Kalben: 'Doğduğum topraklara kör kalamam'

Yeni albümü "Kalp Hanım" şimdiden 1 milyon dinlenme barajını geçen Kalben "Müziğin yapıcı, onarıcı ve birleştirici olduğunu biliyorum" diyor.

13 Nisan 2020 Pazartesi, 12:40
Kalben: 'Doğduğum topraklara kör kalamam'
Abone Ol google-news

Kalben’in üçüncü albümü tam da koronavirüs salgını yüzünden herkesin evlerine kapanmaya başladığı günlerde çıkageldi. Bunu planlamamıştı elbette ama bu yüzden planlarını da değiştirmedi… iyi ki de değiştirmedi, çünkü “Kalp hanım” örneğin bana çok iyi geldi, eminim başkalarına da iyi geliyordur, gelecektir. farklı bir albüm olmuş “Kalp Hanım”, sound’u, atmosferi, duygusu farklı, çok güçlü bir albüm. Biz de hiç vakit kaybetmeden, elbette mail üzerinden, Kalben’le bir söyleşi yaptık ve hem albümü hem de dünyayı gölgeleyen COVID-19 krizini konuştuk.


“Kalp Hanım” çok tuhaf bir dönemde geldi. Öncelikle bunu sormak istiyorum, ne hissediyorsunuz tüm bu olan bitenler hakkında? 

Kendimi bildim bileli hep tuhaf bir dönemin içinden geçiyoruz ülkece yahut gezegence. Terör, tecavüz, yangın, salgın, savaş, nükleer santraller, afetler, doğaya ve hayvanlara ettiğimiz eziyetin sonucunda başımıza gelenler… Bu küresel sağlık krizinden umutla ve birbirimize şefkatle çıkmamızı umut ederek dua ediyorum. Müziğin yapıcı, onarıcı ve birleştirici olduğunu bizzat hayatımdan biliyorum. Şimdi gelen mesajlar, videolar, mektuplar da bu bilgimi tekrar kanıtlar nitelikte. 

Tüm planların iptal olduğu bir dönemdeyiz.. Bu garip düzene nasıl uyum sağlıyorsunuz? Nasıl geçiyor günler?

Romanımı yazmaya devam ediyorum. Kedimle evde oturup kitap okuyorum, müzik dinliyorum. Yine üretiyorum. Kanalımda insanların evdeki eşyalarla müzik yapmalarını yahut albümdeki şarkılarla dans etmelerini rica eden tatlı içerikler var. Çocuk kitaplarımın ilkini okudum, paylaştım. Canlı konserler başladı. Kazandıklarımı ekibimle paylaşıyorum. Sosyal sorumluluk projelerine destek vermeye maddi olanaklarım kısıtlanmış olsa da devam ediyorum. Hasta çocuklar, eğitim ve giyim ihtiyacı olan öğrenciler hala orada bir yerdeler. Salgın hayatı durdurmuş gibi görünse de insanlar hanelerinde güvensiz, mutsuz ve olanaksız hissetmeye devam ediyorlar ve ben de görmezden gelmiyorum salgını odağa koyup. 


Müziğiniz birçok kullanıcıya dijital platformlardan ulaşıyor artık. “Kalp Hanım” nasıl bir ilgi gördü çıktığından bu yana? En çok dinlenen şarkılar belli mi örneğin?

İlk haftasında toplam bir milyon dinlenmeyi geçti. Sayılar ihtimallerin varlığını gösteriyor bana. Bunun ötesinde pek anlamları yok. Aynı nakaratı sekiz kere tekrarlayan şarkıların yüz milyonlarca kere dinlenmesinde nasıl gerçek ve besleyici, dönüştürücü bir anlam yoksa; benim müziğimin de dinlenme sayılarından bağımsız olduğunu düşünüyorum. Dokunduğumuz insan hayatları, teşvik ettiğimiz ve enstrüman çalmaya, şarkı yazmaya, kendini keşfetmeye, özgürleşmeye başlayan çocuklar, gençler; evlatlarıyla dans eden anneler, babalar; konser alanlarını doldurmak için gün sayan işçiler, memurlar, beyaz yakalar… Her zümreden, sosyo-kültürel katmandan, yaştan, renkten, inançtan ve cinsiyet kimliğinden insanla müziğim aracılığıyla buluştuğumu biliyorum şimdi. Üçüncü albümün buluşmaların hacmini genişleteceğini, yoğunluğunu arttıracağını ve sağlıklı yarınlarda gezdiğimiz şehir, kıta sayısını çoğaltacağını düşünüyorum, bu kadar.

Bu albümün soundu bir hayli farklı gibi… 

Farklı bir albüm çünkü. Değerli prodüktör Genco Arı ile çalıştım. İlk kez senelerini müziğe adamış bir prodüktörle çalışıyorum. İlk kez her şeyi kendim yazmıyorum, çaldırmıyorum. İlk kez kontrolü çaresizlikten, olanaksızlıktan, korkudan, mecburiyetten yahut öylesi daha pratik diye ele almak zorunda olmadan bir albüm üretebildim. Özgürleşmek, kendi iradenin sınırlarını keşfedip kendinle yüzleşmekle başlıyor. Kalp Hanım, kendimle ve kendimi mağdur, kurban durumuna soktuğum, kırılgan hale getirdiğim, yabancı ve kötücül etkilere açık bıraktığım senelerin her birini eleştiren ve aynı zamanda kalender kalan, dertlerle dans eden, keyifli ve kahkahası da hüznü de gür bir albüm. Dürüstleşmek güzel ve onarıcı… Bu albümde emeği olan başta Genco Arı ve Mete Özgencil olmak üzere, Orçun Çatar, Emre Kıral, Hazan Gözetlik, Halil İbrahim Işık, Ömer Arslan, Sercan Halili, Nar Çiçekleri String Section, Garaj Müzik, İbrahim Zoroğlu gibi değerli insanlara/kurumlara da teşekkür etmek gerek. Dürüst ve özgür davranmamda her birinin payı oldu.


'ŞİDDETE, NEFRETE, HAYASIZLIĞA SESSİZ KALAMAM'

Mart ayında Türkiye’de 29 kadın erkekler tarafından öldürüldü. Sizin bu konuda duyarlığınız biliniyor, hatta Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’na destek veriyorsunuz. Bu meselede nasıl bir yol alındı sizce? ya da neden bir türlü yol alınamıyor?

Kendi hakkını aramayı bilmeyen başkalarının hakkını nasıl arayabilir? Kendi hayatına değer vermeyen, kendi özgürlüklerinin anlamını öğrenmeyen, kurumların ve mülklerin kölesi haline gelmiş, çaresizleştirildiğini ezberlemiş umarsız zihinler, toplum yapısını yeniden inşa etmek için canla başla nasıl çalışabilir? Çocukları kız/erkek diye ayırırken kimliğini pratik etme hakkını arayan bireyleri ayıp/günah gibi yalanlarla yakıp öldürürken hiçbir popüler yahut güvenilir olduğu iddia edilen etkili figür çıkıp “ben de bu komünitenin bir parçasıyım” yahut “ben de şiddet gördüm” demezken ve kendi rahatından başka bir şey düşünmezken nasıl iyileştirme olabilir? Ben doğduğum toprağın gerçeklerine kör kalamam. Annemin ve benim ortak kaderimize kör kalamam. Milyonlarca kadının ve çocuğun sistematik ve periyodik olarak karşılaştığı, deneyimlediği ve de belirttiğiniz delice yüksek sayılarda da ölümle sonuçlanan bu şiddete, nefrete, hayasızlığa sessiz kalamam. Bu katilleri yaratan ve doyuran, sırtlarını sıvazlayan; salgın var diye potansiyel katillerle eşleri, çocukları aynı evlere hapseden bir sistemin canavar dişlerinden akan kan benim kabuslarıma giriyor. Bunu engellemem, durdurmam, değiştirmem gerektiğine can-ı gönülden inanıyorum. Evlatlarını, annelerini, kardeşlerini kaybetmiş insanlarla bir kere karşılaşır da konuşursanız sizler de anlayacaksınız küçük insan isimlerinden daha önemli bir yere odaklanmamız gerektiğini. Haklarımız var. İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı Ailenin Korunmasına ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine dair kanun doğru dürüst uygulanana ve daha da yapıcı, iyileştirici kanunlar yazılana kadar çalışma, mücadele sona ermeyecek. Ben okyanusta bir damlayım. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nda sevgili Fidan Ataselim ve Yaşasın Kadınlar kitabının değerli yazarı Gülsüm Kav gibi enfes insanlar var. Canla başla çalışıyorlar. Her davayı takip etmeye uğraşıyorlar sınırlı kaynaklarla. Bu ve benzeri sivil toplum örgütlerine destek vererek de başlayabilirsiniz gerçekleri kabul etmeye ve düzeni değiştirmeye. 4 milyarlık bir azınlığa üye olmaktan utanmak istemiyorum artık.

'İNSANLIK EGOSUNDAN KURTULMALI'

Karantina bitince ilk ne yapacaksınız, neyi özlediniz en çok?

Ben sürekli yolda olan, otellerde kalan; evine senede toplam 50-60 gün kadar uğrayabilen bir müzisyen olduğumdan karantinayla olumsuz ilişkim sadece kayıplara, kabadayılığa uğrayan yaşlılara hissettiğim derin bir hüzünden ibaret. Özlediğim dostlarla görüntülü konuşuyorum. Bu zamanın içinden eskisi gibi olmayan yeni bir zamana çıkacağımızı bildiğimden adapte olmaya önem veriyorum. Nostaljik davranmıyorum yani. Haftada birkaç kere hijyene ve sosyal mesafeye dikkat ederek ufak yürüyüşler yapıyorum, zaten sevdiğim rotalara yakın bir evim var. Çok büyük özlemlerim yok çok matah zevklerim olmadığından. Filmler, kitaplar, şarkılar, fotoğraflar ve kedim, dostlarım bana hayatta en değerli varlıklar.

Böyle zamanlarda sanki her şeyi yeniden bir gözden geçirmek gerekmiyor mu? Siz ne düşünüyorsunuz? nedir örneğin insanlığın en önemli ihtiyacı? 

İnsanlığın en önemli ihtiyacı bana göre egosundan, ben-merkezciliğinden, eşyaya ve paraya tapınan mülkiyetçiliğinden, yaşayanlara – hayvan, orman, insan - karşı korkunç düşmanlığından kurtulması… Evrenin ne kadar büyük olduğunu ve sonsuz evrende bir toz zerresi olan dünya gezegeninin nüfusunun 8 milyarda biri kadar mühim olan varlığını bu kadar ciddiye almayı bırakması.

Bu musibetten çıkaracağımız ders ne olmalı size göre?

Hayata, şefkate, yaşayan her şeye, sınırsız ve ayrımcılıksız dünya hayalinin gerçekleştirilmesine yönelik çalışmalara, sanata, kültüre, bilime ve zamanla ilerleyen, evrilen inanca değer vermeyi, saygı duymayı öğrenmek…

İnsanlara ne önerirsiniz karantina süresince? Ne yapsınlar evde? Nasıl kalınır ayakta böyle dönemlerde? (Spesifik öneriler de olur, kitap, albüm vs, artık aklınıza ne gelirse)

Etgar Keret okuyorum mesela. Enfes bir yazar. Vedat Ozan öyle. "Türk Canavarları Sözlüğü" var. Muhteşem kaynak. Sait Faik okuyorum bol bol. Sheila Heti "Annelik" eseri çok etkileyici. Kadınların üretken enerjilerinin sadece bebek formunda doğmak zorunda olmadığını ele alan bir eser. Çocuk kitapları okuyorum bol bol. Hayal gücümü ve umudumu besliyorlar. Irmak Zileli, Evrim Kuran, Jessie Greengrass, Füruğ Ferruhzad, Didem Madak okuyorum. Ingmar Bergman’dan Tarkovski’ye auteur sinemasının kıymetli örneklerini izliyorum. Bir yandan da Netflix’te ne bulursam tüketiyorum. Kendi albümüm "Kalp Hanım"ı her gün bir kere dinliyorumdur. Fikret Kızılok, Ayten Alpman, Tülay Germen dinliyorum bu süreçte sık sık. 


'DERTLERİ, SEVGİYİ PAYLAŞMAK GEREK'

Bu günlerde sosyal medya ya da başka online mecralar üzerinden hayranlarınızla bir araya geliyor musunuz, konuşup yazışıyor musunuz? Nasıl bir diyalog geçiyor genellikle?

Albüm çıktığından beri bana dans videoları gönderiyor favori şarkısını seçenler. Şimdi de evdeki objelerle müzik yaptıkları #evleçal videoları gelmeye başladı. Mesajların bazılarına cevap verebiliyorum. Uzun mailler alıyorum, keyifle okuyorum. Yekta Kopan’la, GZone Mag ile canlı yayınlar yaptık. Çok hoş oldu söyleşiler de etkileşimler de. Bugüne kadar iki canlı konser oldu ve 3000’e yakın kişi katıldı toplamda. Diyalog her zaman sevgiden, şefkatten, anlayıştan ve kabulden doğuyor. Beni tanımak istememiş, hikayelerimi anlamamış, müziğe ve hayata bakışımızı paylaşmamış, saygı çerçevesinde buluşamadığım ve kalbime uzak bulduğum insanlar zamanla ayrılıyorlar dünyamızdan. Seviniyorum. Uyumsuz hissettim ömrümce, şimdi uyumsuz olmadığımızı hissettiğimiz bir çember çizip içinde özgürce dans ediyoruz hep beraber ve sonra da kendi hayatlarımızda daha özgür çemberler çizmeye, başkalarının özgürlüklerini de ciddiye almaya başlıyoruz. Bu dertleri, sevgiyi paylaşmayacak kimseyi istemiyorum açıkçası. Maddi başarı yahut şöhret için böyle samimiyetsiz bir sorumluluğu almanın alemi yok ölümlü dünyada, öğrendim.