUZAFFER ŞERİF BAŞOĞLU KİMDİR?

Muzaffer Şerif Başoğlu 29 Temmuz 1906’da Ödemiş’te doğdu. 16 Ekim 1988’de ABD’de, Alaska’da yaşamını yitirdi. 

1926 yılında üniversiteyi bitirdi. 1928’de İstanbul Üniversitesi’nde yüksek lisans eğitimini tamamladı. Çocukluğu Balkan Savaşı, Birinci Dünya Savaşı, Ermeni tehciri, Yunan işgali, İzmir’in kurtuluşu ve Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı yaşayarak geçti. İnsan grupları arasındaki karmaşık ilişkileri çözmeye, 1919’da İzmir Yunan işgali altındayken süngülenmekten bir Yunan askerinin merhameti sayesinde bir mucize eseri kurtulunca karar verdiği söylenir. Yanındaki adamı öldüren Yunan asker, sırası gelen bu on üç yaşındaki çocuğa dokunmayarak arkasını dönüp gitmiştir. 

Ulusal bir yarışmada birinci olarak kazandığı bursla ABD’ye gider. O sıralar ABD 1929 Büyük Buhranı’yla sarsılmaktadır. Muzaffer Şerif, Amerikan soluyla tanışır. 

Şerif, Harvard Üniversitesi’nde tanınmış psikoloji uzmanı Gordon Allport’un (1897-1967) rehberliğinde master derecesini aldı.  

RADYO VE SLOGANLAR PSİKOLOJİSİ

Muzaffer Şerif, 1933’te doktorasını yapmak için Harvard’a geri döndü ve Hadley Cantril ile Gordon Allport’un radyo psikolojisi konusundaki çalışmalarına (1935) katkıda bulundu. Sloganlar psikolojisi konusundaki görüşlerini geliştirdi. O dönem, ABD’de Roosevelt’in ekonomik buhrana karşı Yeniden Yapılanma (New Deal) ve Komünist Enternasyonal’in sosyal demokrat partilerle birlikte dünya çapında faşizme karşı birleşik cephe oluşturma girişimlerine denk düşer. 

Bu gelişmeler Behice Boran da içinde ABD’deki Türk aydınları arasında, özellikle akademik çevrelerde Marksist düşüncelere yönelik elverişli bir ortam oluşturdu. (Gökhan Atılgan, Behice Boran: Öğretim üyesi, siyasetçi, kuramcı, Yordam Yayınları, 2009) 

Şerif, daha sonra hocası Gordon Allport ile hem düşünsel hem de bireysel olarak anlaşamayınca Harvard’dan ayrıldı ve Algılamada Bazı Toplumsal Etmenler konulu doktora tezini Gardner Murphy’in denetiminde Columbia Üniversitesi’nde tamamladı. 

Şerif’in kafasını meşgul eden başlıca düşünce şuydu: Sosyal normların, dizge ve kuralların ya da koordinatlar sisteminin psikolojik temeli nedir ve bu sistem nasıl işler? Şerif’in Sosyal Normların Psikolojisi başlıklı tezi ABD’de büyük yankı uyandırdı.

TEK BAŞINA EĞİTİM YETMEZ...

Şerif’e göre, insan doğuştan bireyci ve çatışmacı değildi. Bu nedenle, insan doğasının yansıması olarak özel mülkiyete dayalı bir toplumu haklı ve meşru göstermemek gerekir. Özel mülkiyete dayalı bir toplum, parçalara bölünmüş (atomize olmuş) ve çatışmacı bireylere yol açmaktadır. 

Dolayısıyla, toplumda ahlaki çöküşü önlemek istiyorsak, tek başına eğitim yetmez. Dünyamızın sosyo-ekonomik yapısını değiştirmemiz gerekir. İnsanlar arasında uyumu, ahengi sağlayabilmek; düzenli, uyumlu bir toplumsal düzen yaratmaya bağlıdır. 

Eğer toplum insanı yaratıyorsa, insanlar da toplumu yaratmanın aktif özneleri olmalıdırlar. 

FAŞİZME VE IRKÇILIĞA KARŞI

Muzaffer Şerif, İkinci Dünya Savaşı sırasında Türkiye’de yükselen faşizm ve ırkçılık dalgasına karşı savaşım verdi. Sert yazıları gerici çevrelerin saldırılarıyla karşılandı ama Şerif yılmadı. Irkçılığa karşı Irk Psikolojisi başlıklı kitabını yazdı. 

16 Mart 1944’te Muzaffer Şerif, üniversitedeki yakın arkadaşlarıyla birlikte gözaltına alındı. Suçları, “milli menfaatlara düşmanlık”tı. Birlikte gözaltına alındığı iki arkadaşı daha sonra bırakıldı ama Şerif bırakılmadı. Yargılandığı askeri mahkeme onu yirmi yedi yıl hapis cezasına çarptırdı. Çıkardığı Adımlar dergisi kapatıldı. Muzaffer Şerif’in yanı sıra Dil-Tarih ve Coğrafya Fakültesi’ndeki öbür öğretim üyeleri Behice Boran, Pertev Naili Boratav ve Niyazi Berkes de görevlerinden alındılar. 

Şerif’in tutuklanması ABD’deki demokrat çevrelerin tepkisine yol açtı. Bunun üzerine ABD Dışişleri Bakanlığı, Şerif’in serbest bırakılması için Türkiye hükümeti nezdinde girişimlerde bulundu. 

Tüm yoldaşları tutuklandı

Nazilerin cephelerde savaşı kaybetmeye başlamasıyla Ankara hükümeti de gitgide konumunu değiştirme yolunu tuttu. Önce nazilere krom satışı durduruldu, ardından Varlık Vergisi kaldırıldı. 

Şerif, kırk günlük tutukluluktan sonra Türkiye dışına çıkması koşuluyla serbest bırakıldı. ABD hükümetinin verdiği bursu kabul edip bir Amerikan askeri uçağıyla Türkiye’den çıktı.  

Türkiye’nin 1946’da çok partili düzene geçmesinden bir yıl sonra, 1947 yılında Türkiye’deki işine geri dönmek istedi ama bu kez de bir yabancıyla evlendiği ve üniversite hocaları devlet memuru sayıldığı, devlet memurunun da yabancıyla evlenmesi yasak olduğundan üniversiteye dönmesi reddedildi. 

Şerif, Türk pasaportunun süresi dolmasına rağmen, ömrünün sonuna kadar ABD vatandaşlığına geçmedi. 1951 yılında ise Türkiye’de karaünlü komünist tevkifatı başladı ve Muzaffer Şerif’in neredeyse bütün yoldaşları tutuklandı. Bunun sonucu Şerif’in anayurduyla bütün bağlantısı kesilmiş oldu.

Behice Boran

BEHİCE BORAN: Hayrandık, fikri liderimizdi

Başoğlu’nun ABD’ye gidip bir daha geri dönmeyişi, Behice Boran’ın en derin acılarından biriydi. 

Behice Boran, “Muzaffer Şerif’e hayrandık. Fikri liderimizdi” diyor. Gökhan Atılgan’a göre Boran, arkadaşı Mina Urgan’a şöyle diyor:  “Herkesin aşk acıları vardır. Benim arkadaş acılarım var. Boran ile Başoğlu arasında duygusal bir yakınlık vardı. Bu, acısını daha derinleştirmişti belki de.”