Kieslowski’den 10 Emir (2)

Dünya sinemasının en önemli yaratıcı yönetmenlerinden Krzysztof Kieslowski, Polonya Devlet Televizyonu için yorumladığı On Emir’de çağdaş insana güç sorular soruyor.

25 Aralık 2015 Cuma, 12:14
Abone Ol google-news

Kieslowski, Polonya Televizyonu’na hazırladığı Dekalog serisinde insanoğluna yaşam, ölüm, rastlantı, din, inanç, iyilik, kötülük, umut, umutsuzluk, aşk, sevgi, yalnızlık, pişmanlık, vicdan, güven, kibir, gurur, kuşku, yalan, özgürleşme, bağışlama, suçluluk, adalet, adaletsizlik, kurtuluş, açgözlülük hakkında ağır sorular soruyor fakat ahlak dersi vermekten sakınıyor.

Agnostik, karamsar Kieslowski her öyküde izleyiciyi şaşırtıyor, şoke ederek hiç ummadığı bir noktaya doğru götürüyor. Rastlantı, tanımlanamayan kaza, beklenmedik karşılaşmalar, gerçeğe dönüşen yalan, yalana dönüşen gerçek, iyilikten doğan kötülük, kötülükten çıkan iyilik, acımasız mantık, ihanet bunların her biri suskun, varlığı belirsiz Tanrı’ya soruluyor. Yaratıcı yönetmen bireylerin gizemini gözler önüne seriyor, insanı belirlenimciliğin, gerekirciliğin değil öngörülemeyenin kurbanı olarak tanımlıyor. Kendini feda etme olgusundan söz eden sinemacı günah kavramını da reddediyor.

Zaman ve mevsimler değişirken aynı hüzünlü bloklarda yaşayan karakterler on öykü boyunca birbirleriyle karşılaşıyorlar, yolları kesişiyor. Hepsini sessiz, hiç konuşmayan bir gözlemci izliyor.

6–Şehvetli olmayacaksın: Öksüzler yurdunda büyüyen 19 yaşındaki Tomek (Olaf Lubaszenko) bir arkadaşının teyzesinin (Stefania Iwinska) yanında kalmaktadır. Postanede çalışan Tomek önce opera dürbünüyle daha sonra da çaldığı teleskopla karşı binada oturan ressam Magda’yı (Grazyna Szapolowska) izlemektedir. Magda’ya sırılsıklam aşık olan Tomek, Magda’nın kendisini farketmesi için ona sahte tebligatlar yollar.

Magda’nın çok sayıda sevgilisi olmuştur, feleğin çemberinden geçmiş bir kadındır. Sonunda Magda’ya olan aşkını ilan eden Tomek onu dondurma yemeye davet eder. Yaşamında çok şey görüp geçirmiş olan Magda katılaşmış, duyduğu sevme, bağlanma korkusunu alaycılığıyla örtmektedir.

Kieslowski bu iki karakteri gizemlerini koruyarak sevecenlikle yansıtır. Çevrelerinde ahlaki bir gerilim yaratır. Bu öyküde şehvetli olan kimdir? Saf, temiz yürekli Tomek mi yoksa kaybeden Magda mı ?

“Aşk duygusu bir sapkınlıktan mı doğuyor ? Röntgencilik arzuyla, istekle ilintilidir. İstekse aşkın itici güçlerinden biridir. Magda’yı gözetlerken Tomek kişiliğinin bölgelerini keşfeder. Magda’yı güçlü, duyarsız sanıyordur, oysa ki onu bıkkın ve ağlarken görür” der Kieslowski. Bu öyküdeki başat konu yalnızlıktır. Her iki karakterde acı çeker. Aşk olsun olmasın aslolan kahramanın gelişimi, değişimidir. Geçirdikleri sınavlardan sonra Tomek’le Magda daha iyi bireylere dönüşürler.

7– Çalmayacaksın: Altı yaşındaki Ania (Katarzyna Piwowarczyk) her gece uykusunda kabus görür. Ania’yı ninesi Eva (Anna Polony) büyütmüştür, Ania ninesine anne der. Oysa ki küçük kızın annesi Eva’nın yirmiiki yaşındaki kızı Majka’dır (Maja Barelkawska). Majka okurken genç öğretmeni Wojtek’e (Boguslaw Linda ) aşık olur. O zamanlar okul müdiresi olan Eva büyük bir skandalı önler, iki genci birbirinden ayırır, Majka’nın Wojtek’ten olan kızı Ania’yı çevresine ikinci kızı olarak tanıtır, torununu büyük bir tutkuyla sever.

Eva, kızından bebeğini, anneliğini, sevgilisini çalar. Tüm bunları da sosyal konumunu korumak için yapar. Wojtek geçimini oyuncak ayılar yaparak sağlamaktadır. Majka kızını annesinden çalıp anne olabileceğini düşünür. Gerçek kurbansa Ania’dır, annesiyle ninesi arasında bocalar.

“Cüzdan, araba, tablo çalınabilir, en kötü olansa duyguları çalmaktır. Avukat olan ortak senaristim Zbigniew böyle bir olaya tanık oldu. Buradaki tek masum kişi çocuk. Savunmasız, en mutsuz olanda o. Büyüyünce nasıl biri olacak ? Bu çatışmalar dramatik biçimde geleceğini etkileyecek” diyor Kieslowski.

8–Yalan söylemeyeceksin: Zofia (Maria Koscialkowska) Varşova Üniversitesi’nde etik profesörüdür. Yaşanmış olaylardan bir eylemin kabul edilebilir, olası güdümlemelerini tartışır. Zofia’ya göre hiçbir ideoloji bir çocuğun yaşamından daha önemli değildir. Bir gün dersine Amerika’dan araştırmacı Elizabeta (Teresa Marczewska) katılır. Elizabeta’nın soruları Zofia’yı 1943’ün Varşova’sına döndürür. Zofia yalancı tanıklık yapmamak için bir Yahudi kız çocuğunun vaftiz törenine katılmamıştır. Kırk yıldan beri bu kararının pişmanlığını duymaktadır. Elizabeta’nın bu kız olduğunu anlayan Zofia ona direniş örgütü ile kız arasında kaldığını, sayıca kalabalık olan örgütü seçtiğini açıklar ve ondan af diler. Elizabeta’da Zofia’yı bağışlar.

Öykü, insanları birbirlerine bağlayan görünmez bağlar üstünedir. Sevgi, direniş, inanç, güven, kuşku, yalnızlık, pişmanlık, vicdan, adalet, gurur, utanç, bağışlama, suçluluk konularını işler. “Adalet ve adaletsizlik. Zofia onu doğrudan doğruya ilgilendirmeyen bir yalanın kurbanı. Tüm yaşamı bu pişmanlıkla, vicdan azabıyla şekillenmiş. Anıları çalınmış. Kırk yıl sonra Elizabeta’nın gelişiyle özgürleşiyor. Dostoyevski’de de bağışlamadan sonra kurtuluş vardır. Yanlış yapmak aslında gerekli bir kötülüktür, bizi yalnızlığımızdan çekip çıkarır” diyor Kieslowski.

9–Zina yapmayacaksın:

Ünlü, başarılı kardiyolog Romek (Piotr Machalica) on yıllık evliliğinin ardından iktidarsız olduğunu öğrenir. Güzel karısı Hanka’yı (Eva Blaszczyk) çok seviyordur. Cinselliğini yitirdiğini öğrendiği gün Hanka’nın genç sevgilisi Mariusz’u da (Jan Jankowski) öğrenir. Çok sarsılan Romek yaşamındaki boşlukları doldurmak için yeni ilişkiler kurar. Karısının konuşmalarını gizli gizli dinler. Kuşkulu, kıskanç, iki yüzlü, şiddete eğimli birine dönüşür. Oysa ki aşkın içinde cinsellikten başka sevecenliğin olduğuna inanan Hanka kocasıyla yaşamak istiyordur.

“Telefon, insanların iletişim kurmasına engel olan ideal bir araç. Bir lokantada güzel bir kadınla yemek yiyen bir adam gördüm. Adamın omuz çantasından portatif telefonunun anteni çıkıyordu. Herşey sahteydi. Kadınla güzel bir zaman geçirmek yerine adamın aklı gelecek çağrıdaydı. Bu çağrı onda gerilim yaratıyordu. Kadının yanında değil uzaklardaydı. Romek’in iktidarsızlığı geleceğin yoksunluğu gibi. O, dünyayı başka türlü algılıyor” diyor yönetmen.

10–Komşunun malına göz dikmeyeceksin: Rock grubu City Death’in solisti Artur (Zbigniew Zamachowski) “Öldür, zina yap, açgözlülük yap. Pazar günü anneni, babanı, kardeşini döv. Herşeyi çal, çünkü herşey senin” sözleriyle şarkısını söyler, izleyicilerini coşturur. Toplum artık dayanak noktalarını yitirmiştir. Ağbisi Jurek (Jerzy Stuhr) yaşlı babalarının öldüğü haberini Artur’a verir. Uzun zamandır görüşmedikleri babalarının dairesine gittiklerinde çelik dolaplar kilitlerle kapatılmışlardır. Babaları onlara pul koleksiyonunu bırakmıştır. Artur’la Jurek bu mirasın değerini öğrenince şaşırıp kalırlar.

Her zamanki gibi bireyler ve gelişimleriyle ilgilenen sinemacı, kahramanlarını Tanrı’nın pul olduğu bir ortama sokar. Bu dünyada ayrı bir yapı, kurallar vardır. Gerçek dünyaya hiç benzemez. Artur, rock’ı, grubunu, turnelerini, Jurek’te işini, ailesini unutur. Pullar onların yaşamlarının saplantısı olur. Pencerelere demir takarlar, bekçi köpeği alırlar, uyumazlar, şiddete, şantaja yönelirler.

Kieslowski bu çalışmasında kara mizahı, alaycılığı en üst noktaya taşır, bu evrende insanoğlu önemsizdir, tek gerçekse pullardır. Gizli randevular verilir, iki kardeş birbirlerinden kuşkulanırlar, kimse kimseye güvenmez.

“Herkes güzel bir ev, araba, giysiler ister. Erkte ister. Pulun değeri koleksiyoncuların saptadığı değerle ölçülür. Kardeşlerin durumunun komikliğini göstermek için bağlı oldukları değerlerden onları kopardım. Jurek, evini, parasını, böbreğini, Artur’da ününü, grubunu yitirdi.

Pullarıyla gülünç duruma düştüler. Ama aynı zamanda çokta mutluydular. Bu korkunç” diyen Kieslowski, kuşku, açgözlülük temalarını yetkin bir anlatımla sorgular.

Dekalog (Decalogue) Yönetmen: Krzysztof Kieslowski Senaryo: Krzysztof Kieslowski, Krzysztof Piesiewicz Müzik: Zbigniew Preisner Oyuncular: Olaf Lubaszenko, Grazyna Szapolowska, Stefania Iwinska, Anna Polony, Maja Barelkawska, Katarzyna Piwowarcyk, Maria Koscialkowska, Teresa Marczewska, Piotr Machalica, Eva Blaszczyk, Jan Jankowski, Zbigniew Zamachowski, Jerzy Stuhr, Artur Barcis /1988, 563 dakika, BirFilm.

Format: Dvd.