'İstanbul Değişir, Türkiye Değişir!'

04 Ocak 2009 Pazar, 07:37
Abone Ol google-news

29 Mart’ta yapılacak yerel seçimler, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın da vurguladığı gibi, yerelin de ötesinde bir anlam taşıyor. O bakımdan bu seçim hem kentlerin AKP tarafından kâr odaklı birer işletme gibi yönetilmelerine ve hem de AKP iktidarının sürekli ve eşitsizlik yaratan sosyo-ekonomik uygulamalarına, yolsuzluklarına son vermek için bir fırsat olacaktır.

İstanbul, tarihi bir dünya kenti. Doğası ve kültürel varlıkları ile tüm dünyada ilgi ve hayranlık uyandıran bir metropol. Nüfusu 12-13 milyon olan İstanbulun temel sorunu; kentin bu özelliklerini, yani tarihi dokusunun ve kültürel mirasının özenle korunarak, gelişmesinin ve büyümesinin bir plan dahilinde yürütülüyor olmamasıdır.

Bugünkü durum, maalesef iç açıcı değildir. Ortada bilimsel esaslara ve kamu yararına dayalı bir planlama ve yönetim anlayışı bulunmamakta, kent bütünlükten yoksun, rant odaklı kısmi imar planlarıyla daha da çirkinleşmekte, tarihi doku bozulmaktadır.

15 yıldır İstanbulu yöneten AKPli büyükşehir belediyesi ortaya bir İstanbul vizyonu koyma becerisini gösterememiştir. Cumhuriyetimizin 100. yılında İstanbulun nüfusunun 22 milyona ulaşacağı tahminlerine rağmen ortaya hâlâ bu nüfusu çağdaş koşullarda güvence altına alan bir master plan yok.

Onun yerine, son dört yılda parsel bazında ranta ve rant paylaşımına dayalı 4 bin imar tadilatının yapıldığından söz ediliyor. Aynı şekilde, İstanbulun eskiyen mahallelerinin, depreme dayanıklı olmayan semtlerinin ve tarihi bölgelerinin yenilenme projeleri de ranta odaklı projelere dönüştürülüyor. Oralarda oturan ve çoğu dar gelirli insanlar, on yıllardır oturdukları yerlerden adeta sürülüyor.

Oysa kentsel dönüşüm projelerinin onlarca yıldır oralarda oturan insanları esas alarak, kamu yararına uygun bir biçimde ve elbette katılımcı anlayışla yapılması gerekir. Bu, kentlilerin haklarına saygının ve demokrasinin gereğidir. İstanbulda yerleşimin ve büyümenin plansız olarak gelişigüzel yürütülmesi, ulaşım, trafik, su, yeşil alan, park gibi altyapı konularında da büyük sorunlar yaşanmasına neden olmaktadır.

Böyle olunca da İstanbulluların yaşam kalitesi giderek düşmektedir. İstanbulda artık bir yerden bir yere gitmek, evden işe ulaşmak büyük bir sorun. Normalde yarım saatte gidilecek bir yol, zamanına göre 2-3 saat sürüyor.

15 yıldır yönetimde olan AKPli büyükşehir belediyesi üniversitelerin, uzmanların ve ilgili meslek kuruluşlarının katılımıyla, gelecek 25-30 yılın ulaşım master planını bile ortaya koyabilmiş değil.

Bugün İstanbulda kent içi ulaşımın yüzde 92si lastik tekerlekli araçlarla, yüzde 5.5 kadarı metro ve raylı sistemle, yüzde 2.5i ise denizden yapılıyor. AKPli büyükşehir yönetiminin bu tabloyu dünyanın çağdaş metropollerinde olduğu gibi tersine çevirecek bir vizyonu ve programı yok. Metro ve raylı sistemler neredeyse yerinde sayıyor. Denizden ulaşımsa üç-beş deniz taksisiyle gerçekleştirilmeye çalışılıyor. Oysa İstanbul denizle iç içe, ama nedense (!) denizden gerektiği gibi yararlanılmıyor.

Diğer yandan, depreme karşı hazırlıklı olmak, artan nüfusun ihtiyacı olan temiz suyun temini, kentin su havzalarının, ormanlarının, yeşil alanlarının korunması, kent yoksullarının kent yaşamına katılabilecek şekilde sosyo-ekonomik bakımdan güçlendirilmesi, kente yeni parkların, kültür-sanat kurumlarının kazandırılması, kent merkezi ile varoşlar arasındaki eşitsizliğin giderilmesi gibi önemli sorunlar da çözüm bekliyor.

İstanbullular AKPli büyükşehir belediyesinin bu yaşamsal konuları nasıl çözmeyi düşündüğünü bilmiyor. Çünkü, bu sorunların çözümüne ilişkin, bütünselliği olan programlar-projeler ve bir uygulama takvimi yok. Durum; bütünlükten yoksun, günlük gösteriş projeleriile idare ediliyor.

Oysa Başbakan 2004 yerel seçimleri öncesinde;İstanbul Türkiyenin vitrinidir, bu nedenle İstanbulun gelişmesine büyük önem veriyoruz. Yerel seçimlerden sonra İstanbul tarihsel bir dönüşüm yaşayacak ve Türkiyenin gelişmesinin bir lokomotifi ve örnek bir dünya kenti olacakşeklinde iddialı sözler söylemişti.

Aradan geçen 5 yıldan sonra, bırakalım bir dünya kenti olmayı, İstanbulda yaşam kalitesi daha da düştü. İstanbulun tarihi dokusu ve kültürel varlığı da tehdit altına girdi. Artık bu kentte oteller saray bahçelerine değil, Sultanahmette olduğu gibi doğrudan saray kalıntılarının üzerine inşa edilir oldu. O da yetmedi, 500 yıllık bir geçmişe sahip olan Alevi toplumu için büyük manevi değer olan Sütlücedeki Tekke-i Âliye (Yüce Tekke) diye anılan inanç merkezinin üzerine de bina dikilmesine izin verildi. Ve şimdi bu binayı AKP il başkanlığı kullanıyor. Sorunları bilimsel yöntemlerle, demokratik olarak çözme becerisini gösteremeyen AKP ve Başbakan, sonunda çözüm için İstanbula vize konulmasını önerdi. Bu öneri hiçbir şekilde gerçekçi ve uygulanabilir bir öneri değil.

İstanbul bir yönüyle zengin bir kent. Ülke gelirinin yüzde 50ye yakın kısmının yaratılmasına katkıda bulunuyor. Ama İstanbulluların tümü bu zenginlikten aynı ölçüde pay alamıyor. İstanbulun varsılı çok, ama yoksulu kat kat daha çok.

Bu yoksulluğun nedeni, solun CHPnin sürekli vurguladığı, adaletsiz gelir bölüşümüdür. AKP iktidarı döneminde uygulanan neoliberal ekonomi politikası, işsiz ve yoksulların sayısını daha da arttırmış bulunuyor. Bu durum ABDde ortaya çıkan finansal kriz ile birleşince tüm ülkede olduğu gibi İstanbulda da on binlerce insan işinden oldu. İşten çıkartmalar bütün hızıyla sürüyor. İşsiz ve yoksul İstanbulluların sayısı giderek artıyor.

Sosyal devlet gibi sosyal belediyecilik de önemsenmediği için İstanbulda işsizler ve yoksullar kaderleriyle baş başa bırakılıyorlar. Düzensiz ve kayırmacı bir anlayışla dağıtılan kömür ve gıda yardımlarıysa hem gerçek ihtiyaç sahiplerinin önemli bir bölümüne ulaşmıyor hem de sorun ortadan kalkmıyor.

Kanımızca, tüm bu nedenlerle 29 Martta yapılacak yerel seçimler, CHP Genel Başkanı Deniz Baykalın da vurguladığı gibi, yerelin de ötesinde bir anlam taşıyor. O bakımdan bu seçim hem kentlerin AKP tarafından kâr odaklı birer işletme gibi yönetilmelerine ve hem de AKP iktidarının sürekli ve eşitsizlik yaratan sosyo-ekonomik uygulamalarına yolsuzluklarına son vermek için bir fırsat olacaktır.

Artık İstanbulda demokratik bir değişimi gerçekleştirme zamanıdır!..

İstanbulun değişmesi aynı zamanda Türkiyenin değişmesinin yolunun açılması demektir.

 

Ercan KARAKAŞ Eski Kültür Bakanı / SODEV Onursal Başkanı