Korona günlerinde İsviçre...

Dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi İsviçre’de de sokağa çıkmaya yönelik kısıtlamalar sırasında sanatçılar gönüllü konserler veriyor.

08 Mayıs 2020 Cuma, 06:00
Abone Ol google-news

Alpler’in eteğinde, küçük ama dünyadaki yeri büyük bir ülke: İsviçre. Huzur, güven, barış, demokrasi deyince ilk akla gelen. Zenginlikte dünya 7.’si. Dünya Sağlık Örgütü dahil pek çok uluslararası örgütün merkezi. Bir de çikolatanın...

Savaşlara katılmadan kazançlı çıkan, tarafsızlığın sembolü İsviçre, bugünlerde kaçınamadığı bir savaşın içinde: Covid-19. Yaklaşık 30 bine varan vaka ve 1700’ü geçen can kaybıyla salgından en fazla etkilenen Avrupa ülkelerinden biri. Bunun nedeni de muhtemelen karakterinde gizli. Ağır kanlı, temkinli, krize yabancı İsviçre, bu salgına yeterli ilgi ve alakayı uzun süre gösteremedi. Kapı komşusu İtalya ve Fransa yangın yerine dönmüştü.

İsviçre’nin sınır kapıları ise ardına kadar açık kaldı. Havalimanlarında özel bir önlem alınmadı. Turist kaynayan kayak kasabalarındaki virüs kokteyli fark edilmedi. Tanımadığı bir virüsle karşılaştığında nasıl şaşkın kalıyorsa vücut, İsviçre’de önce biraz kalakaldı. Halbuki koronayı anlamak için kendini dinlemesi yeterli olacaktı. Çünkü Covid-19, virüslerin içinde şüphesiz en İsviçreli düşüneni: Tarafsız... Irk, dil, din ayırmayan, her memlekete eşit mesafede, sessiz ve derinden, cüssesi minik, kapsam alanı geniş.

TARIMIN ÖNEMİ...

Neyse ki Alpler ülkesi 13 Mart’ta açıkladığı bir dizi OHAL yasaları ve “tavsiyelerle” sonunda oyuna ağırlığını koydu. Krize alışık değildi belki, ama bağışıklık sistemi kuvvetliydi. Sistem ülkesiydi. Disiplin denince üstüne yoktu.

Hükümetin halka, halkın hükümete güveni de tam olunca, tavsiyeler bile kanun gibi uygulandı. Maskeler ve dezenfektanlar burada da yok sattı. Tuvalet kâğıdına hücum oldu. Ancak stoklar tükenmedi. Ucuza ithal etmek yerine, inatla yıllardır dünyanın en pahalı tarımına yatırım yapmasının mükâfatını gördü. Kendi yetiştirdiği, halkına yetti. “Evde kal” sadece “tavsiye” edildi.

Yine de halk tarafından ciddiyetle uygulandı: Evde kaldık, ama sokağa çıkabildik. Çıksak da, 5 kişiden fazlasını görmedik. 2 metreyle birbirimizden ayrıldık. 65 üstü, 20 yaş altı, sarışını, esmeri diye ayrılmadık... Heidi’nin memleketinde dağ, tepe, bayır yürüyüşe gitmek de hiç yasaklanmadı. Ama önerilmedi de. “Dağda başımıza bir şey gelse, kurtarmaya kim gelecek?” diye düşündük. “Hadi kurtardılar, hastaneye gittik, neden bir doktorun, hemşirenin vaktini çalayım?” dedik, risk almadık.

Böylece ne hastaneler kapasitesini aştı, ne de doktorlar kimin yaşayacağına karar vermek zorunda kaldı. Evsizi, düşkünü, şiddet göreni, uyuşturucu bağımlısı unutulmadı. Özel binalara taşınıp, bakıldı.

MASKE SINAVI...

Ülkede maske zorunluluğu olmaması da tartışmaların gündeminde. Ordu, polis, sivil kurumların çoğunda görevliler maske takmadan işbaşındaydı. Maskeler sağlık personeline ayrıldı. Alınan bir dizi önlem sonunda İsviçre’de şu aralar eğri iyileşti.

Vaka sayısı nisan başından itibaren inişe geçti. Durum böyle olunca, “olabildiğince hızlı, gerektiği kadar yavaş” düsturuyla, 27 Nisan’da ilk “ekonomik normalleşme paketi” yürürlüğe girdi. Kuaförler, güzellik merkezleri, çiçekçiler kapıları açtı...

İkinci etap, 11 Mayıs’ta başlayacak. İlk ve ortaokullar, restoranlar, kafeler, müzeler, mağazalar belirli hijyen kuralları çerçevesinde açılacak. Okulların açılması şimdiden aileleri ikiye bölmüş durumda; kimi kutlama yapıyor, kimi tedirgin. 8 Haziran’da lise ve üniversitelerin, sinema ve tiyatro gibi toplu eğlence mekânlarının açılması planlanıyor.

İsviçre, yavaş girdiği bu savaşın seyrini, soğukkanlı demokratik duruşu, güvene dayalı etkin sistemi, şeffaf yönetimi ve disiplinli halkı sayesinde şimdilik kontrol altına almış gözüküyor. Henüz savaş kazanılmadı. Sadece beden yavaş yavaş ayağa kalkıyor. Yol uzun. İkinci bir dalganın beklentisi, tedbirli, mesafeli ve bolca el yıkamalı “yeni normali” işaret ediyor.