'Kültür Başkenti'

09 Ocak 2010 Cumartesi, 06:41
Abone Ol google-news

İstanbul’a bir değeri de Nedim biçer: “Bu şehr-i Stanbul ki bî-misl ü bahâdır / yek-pâre sengine Acem mülkü fedâdır.” Biraz da Lale Devri’nden esinlenmiş olarak, onun bir taşını, İran ülkesinden değerli bulur. Elbet yakışır İstanbul’a Avrupa Kültür Başkenti olmak. Ama yakışmayan ve çığ gibi büyüyen bir sorunu var İstanbul’un: Kültürsüzlük.

Taksim adı, Pera ve çevresinin ihtiyacını karşılayan su deposu, maksemden gelir. Biraz ilerisinde, Osman Beyin bir gazinosu vardı eskiden, sonrasında bölgenin adı oldu. Daha ileride ise Abdülmecit zamanında kurulan Mecidiyeköy. Yüzyıl öncesine inersek, kış mevsiminde kurtların da indiğini görürüz.

Günümüz İstanbulunu, Fatih Sultan Mehmet gelse, zor tanır. Çünkü İstanbulluluk, 450 yıl boyunca, Sarayburnu ile Topkapı surları arasında yaşandı. Dışarıda kalan üç belde ise; Üsküdar, Pera ve Eyüp. Adrese dayalı nüfusu, hiçbir zaman milyonu bulmadı. Bugün, Türkiyenin 6da 1i İstanbulda yaşıyor.

Uygarlıklar yarışır

Uygarlıklar çatışmaz, yarışır. Bizans İmparatoru Justinyen, 557’de Ayasofyayı tamamladığında, sevinçle kadeh kaldırarak, Şimdi seni geçtim Süleyman demiştir. Onun zaferi, Hz. Süleyman sarayından daha yüksek bir mabet yapmasıdır: 55.60 metre. Ayasofyanın, taş atımı uzağında yükselen Sultanahmet ise öteki değerleri bir yana, 20 bini aşkın İznik çinisi ile Türk rengini yansıtır: Mavi Cami.

Avrupa Kültür Başkenti kavramı, 1980’lerin başında ortaya atıldı. İlk modern olimpiyatlar, nasıl 1896da Atinada yapıldıysa, bu unvan da yine ilk kez 1985te Atinaya verildi. Türkiye bir AB üyesi olmadığı halde, 2010 için de, İstanbul seçildi. Neden İstanbul sorusunun gerekçeleri, doğrusu pek inandırıcı değil. Bu konudaki süslü sözler, şöyle bitiyor: 2010 Avrupa Kültür Başkenti olması ile Avrupa, İstanbulda kendi kültürünün köklerini keşfedecek ve birbirini anlama yolunda, önemli bir adım daha atacaktır.

Deprem tehlikesi

Büyük bir deprem tehlikesi varken, eğer amaç yalnızca bu ise kimse boşuna kaygılanmasın. Çünkü Avrupa, İstanbuldaki sayısız köy derneği üyesinden, çok daha iyi biliyor İstanbulu.

Birkaç gün önce, İstanbulu Avrupa Kültür Başkenti yapacak olan, 2010 yılına girdik. Taksim ve çevresindeki yeni yıl kutlaması için 5 bin polisimiz görev aldı. Tüm dünya güle oynaya eğlenirken, biz taciz gibi bir ilkelliğin önünü almaya çalışıyorduk. Türkiye haritasında, İstanbulun yerini gösteremeyen bir kuşağın, çocuklarına karşı.

Bir Roma sözü, Romada Romalı gibi yaşayacaksın der. Biz niçin esirgeriz İstanbula, İstanbullu olmayı?

Osmanlı İmparatorluğuna en büyük darbe, 1878de vuruldu. Bu politikanın İngiliz elçisi Henry Layard, İstanbulu ilk gördüğünde şöyle tanımlar: Şehir, şimdiye kadar okumuş olduğum bütün tasvirlerden daha güzel. İnsan hayalinde, ancak İstanbul kadar güzel bir şehir kurabilir. Burası Avrupa devletlerinden birisinin olsaydı, dünyanın en kuvvetli şehri olurdu. Türklerin elinde ise dünyanın en manzaralı şehri olmuştur.

12.5 milyonluk İstanbul

Bugün 12.5 milyonluk İstanbulun, 39 ilçesi var. İnternet üzerinden bir İstanbul turu araması, ana ölçekte karşımıza şu mekânları veriyor: Topkapı Sarayı, Ayasofya, İbrahimpaşa Sarayı, Yerebatan Sarnıcı, Sultanahmet Camii, Hipodrom ve Kapalıçarşı. Yani, yalnızca Fatih Belediyesinin yetki alanını. İyi de, öteki 38 ilçemiz nerede? Yoksa onlar, Avrupa Kültür Başkenti projesi dışında mıdır?

Kaygımız o ki, İngiliz elçinin dediği gibi, İstanbul konusunda bize, yine işin manza-rası kalmasın. Çünkü İstanbulun Batıya ilişkin anıları, sosyolojik travmalarla dolu. Fethin üzerinden yarım milenyum geçtiği halde, bugün olmuş belgesel filmler, İstanbulun Türklerce işgalinden söz eder. Ve şehirler kraliçesi, iki işgali de, Batıdan yedi: 1204 ve 1918de. Güvenlik gerekçesi ile gelen ikincisi, güvenliğin canına okudu. Bir günlük vukuat sayısı, gün oldu 80leri aştı. Beş yıllık toplam sayıyı, 35 bin üstünde belgeliyoruz. Ekonomik fatura ise yalnızca Bahriye Nezareti için 10 milyon lira. 1923 Türkiyesinin bütçesi 110 milyon iken

İstanbula bir değeri de Nedim biçer: Bu şehr-i Stanbul ki bî-misl ü bahâdır / yek-pâre sengine Acem mülkü fedâdır.” Biraz da Lale Devrinden esinlenmiş olarak, onun bir taşını, İran ülkesinden değerli bulur. Elbet yakışır İstanbula Avrupa Kültür Başkenti olmak. Ama yakışmayan ve çığ gibi büyüyen bir sorunu var İstanbulun: Kültürsüzlük.