‘N’olcak bu İngiltere’nin hali?’

‘N’olcak bu İngiltere’nin hali?’

28 Ekim 2018 Pazar, 15:43
Abone Ol google-news

İngiltere’de haber üretmek ve bu ülkeyi anlatmak bir gazeteci için Urfa’daki Balıklıgöl’deki balıklara el uzatmak gibi. Üstelik son araştırmalara göre, bu ülkede nüfusu 250 bine yakın Türkçe konuşan toplumun varlığı işinizi daha da kolaylaştırıyor. Birleşik Krallık Avrupa Birliği’nin (AB) asi üyesi, ABD’nin Avrupa’daki Truva Atı, Londra ise dört yol ağzı ve ölmeden önce mutlaka görülmesi gereken bir başkent. Biraz filmi geriye sararsak 1867-1870 arasında Londra’da yaşayan Namık Kemal, bir mektubunda “Londra bir memlekettir ki, burayı görmeyen rahatın manasını bilmez. Tütünsüzlükten sıkıntı çekeceğiz gibi görünür” diye yazar. Bir diğer önemli Londra sevdalısı da Makber’in yazarı olan Abdülhak Hamit Tarhan (1852- 1937) Londra’yı ikinci vatan sayar. Şair bir şiirinde Londra’yı günümüz Türkçesiyle “Bu şehrin her yerini hayat şevkinin ışığı sarmış / Ki orda ölüm gelmez insanın aklına, mezarda bile” diye tanımlar. Londra artık Namık Kemal ve Abdülhak Hamit Tarhan’ın Londrası değil. Her şeyden önce Sir Arthur Conan Doyle’un kaleme aldığı dedektif Sherlock Holmes’un sisli şehrinden de eser yok. Hatta küresel ısınma canımıza ot tıkasa da Londra’da limon ve zeytin ağaçları bile yeşeriyor artık. Namık Kemal yaşasaydı tütün fiyatlarından yine şikâyet ederdi fakat Abdülhak Hamit Tarhan hayal kırıklığına uğrardı sanırım...

İntiharı önleme bakanlığı “N’olcak İngiltere’nin hali, intiharlar aldı başını gidiyor” derken Başbakan May geçen günlerde dünyada ilk kez “intiharı önleme bakanlığı” kurulduğunu açıkladı. Ülkedeki intiharlar 2010’dan 2017’ye yüzde 67 artmış. İntihar sorunu Türkçe konuşan toplumunda arasında bulunduğu etnik toplumun da kanayan yarası. Sosyologların belki de intiharla arasında güçlü bağ kurabileceği bir başka olgu da yalnızlık... “N’olcak İngiltere’nin hali, yalnızlar aldı başını gidiyor” sorununa şifa niyetine geçen şubatta “Yalnızlıktan Sorumlu Bakanlık” kurulmuştu. Bir araştırmaya göre de bir ay boyunca evinin zili çalınmayan yaşlı sayısı 200 binin üzerinde. Geçen kış, “yalnızlığın kış aylarında ölümcül olabileceği” kamu spotuydu. Bir rapor da yalnızlığın günde 15 adet sigara içmek kadar kötü olduğunu ortaya koymuş. Öte yandan, aile hekimi doktorların dörtte biri, günde en az 1 ile 5 arasında hastanın yalnızca iki laf etmek için kendilerini ziyaret ettiklerinden yakındıkları basına yansıdı. Bazı doktorlar da yalnızlık çeken “hasta”ların sayısının günde 10’u aştığını belirterek zamanlarının haybeye çalınmasından şikâyet ediyorlar. Geçen hafta hükümet “yalnızlığa karşı” çıtayı yükselterek aile hekimlerine, yalnız hastalarına dans dersleri gibi “sosyal aktivite reçetesi” yazma konusunda izin verileceğini açıkladı. Bunun anlamı yalnızlar bu aktivitelerden ücretsiz yararlanabilecek. Ayrıca yalnızlar projesi kapsamında postacıların da dağıtım yaptıkları evlere göz kulak olmaları istenecek. İşin kötü yanı, benim de aralarında bulunduğum “biz” kültüründen gelip “ben” kültürünün içine düşerek “kendisinin giderek yalnızlaştığını hisseden” göçmenlerin nostalji yaşar olması. Üstelik bu da vitamin eksikliği gibi giderilecek bir mevzu görünmüyor. Dijital iletişim çağında yalnızlık ve intiharla boğuşan dünyanın ilk kapitalist ülkesine reçeteyi, Londra’da bizim mahalleye kuş uçuşu 4 dakika uzaklıktaki Highgate Mezarlığı’nda yatan Karl Marx’ın bir tarih evvelinden yazdığını söylersek yalancı olmayız.

[email protected]