Mavi Vatan: Savunma, güvenlik, gelecek

Türkiye'nin güvenlik sigortası Mavi Vatan Doktrininin; felsefesini, Türkiye'nin geleceğine etkilerini ve atılması gereken adımları konunun uzmanları ile konuştuk.

29 Eylül 2020 Salı, 02:00
Mavi Vatan: Savunma, güvenlik, gelecek
Abone Ol google-news


Piri Reis Üniversitesi Öğretim Üyesi, emekli Deniz Kurmay Albay Barbaros Büyüksağnak, Mavi Vatan’ı ve sonrasında atılması gereken adımları Cumhuriyet’e anlattı.


MAVİ VATAN YOL HARİTASIDIR

- Denizlerin günümüz dünyasındaki yeri nedir ve “Mavi Vatan” kavramı tam olarak neyi ifade etmektedir?

M.Cemal Kuntay Onbeş Yılı Karşılarken adlı şiirini sonradan çok meşhur olacak şu mısralarla bitirir: ‘‘Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır; toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır.’’ Kuntay günümüzde yaşamış olsa, vatanın kutsallığını anlatırken sadece toprak kelimesine vurgu yapmakla yetinmeyip şiirine denizleri de ekleme ihtiyacı duyabilirdi. Çünkü artık okyanus ve denizlerin ön plana çıktığı bir dönemde yaşıyoruz. Okyanus veya denizlere kıyısı olan ülkeler için vatan kavramı artık sadece karalarla sınırlı değil. 

Geçen yüzyılın ikinci yarısında hazırlanan deniz hukuku sözleşmeleri ve modern teknolojinin ulaştığı seviye, kıyıdaş ve denizci devletlerin, yetki alanları içinde denizlerin binlerce metre dibine ulaşarak çeşitli enerji kaynaklarını çıkarmalarına, balıkçılık faaliyetleriyle ekonomik kazanç elde etmelerine ve araştırmalar yapmalarına olanak sağlıyor. 

Türkiye, benzersiz coğrafyasıyla çevresindeki üç denizdeki yetki alanlarını belirleyebilmek için tam 13 farklı devletle anlaşmak zorunda, Karadeniz’de sorun çözülmüş olsa da. Bu durumun dünyada eşi, benzeri yok. İşte Mavi Vatan, denizlerdeki haklarımızı ve çıkarlarımızı koruyabilmenin yollarını anlatan bir felsefedir. Yerleşik karacı bakış açısını değiştirip jeopolitik krizlere mavi gözlerle yani denizci bir perspektiften bakmayı başarabilmek için yapılması gerekenleri gösteren bir yol haritasıdır. 

"SONRAKİ AŞAMA ULUS BAZINDA DENİZCİLEŞME"

- Mavi Vatan kavramının içselleştirilmesinden sonraki aşama ne olmalıdır?

Emperyalistlere karşı gelerek kurulan Atatürk Cumhuriyeti’nin kurucu felsefesi ve Atatürk’ün denizciliğe verdiği önem dikkate alındığında bizlere düşen görev, başta Akdeniz olmak üzere tüm denizlerde Mavi Vatan kavramını iyi anlayarak, bu felsefeye sımsıkı sahip çıkmaktır. Bu kapsamda, Mavi Vatan kavram ve felsefesinin ilkokullardan başlayarak farklı seviyelerdeki öğrencilerimize anlatılması ve özümsemeleri sağlanmalıdır.

Deniz ve okyanuslara kıyısı olan diğer tüm devletler gibi haklarımıza sahip çıkarak gelecek nesillere daha güzel yarınlar bırakmak için denizcileşmemiz şarttır. Denizcileşen, okyanus ve denizlerin önemini kavrayabilen Türkiye, enerjiden balıkçılığa, taşımacılıktan deniz sporlarına, turizmden bilimsel araştırmalara kadar masmavi bir geleceğe yelken açacaktır.  


26 Güney Deniz Saha Komutanı Emekli Koramiral
Can Erenoğlu ile Yunanistan’la yaşanan sorunları ve EGEAYDAAK’ı konuştuk.

ADA VE ADACIKLARDA HUKUKİ HAKKIMIZ VAR

Genelkurmay Başkanlığı’nda Yunanistan Şube Müdürlüğü, Deniz Kuvvetleri Komutanlığında Strateji ve Kuvvet Plan Daire Başkanı ve Milli Savunma Bakanlığı’nda Plan Prensipler Daire Başkanlığı görevlerinde bulundunuz. “Ege sorunu” veya “Türk-Yunan” sorunu olarak geçen sorunu nasıl adlandırmalı ve içini nasıl doldurmalıyız?

Sorunların tamamı Yunanistan’dan kaynaklandığı için bunlara “Ege Sorunu” veya “Türk-Yunan Sorunları” denmesi sorunların farklı algılanmasına neden olacaktır. Bu nedenle bunlara “Yunanistan’dan Kaynaklanan Sorunlar” denmesi en doğru yaklaşım olacaktır.

Bu sorunlar ana hatlarıyla; Karasuları, Kıta sahanlığı, Münhasır Ekonomik Bölge, Gayri askeri statüdeki adaların askerleştirilmesi/silahlandırılması, Sözde 10 deniz millik hava sahası, Uçuş Malumat Hattı (FIR), NATO Komuta-Kontrol bölgeleri, Batı Trakya Türklerine baskılar, Ortodoks Fener Rum Başpapazının Ekümenik statüsü, Yunanistan’ın PKK Terör Örgütünü desteklemesi, Heybeliada Ruhban Okulunun açılması şeklinde özetlenebilir.

Kıbrıs konusunu bir sorun olarak görmediğimden bahsetmedim. Çünkü kanaatimce Kıbrıs’ta sorun, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 37 yıl önce ilan edildiği 15 Kasım 1983 tarihinde çözüme kavuşmuştur.

Lozan Barış Antlaşması ile gerçekleştirilen dostluk, barış ve karşılıklı güven havasının yerini günümüzde güvensizlik ve çıkar çatışması almıştır.

Türkiye ve Yunanistan arasındaki ilişkilerde uyuşmazlıkların çözümünü etkileyen faktörlerin başında iki ülke siyasileri arasındaki güven eksikliği ve sorunların ulusal dava olarak algılanmasıdır. Bugüne kadar sorunların nedenleri tartışılarak çözüm aranması yerine karşılıklı suçlamalarla sadece sorunlar konuşulmuştur.

Türkiye daima emperyalistlerin tarihten gelen dinmez bir husumetinin hedefi olmuştur ve halen de olmaktadır. Emperyalistler ve onların tetikçisi Yunanistan, Türkiye’yi önce Anadolu’ya hapsetmek sonra da Orta Asya’ya göndermek gibi çılgın bir fikrin peşindedir.

"LOZAN DENGESİ KORUNMALI"

Yunanistan’dan kaynaklanan sorunların asıl tartışılacağı yer Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) olmalıdır. “Yurtta sulh, cihanda sulh” politikası rehberliğinde tartışıldığı ve gerektiğinde gizli oturum yapıldığı sürece bundan kimseye zarar gelmez, aksine yarar gelir.

Atatürk ve Venizelos’un 1930’da uzlaşıya varmasıyla her ikisi de Türk ve Yunan halklarının yapılacak barışçı girişimlerle süre alsa da dostça yaşayabileceklerine inanıyorlardı. Venizelos’un 12 Ocak 1934’te Atatürk’ü Nobel Barış Ödülüne aday göstermesi bu dostça yaşanabilirliğin en güzel örneklerinden birini oluşturmuştur.

Lozan dengesi korunmalı, siyasiler gelecek seçimleri değil gelecek nesilleri düşünerek ve Atatürk - Venizelos dostluğunu örnek alarak kardeşliğin ve barışın kalıcı olmasını sağlayacak cesur adımlar atmalı ve herkes üstüne düşen görevi hakkıyla yerine getirmelidir. 

- Yunanistan'ın, anlaşmalardaki hükümleri ısrarla ihlal ederek silahsız/askersiz olması gereken adaları silahlandırdığını görüyoruz. Bu konuda şu an neler oluyor ve Türkiye ne yapmalı?

Silahsızlandırılmış ya da askersizleştirilmiş statüdeki adaları incelediğimizde, Lozan Barış Antlaşması gereğince; Semadirek, Limni, Midilli, Sakız, Sisam ve Ahikerya adaları ismen sayılarak; Taşoz, Bozbaba ve İpsara Adaları ise Altı Büyük Devlet Kararı’na atıf yapılarak askerî amaçlarla kullanmaması kaydıyla Yunanistan'a devredilmiştir.

Ege Denizi’nin Güneydoğusundaki Menteşe Adaları bölgesinde yer alan ismen sayılan 13 ada ve tabi adacıklar ile Doğu Akdeniz’deki Meis Adası için ise askersizleştirme veya silahsızlandırma hükmü Lozan’da değil 10 Şubat 1947 tarihli Paris-İtalyan Barış Anlaşmasında yer almıştır. Türkiye bu anlaşma toplantısına çağrılmadığı için bu anlaşmaya taraf olmasa da Yunanistan’ın iddialarının aksine anlaşmadaki silahsızlandırma şartı Türkiye’nin güvenliği dikkate alınarak konmuştur.

Silahsızlandırılmış ya da askersizleştirilmiş statü ihlalleri, Yunanistan’ın bu adalar üzerindeki egemenliğini ortadan kaldıracak ve Türkiye tarafından askeri güç kullanılmasını hukuken haklı kılacak çok önemli bir konudur.

Türkiye tarafından askeri tedbirlere başvurulmasını hukuken haklı kılacak Yunan ihlalleri öncelikle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde gündeme getirilmelidir.

İhlaller devam ettiği taktirde ihlaller nedeniyle bahse konu adalar üzerinde Yunanistan’ın egemenliğinin ortadan kalktığı gerekçe gösterilerek karasuları ve/veya hava sahası dikkate alınmaksızın alçak uçuşlar yapılmalı, silahlı/silahsız insansız hava araçları uçurulmalıdır.

"İSİM İSİM AÇIKLANMALI"

- Kardak krizi ile sonrası EGAYDAAK (Egemenliği Antlaşmalarla Yunanistan’a Devredilmemiş Ada, Adacık ve Kayalıklar) tanımı hayatımıza girmişti. EGAYDAAK nedir ve neden bizim için önemlidir?

Lozan’dan bu yana Yunanistan ile aramızda resmen gündeme getirilmeyen EGAYDAAK’lar 152 ada, adacık ve kayalıktan (coğrafi formasyon) meydana gelir. Bunlardan sadece “Kardak Adacıklarının Türk toprağı olduğu” 1999 yılında Yunanistan’ın Ankara Büyükelçisine yazılı nota ile bildirilmiştir.

Anlaşmalarda isimleri belirtilenlerin dışında hiçbir coğrafi formasyonun egemenliği Yunanistan'a devredilmemiştir. Hukuken, EGAYDAAK’lar Türkiye Cumhuriyeti'nin hâkimiyetindedir Yunanistan’ın coğrafi formasyonlar üzerindeki fiilî uygulamaları için protestolarla ile yetinilmeyerek, Hava Kuvvetleri uçaklarımızın devlet uygulaması kapsamında bahse konu ada, adacık ve kayalıklar üzerinden keşif ve önleme uçuşları yaparak, Yunan fiili uygulamalarının belgelenmesine devam etmelidir.

EGAYDAAK’ların egemenliği sorunu Yunanistan’ın yumuşak karnıdır. Yunanistan, EGAYDAAK’ların Türkiye tarafından re’sen sahiplenilmesinden çok rahatsızdır. Bu sahiplenme belki de ilk defa Türkiye’nin tepkici değil etkici bir adımı olmuştur.

Kardak adacıklarının dışındaki 150 ada adacık ve kayalığın da isimleri açıklanmalıdır. Benzer durumdaki birçok ülke anlaşmazlık konusu ada ve adacıkların isimlerini açıklamış ve savaş çıkmamıştır. 

Türk dış politikasının mevcut durumunu emekli diplomat, siyasetçi ve Türkiye’nin eski NATO daimi temsilcisi 
Onur Öymen’le konuştuk.


DIŞ POLİTİKA İDEOLOJİK TARTIŞMA ALANI DEĞİLDİR”


Kimileri ‘değerli yalnızlık’ diyor; bu tanımı onaylamayanlar ise ideolojik refklekslerle, biraz da fevri hareket edilerek Türkiye’nin yalnızlaştırdığını savunuyor. Ancak ortada sabit bir olgu varsa o da, Türkiye’nin küresel arenada geçmişe oranla daha yalnız olduğu gerçeği. Deneyimli diplomat Onur Öymen’e göre, bunu aşmanın ilk adımı, bozulan diplomatik ilişkileri yeniden tesis etmek.

Sizce Mavi Vatan ne ifade ediyor?

Mavi Vatan dendiğinde, insanların aklına Ege ve Akdeniz geliyor, ancak Mavi Vatan, Türkiye kıyılarındaki tüm denizleri kapsayan bölünmez bir bütündür. Örneğin, Karadeniz’de büyük bir gücümüz var ve bu gücün temelinde de Karadeniz’e kıyısı olan devletlerle yaptığımız münhasır ekonomik bölge anlaşmaları var. Şayet benzer anlaşmaları diğer deniz komşularımızla da yapabilirsek, Mavi Vatan stratejik hedefine ulaşmış olacak. 

Bugün itibariyle Mavi Vatan’da görünen manzara nedir?

İsrail, Güney Kıbrıs ve Yunanistan üçlü bir stratehik işbirliği başlattı. ABD, Güney Kıbrıs’a yönelik uyguladığı silah ambargosunu kaldırdı; bu silahlar yarın Türkiye’ye karşı kullanılacak. ABD ayrıca, Güney Kıbrıs’ta bir askeri eğitim merkezi kurmak için anlaşma yaptı. Bu da demek oluyor ki, yarın oradaki askeri güç Türkiye’ye karşı caydırıcı güç olarak kullanılacak. Yunanistan, Girit Adasında ABD’ye büyük bir deniz üssü verdi. ABD basınında sıklıkla, İncirlik’teki üssün Güney Kıbrıs’a taşınması tartışılıyor. Bütün bunlar olurken, Rumların, Doğu Akdeniz’de keşfedilen Kalipso gaz sahasının %50 hisselerini Fransız petrol şirketi Total’e verdiği ortaya çıktı. Bunların tamamı kaygı verici gelişmeler. 

“ADIMLAR ZAMANINDA ATILMADI”

Türk dış politikasında gördüğünüz temel eksikler neler?

Atılması gekeren adımlar zamanında atılmadı. Örneğin sahipsiz adalar meselesi var, bu konuda atılmış hiçbir adım yok. Bu çerçevede, Lozan Anlaşmasının 16. maddesi işletilmeli ve Yunanistan’ın anlaşma kapsamında aldığı adalar dışında hiçbir adaya yerleşmesine izin verilmemeli. Gerektiği yerde, Yunanistan’ın bu tutumunu güçlendiren Avrupa Birliği’ne karşı da mücadele edilmeli.

Bir de son yıllarda en küçük bir sorunu bile zirve toplantısında çözelim yaklaşımı oldu. Halbuki lider teması en son aşamadır. Başlangıçta sessiz diplomasi uygulayacaksınız. Diplomatlar görüşecek, sonra müsteşarlar, yavaş yavaş yükseleceksiniz. En son liderler konuşacak. 

Türkiye'nin, İsrail ve Mısır ile kazanç temelli diplomatik ilişkiler geliştirmesi mümkün mü?

Tabii ki mümkündür. Diplomaside mümkün olmayan bir şey yoktur. Yeter ki doğru zamanda doğru adımları atın. Büyük devletlerin Doğu Akdeniz’de ve Orta Doğu’da stratejik menfaatleri Türkiye’nin menfaatleriyle örtüşmüyor. Petrolü kendi menfaatlerine çalıştırma, bağımsız Kürt devleti kurma hedefleri var. Siz de ne yapacaksınız? Kendi menfaatlerinizi düşünerek bölge ülkeleriyle ilişki kuracaksınız. Bunların hepsi büyük devletlerin arka bahçesi değil. Onların da kendi menfaatleri var. O ülkelerle Türkiye’nin menfaatlerini yakınlaştıracak çareler aramak gerekiyor

İSRAİL

Eskiden İsrail ile ilişkilerimiz vardı. Hatta Türkiye, İsrail ve Suriye arasında arabulucuk yapmaktaydı. Şimdi ise hem Suriye hem de İsrail’le düşmanız. Oysa Türkiye-İsrail ilişkileri zaman içerisinde hep inişli çıkışlı seyretmiştir. Ancak her aşamada ve mümkün olan her durumda, ilişkileri normalleştirmeye çalıştık ve bundan her iki tarafta faydalandı. Ancak düşman olarak görürseniz bu fırsat ortadan kalkar

Tabii, bu İsrail’in her yaptığı politikayı, örneğin Mavi Marmara’yı destekleyeceğiz demek değildir. İlişkileri kopartmayacaksınız. İdeolojiyi dış politikaya sokmayacaksınız. Trump gerektiğinde gidiyor Kuzey Kore lideriyle görüşüyor. İdeolojik bir bağ yok ama görüşüyorlar.

MISIR

Mısırla da ilişkilerimiz tarih boyunca inişli çıkışlı seyretmiştir. Ancak bugün Muhammed Mursi meselesi, bu politikanın merkezine yerleşmiş vaziyette. Tasvip edersiniz ya da etmezsiniz, bu Mısır’ın iç meselesidir. Abdülfettah el-Sisi darbeci diyorlar, ancak eski Başkan Hüsnü Mübarek’e karşı ilk darbeyi yapan Muhammed Hüseyin Tantavi’dir. Ona aynı tepkiyi göstermediler, hatta gidip bizzat ziyaret ettiler, uzun vadeli anlaşmalar imzaladılar. Sonra Mursi geldi, Sisi ise onu devirince bir numaralı düşmanımız oldu. Oysa her ikisi de aynı ölçüde darbeci. 

Kıbrıslı Rumların Mısır’la yaptıkları münhasır ekonomik bölge anlaşması, Mısır’ın menfaatlerine zarar verdi. Bu şekilde büyük bir deniz alanını kaybettiler. Mısır, Türkiye ile anlaşma yapmış olsaydı daha kazançlı çıkacaktı. Biz bu durumda, Mısır’la ilişkileri kopararak, bir ölçüde onu Güney Kıbrıs ile işbirliği yapmaya zorlamış olduk. Mısır söz konusu olduğunda Müslüman Kardeşler meselesinden ziyade bunları dile getirmek gerekir. Dış politika ideolojik bir tartışma alanı değildir.



Viyana’daki Central European Üniversitesi’nden araştırmacı Sean Patrick Smyth (sağ fotoğraf) ve İtalyan AGI haber ajansından Giuseppe Didonna (sol fotoğraf), Türkiye’nin “Mavi Vatan” stratejisini değerlendirdi.

AVRUPALI GÖZÜYLE ‘MAVİ VATAN’

Türkiye'nin uluslararası hukuktan doğan haklarını garanti altına almak adına Doğu Akdeniz'de hidrokarbon arama faaliyetlerine başlamasından bu yana Mavi Vatan, dış politikanın öncelikli gündem maddesi haline geldi. Peki, Mavi Vatan ülke dışından nasıl görünüyor? Cumhuriyet, bu konuyu yabancı uzmanlara sordu.

“TÜRKİYE İLE İŞBİRLİĞİ İSTİKRARIN KİLİT UNSURU”

Türkiye’nin 'Mavi Vatan' politikasının İsrail’le ilişkiler ve genel olarak Doğu Akdeniz’in enerji jeopolitiği üzerindeki potansiyel etkileri nelerdir?

Sean Patrick Smyth: Türkiye-İsrail ilişkilerinde yaşanan sorunlar - yaygın kanının aksine - Erdoğan ile başlamadı. Türkiye, 1970'lerden bu yana İsrail ile yer yer diplomatik sorunlar yaşadı. Cihat Yaycı gibi isimler, Türkiye'nin deniz sınırlarını güvence altına almak için İsrail ile bağlarını onarılması gerektiğini savunuyor. Türkiye'ye sempati duyan çok sayıda İsrailli de mevcut. Bununla birlikte, Türkiye ile İsrail'in çıkarlarının uyumlu hale gelebileceği koşulları görmek oldukça zor.

İsrail, son yıllarda PKK dahil Kürt hareketlerini desteklemek için büyük bir enerji harcadı. Ayrıca Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi ile bağları güçlendirmek için de çaba sarfetti. Bu işbirliğinin en önemli örneği Güney Kıbrıs, Mısır, Yunanistan, İsrail, İtalya, Ürdün ve Filistin'i bir araya getiren EastMed Gaz Forumu'dur. Yine de Türkiye ile işbirliği, Doğu Akdeniz'de istikrarın kilit unsurudur. 

Bu bağlamda, Türkiye'nin Mavi Vatan kapsamında, özkaynaklarını güvence altına alma çabalarını baltalamaya çalışan girişimler, bölgede daha fazla istikrarsızlığa neden olacaktır. Çözüm işbirliğindedir, ancak bu da tek taraflı olamaz. Uluslararası toplum, Türkiye’nin iddialarını ciddiye almalı, zira Ankara yeni enerji kaynaklarının güvence altına alınması konusunda kararlı görünüyor.

“MAVİ VATAN, BAĞIMSIZ TÜRKİYE’NİN TEMEL TAŞI”

Türkiye'nin 'Mavi Vatan' stratejisinin ABD'nin 'Kenar Kuşak Stratejisi' açısından önemi nedir? Bu iki stratejik yönelimin çelişen yönleri nelerdir?

Sean Patrick Smyth: Türkiye hiçbir zaman bir deniz gücü olmadı ve tarihsel olarak, Soğuk Savaş'ın sonuna kadar jeopolitik olgular doğrultusunda Anadolu'yu jeopolitik bir merkez olarak savunmaya odaklandı. Türkiye, Mavi Vatan'ı ihmal etmenin, ülkenin jeopolitik anlamda kuşatılmasıyla sonuçlanacağını son yıllarda fark etti. Mavi Vatan doktrini, bazı Batılı devletlerin Yunanistan ve Güney Kıbrıs'ı destekleyerek uygulamaya çalıştıkları bir tür çevreleme politikasını kırmak için formüle edildi.

Esasen Mavi Vatan, bölgedeki hegemonik güçlerin gücünü kırması sebebiyle, bağımsız Türkiye'nin temel taşlarından birini temsil ediyor. Türkiye, birkaç nesildir ilk kez toprak bütünlüğünü koruma mücadelesini Anadolu'nun kalbinin dışında taşıdı. Bu da, bölgedeki jeopolitik dengeleri değiştirdi. Türkiye’nin, Suriye ve Irak’ın kuzeyindeki askeri harekatları da aynı mantığı takip ediyor gibi görünüyor. Jeopolitiğin önemini kabul eden Türkiye, PKK ile mücadeleyi Anadolu'nun dışına taşıdı. Bu, Türkiye'ye daha fazla manevra ve sınırlarını koruma özgürlüğü sağlıyor. Aynı zamanda Türkiye'ye, komşu devletlerin PKK'ya olan ev sahipliğini sonlandırabilmesi adına önemli bir destek sağlıyor.

“İTALYA VE TÜRKİYE’NİN STRATEJİLERİ ÖRTÜŞÜYOR”

İtalya'nın 'Genişletilmiş Akdeniz' ve Türkiye'nin 'Mavi Vatan' politikalarının örtüşen tarafları nelerdir?

Giuseppe Didonna: Dürüst olmak gerekirse, İtalya ve Türkiye'nin stratejik programlarında örtüşmeyen bir taraf olduğunu düşünmüyorum. Teorilerin, doktrinlerin ve isimlerin de ötesinde, her iki ülke de son dönemde birbirlerinin ihtiyaçlarına daha güçlü bir şekilde karşılık vermeyi başardı; diplomatik ve siyasi ilişkiler de bu yönde düzelme kaydetti. Libya'daki durum ve özgün bir örnek olarak, İtalyan vatandaşı Silvia Romano'nun Somali'de MİT'in düzenlediği bir operasyon ile kurtarılması olayı bu kanıyı güçlendiriyor.

Tansiyonu yükseltmekten ziyade, anlaşmaya varmak adına güçlü temeller olduğuna inanıyorum. İtalya, Doğu Akdeniz krizinde ve Ajaccio zirvesinde arabuluculuk rolü oynamayı teklif etti. Hükümetimiz Macron’un tutumunu desteklemedi ve Ankara ile Roma arasındaki ilişkiler en azından son yirmi yıldır olumlu seyretti.

“TÜRKİYE, HAK VE ÇIKARLARININ ARKASINDA OLMALI”

'Mavi Vatan' politikasının, bugün küresel ölçekte giderek daha fazla tartışılan, yükselen çok kutuplu dünya jeopolitiği açısından önemi nedir?

Giuseppe Didonna: Mavi Vatan, Türkiye gibi yükselen bir gücün, oyun kurucu rol oynamaya yönelik hırs ve iradesini yansıtıyor. Yükselen bir güç diyoruz, çünkü Türkiye, Libya ve Suriye krizlerinde etkin bir rol oynadı. Bugün masaya oturup bu krizi bir çözüme kavuşturmaya çalışanlar Ankara ile diyalog kurmak zorunda. 

Bu çerçevede, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarından en üst seviyede yararlanmak istemesi sürpriz değil. Türkiye, bu güç ve kapasiteye sahip olmasının yanı sıra, buna ihtiyaç da duyuyor, çünkü enerji konusunda dışa bağımlı.