O, türünün son temsilcisi...

Emektar müzisyen, usta besteci Emin Fındıkoğlu’nun konserinin havası matrak; yani Emin Hoca’yı birebir yansıtıyor. O türünün son temsilcisi; böyle bir ekibi bu repertuvar için bir daha bir araya getirecek çılgın yeni kuşaklardan zor çıkar.

09 Aralık 2016 Cuma, 18:53
Abone Ol google-news

Halep Pasajı’ndaki Ses Tiyatrosu, eski Beyoğlu’na ait değerleri temsil eden son kalelerden biri. Nadiren etkinliklere ev sahipliği yapıyor. Geçen akşam emektar müzisyen, usta besteci Emin Fındıkoğlu’nun 2015 yılında kurduğu + 12 adındaki projesine yaptığı üzere...

Kendisi ve solist şarkıcı Meltem Ünel ile birlikte ceman 14 kişiler sahnede. Şöyle sağdan sayarsak: saksofonda Meriç Demirkol, Barış Ertürk, Duru Tuna, Çağdaş Oruç; trompette İmer Demirer, Barış Yazıcı, Şenova Ülker; trombonda Ebru Kennington, Işık Üstündağ, Didem Yılmaz; davulda Ekin Cengizkan, kontr basta Volkan Topakoğlu.

Hilal şeklinde dizilmişler Emin Hoca’nın etrafına, Kuran kursuna gelmiş gibi. Niyetleri hatim indirmek değil, zira bunların hepsi usta müzisyen zaten; her biri için çalgısının zirvesinde demek yanlış olmaz.

Açılış Emin Hoca’nın bestesi, “Concision”, ardından solist duhul ediyor “I Concentrate On You” ile. İlk beş dakikada Emin Hoca’nın dünya çapında bir düzenlemeci olduğu hissediliyor, bilhassa nefesliler konusunda. Piyanosunun başından ayrılıyor, “My Foolish Heart”ta orkestrayı ayakta yönetiyor.

Monk’un “Jackie-Ing”i çılgın sololar eşliğinde geçiyor; sırası gelen oturduğu kırmızı sandalyeden fırlayıp çalıyor. Emin Hoca rahat adam. Gershwin’in “But Not For Me”sine başlarken “Ben bunu unuttum” diyerek baştan alıyor. Parçanın sonunda da “Adamcağız hayatta değil, yoksa ne yaptınız siz diye bize kızar, çalmamıza izin vermezdi” diyerek gülüyor.

Sponsorlarının -hayali ya da değilkendilerini çıkardığı seyahatten söz açarak sıralıyorlar Latin ve kalipso etkili parçaları: “Acayip Karayipler”, “Manha de Carnaval”, “Miami Beach”, “Jive Samba...”

Altmışlı yetmişli yıllardan kalma eski usûl bir sahne anlayışı bu, gelenekçi. İzleyicinin yaş ortalaması yüksek. Rakamları dengeleyen tek şey sahneyi soldan gören locadaki okul yaşına gelmemiş üç kız çocuğu.

Michael Legrand’tan Marilyn Monreo’ya uzanan repertuvarın finali İstiklal Marşı. İlk notayı duyanlar saygı duruşu için ayağa kalkmaya yelteniyor, ama arkasından patlayan sololarla gevşiyor. Konserin havası matrak; yani Emin Hoca’yı bire bir yansıtıyor. O türünün son temsilcisi; böyle bir ekibi bu repertuvar için bir daha bir araya getirecek çılgın yeni kuşaklardan zor çıkar.

Bu gece 2016’nın Beyoğlu’sunda yaşadığımızı bize hatırlatan tek şey, Balo Sokak’taki pavyondan bozma gece kulübünden -ta salona kadar inleye inleye gelen- eller havaya zıpçıktı müzikler.