Kadın ve edebiyat

Edebiyatın vazgeçilmezi kadınıyla erkeğiyle insandır. Kadınların toplumsal, siyasal, kültürel yaşamdaki etkilerinin artmasıyla son yüzyıllarda edebiyata yoğun olarak girmeye başlayan “kadın edebiyatı” konusunun da “kadın” sorunu gibi yaşadığımız sürece var olacağını, tartışılacağını söylemek bilicilik sayılmaz. İki büyük kavramı, kadını ve edebiyatı bir araya getiren “kadın ve edebiyat” kavramıyla anlatılmak istenen kadın edebiyatçıların edebiyata kattıklarının, edebiyattaki durumlarının ele alınması ya da kadınların edebiyatta nasıl yer aldığıdır. Kadınların eşitlik savaşımının bir parçası olan bu olgu elbette edebiyatta da yansımasını buluyor.

23 Ekim 2020 Cuma, 15:54
Abone Ol google-news

Yıldız Sertel, Annem’de, annesi Sabiha Sertel’in neleri nasıl yaşadığını, savaşımını, neler yazdığını anılarıyla aktarırken yakın tanıklığıyla dünü bugüne getiriyor. Erendiz Atasü, Kadınlığım Yazarlığım Yurdum ve Yıllar Geçerken: Hayat ve Roman, Ayşe Kulin, Hayat, Hüzün, Hayal’deki anılarında, yakın geçmişimizin insanlık durumunu ve kadın ve edebiyatçı olarak karşı karşıya kaldıkları sorunları da incelikleriyle aktarıyor.

Lemanser Sükan’ın Gedelekli Nazmiyanım ve Arzu K. Ayçiçek’in Dağın Ardı adını verdiği “anı defteri”nden süzülen özellikle çocukluk ve ilk gençlik anılarıyla yurdumuzun kırsal gerçeğine nostaljik güzellemelere, ezilmişliğe ve kırıklıklara giderken bir opera sanatçısı Güler Keskinkaya’nın Unutulacak Gibi Değil adlı anılarıyla bir başka sanat dünyamıza yelken açıyoruz. Nilgün Sezeralp’in babası Ruşen Hakkı ile dertleştiği Babalar da Birer Kuştur ile hüzünleniyoruz.

Zeynep Altıok Akatlı, Acısı Bende Kalsın ile annesi Füsun Akatlı ve babası Metin Altıok’la; Eren Aysan, Bir Eflatun Ölüm ve Hangi Zamandı Unuttum ile annesi Adviye Aysan ve babası Behçet Aysan’a ışığını çevirirken daha yakın acılı bir dönemin tanığı oluyor.

Bu anıların (daha onlarcası var elbette) tümü de kadınların zenginleştirdiği bir edebiyatla buluşturuyor bizi.

EDEBİYATIN VAZGEÇİLMEZİ İNSAN!

“Kadın” kavramı da, “edebiyat” kavramı da “insan” kadar eski. İnsanlığın yarısı ve iki cinsinden birisi olan, ilkel toplulukların anaerkil düzenlerinde egemen olan kadın, özel mülkiyetin başlamasıyla tanrıları, peygamberleri erkek olan dinlerin de etkisiyle yüzyıllar boyunca sürecek köleleşme sürecine girdi. Yaşamın her alanında olduğu gibi edebiyatta da “erkek egemenliği” bu sürecin doğal sonucuydu ve edebiyatın da öznesi erkek, nesnesi kadın oldu.

Kadınların toplumsal, siyasal, kültürel yaşamdaki etkilerinin artmasıyla son yüzyıllarda edebiyata yoğun olarak girmeye başlayan “kadın edebiyatı” konusunun da “kadın” sorunu gibi, emperyalist küreselleşmenin insanlığın başına bela olduğu bir dünyada yaşadığımız sürece var olacağını, tartışılacağını söylemek bilicilik sayılmaz.

Edebiyatın vazgeçilmezi kadınıyla erkeğiyle insandır (“manyetoyu çeviremez tavşan” Enver Gökçe), insanların ilk anlaşma aracı dil, sonra da dille yaratılan düşler, düşünceler, bunların kurgusu ve yayınla paylaşılmasıdır. Edebiyatçı öğrendikleriyle, duygularıyla, kurduğu düşlerle, kurmacasıyla dünyaya tutulan bir ayna gibi yaşam ve insana ilişkin sorular sorar, bunları açıklamaya çalışır.

KADIN EDEBİYATI KAVRAMI

İki büyük kavramı, kadını ve edebiyatı bir araya getiren “kadın ve edebiyat” kavramıyla anlatılmak istenen kadın edebiyatçıların edebiyata kattıklarının, edebiyattaki durumlarının ele alınması ya da kadınların edebiyatta nasıl yer aldığıdır. Kadınların eşitlik savaşımının bir parçası olan bu olgu elbette edebiyatta da yansımasını buluyor. Kadın edebiyatı kavramı, dünyada kadınların savaşımının yükselmesi nedeniyle kadınların kendisini var etmesinin göstergesi olarak yüceltme kaygısıyla kullanıldığı da belirtilmelidir.

Kadın ve edebiyat gibi iki büyük kavramın bir araya gelmesi konunun çok geniş boyutlarıyla tartışılmasını gerekli kılıyor.

Ne Yazıyor Bu Kadınlar? (Mehmet Aydın), Kadın Romancılarımız (Ömer Nida), Türk Romanında Kadın: 1923-1938 (Bahriye Çeri), Türk Romanında Kadın Kimliği:1946-1960 (Ramazan Gülendam), Türk Edebiyatında Kadın Yazarlar (Aysu Erden), Edebiyatımızda Kadın Yazarlar Sözlüğü (Neriman Ağaoğl, Zerrin Saral), Kadın Yazın Siyasa, Erkek Yazınında Kadın (Tansu Bele), Kadınların Gözüyle Yazmak ve Yaşamak (Zehra İpşiroğlu) gibi kitaplarda da gördüğümüz gibi, yalnızca İstanbul’da 1990’da kurulan Kadın Eserleri Kütüphanesi’nde derlenen ve sayısı 15 bine ulaşan kadın eserleri bunun en büyük kanıtı.

İPEK SABAHLIKTAN AMASANGALARA...

Son dönemlerde yayımlanan kadın edebiyatçılarımız üzerine yazılan ya da kadınların yazdığı yaşam öykülerinden birkaç örneği anımsatarak bu zenginliğin bir tutamını anımsatacağım:

Suat Derviş’in yaşamının romanlaştırıldığı İpek Sabahlık (Osman Balcıgil), Halide Edip Adıvar’ın anlatıldığı Halide (Semra Topçu), Ayşe Kulin’in Türkan Saylan’ı anlattığı romanı Türkân, Faruk Şüyun’un hazırladığı ve Ayla Kutlu’yu tanıtan İnsanlığın Öbür Yarısının Yazarı, Erdal Doğan’ın Sevgi Soysal’ı anlattığı Yaşasaydı Âşık Olurdum, Elfin Tataroğlu’nun Bahriye Üçok’u anlattığı Bahriye, Tansu Bele’nin Cumhuriyet Kadınının Aydınlık Yüzü Necla Arat, Türkiye Yazarlar Sendikası’nın Sennur Sezer’e bir değerbilirlik örneği olarak sunduğu Sevdadır Kısaltır Geceyi…

Turan Ali Çağlar, 2020 Çiğli Belediyesi Fakir Baykurt Roman Ödülü’nü kazanan Amasanga romanıyla tarihin derinliklerine inerek “Amazonlar” diye bilinen Anadolu’nun Amasangalarını anlatırken insanlığın ve kadınlığın savaşımını günümüze dek getiriyor.

KADIN DEVRİMİ

Ne Olursa Olsun Savaşıyorlar/ Kadın Sorununun Neresindeyiz?’de kadınların verdiği toplumsal savaşıma “Kadınlar Devrimi” diyen Server Tanilli, “Bu yolda verilecek mücadelede erkeklerin payı da önemlidir. Ne var ki yolları asıl açacak olan, kadınların bilinçlenmesi ve eylemi olacaktır. Kadınlar, kadınlarımız da, bu uğurda, ne olursa olsun savaşıyorlar” diyor.

Aydınlığımızın, insanlaşmamızın ustası Nâzım Hikmet, “Kadınlarımızın Yüzü” demişti:

“Kadınlarımızın yüzü acılarımızın kitabıdır / acılarımız, ayıplarımız ve döktüğümüz kan / karasabanlar gibi çizer kadınların yüzünü. / Ve sevinçlerimiz vurur gözlerine kadınların / göllerde ışıyan seher vakıtları gibi. / Hayallerimiz yüzlerindedir sevdiğimiz kadınların, / görelim görmeyelim karşımızda dururlar / gerçeğimize en yakın ve en uzak.”