'O yapı Ecevit hükümetini yıkmaya çalıştı'

Ergenekon davasının bugün görülen duruşmasında merhum Başbakan Bülent Ecevit'in eski koruma amiri ve eski DSP Milletvekili Recai Birgün tanık olarak dinlendi.

21 Mayıs 2012 Pazartesi, 08:20
Abone Ol google-news

''İrtica ile Mücadele Eylem Planı'' ve birinci Ergenekon davalarının ikinci Ergenekon davasıyla birleştirilmesinin ardından, eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, CHP milletvekilleri Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal ile emekli Tuğgeneral Veli Küçük'ün de aralarında bulunduğu 61'i tutuklu 256 sanıklı davanın 185. duruşması görülüyor.

Duruşmada merhum Başbakan Bülent Ecevit'in eski koruma amiri ve eski DSP Milletvekili Recai Birgün tanık olarak dinlendi.

Birgün'ün sanıklarla bir husumetinin olmadığını söylemesi üzerine tutuklu yargılanan Prof. Dr. Mehmet Haberal'ın avukatı Dilek Helvacı söz aldı. Helvacı, Birgün'ün, 29 Nisan 2009 tarihli savcılık ifadesinde, Haberal ve Bülent Ecevit'in tedavisine katılan 13 doktor ile aralarında davalar bulunduğunu söylediğini hatırlattı. Bu nedenle Haberal ile Birgün arasında ciddi husumet bulunduğunu ifade eden Helvacı, tanığın dinlenilmesinden vazgeçilmesini istedi.

Birgün de avukatlarından aldığı bilgiye göre şu an herhangi bir davanın olmadığını ifade ederek, 2002 yılında tazminat ve ceza davalarının açıldığını, bunların bittiğini söyledi.
Gazetede çıkan röportajı nedeniyle açılan bir davanın devam ettiği ifade eden Birgün, ancak kendisi açısından sonuçlandığını, gazetecilerle ilgili kısmının sürdüğünü anlattı.
Bunun üzerine mahkeme heyeti, Birgün'ün tanıklığına engel olmadığına karar verdi.
Ardından tanık olarak dinlenilmesine geçilen Birgün, kendisinin izinli olduğu bir dönemde Bülent Ecevit'in sırtında oluşan ağrı nedeniyle Başkent Üniversitesi Hastanesi'ne götürüldüğünü, kendisinin de hastaneye gitmesiyle Mehmet Haberal ile tanıştığını kaydetti.

Ecevit'in rahatsızlığı

Aradan 11 yıl geçtiğini belirten Birgün, Ecevit'in tedavisinin ardından eve gönderildiğini dile getirerek, şunları kaydetti:

''Daha sonra göğüs bölgesinde ağrı oluştu. 10 gün aynı hastanede kaldık. Bir süre sonra da omurgada çökme meydana geldi. 8 ay hastanede kalmamız gerektiğini söylediler. Çökmenin felç ya da ölümle sonuçlanabileceği söylendi. Omurga çökmesine müdahale yapılmayacağı, dinlenmesi tavsiye edildi. Bu 8 aylık süreci hastanede geçirmemiz tavsiye edildi. Hastanede bir tedavi olmayacağından eve geldik. Doktorlar mutlak yatak istirahati önerdi. 1,5 metre mesafedeki lavaboya bile gitmemesi istendi. Ancak Bülent Ecevit çok tez canlı birisi olduğu için ilk günden başlamak üzere bunlara hiç uymadı. Sabah kalkıyordu, ihtiyaçlarını gideriyordu. Gazetesini okuyordu. Bu sürecimiz 3 ay devam etti. Bu süreçte doktorlar eve muayeneye geliyor, 'kıpırdamayın, hareket etmeyin' diyordu. O dönemde medyada da Ecevit'in hastanede yatması geniş yer tutmuştu. Öldüğü bile yazıldı. Yanında ben ve Rahşan Hanım vardı. Bülent Ecevit yazılanlardan çok rahatsız oluyordu. Dışarıya çıkmak istiyordu, ancak doktorlar izin vermiyordu. O dönemde MGK, Bakanlar Kurulu toplantısı ve Kıbrıs Zirvesi yapılacaktı. Ecevit bu üç toplantıya katılmak istiyordu. Doktorlar gelip muayene ettiler. Bu toplantılardan bir gün önce yapılan muayenenin ardından Ecevit'in toplantılara katılabileceğini söylediler. Ama toplantıya gitmeden öne sabah muayene etmek istediler. Sabahki muayenede 'siz kıpırdamışsınız' diyerek, katılmamasını söylüyorlardı. Bir gün önceki duruma göre, toplantılara katılacağı şeklinde basına bildiriyorduk. Ama, ertesi gün katılamıyordu. Basında nahoş şeyler yazıldı. Hatta MGK toplantısı Ecevit nedeniyle 10.30'da başladı. Doktorların bu ikna edici sözleri nedeniyle Ecevit bu üç toplantıya katılmadı.

Doktorların eve gelip gitmesi, sürekli kameraların çekmesi rahatsızlık yarattı. 1 gün önce 'iyisin', sabah gelince de 'kıpırdamışsın, his kaybı olmuş' deyince Rahşan Hanım ile biz şüphelendik. Bülent Ecevit kalkıp geziyordu. Her sabah bahçeye çıkıp gazeteleri okuyordu. Rahşan Hanım ile tedavi sürecinde yaşadıklarımızı, tedavi sürecini değerlendirdik. 8 ay evde istirahat etmesini gerektirecek durumunun olmadığını değerlendirdik. Bu durumu da Bülent Ecevit'e söyledik. Benim yakın arkadaşım olan ortopedist Mücahit Pehlivan'ı söyledim. Kabul ettiler. Gazeteciler 24 saat nöbette olduğu için gece yarısı Mücahit Pehlivan'ı eve soktuk. Elle ortopedist muayenesini yaptı. 'Bir çökme var ama, geçmiş' dedi. Yürüyebileceğini, bir sıkıntı olmadığını söyledi. Ben de 'senden belge istiyorum, bu Başbakan' dedim. Bunun üzerine özel bir poliklinikten seyyar röntgen cihazlarını gece eve soktuk. Çekilen filmlere göre de, çökmenin düzeldiği, risk kalmadığı söylendi. Bunu Bülent Ecevit'e söyledik. Kaba bir korsemiz vardı. 'Korseye gerek yok' dediler, ama biz daha ince bir korseyle günlük yaşamımıza devam ettik. Bunun üzerine Başkent Üniversitesi Hastanesi'nden gelen doktorları kabul etmedik. Bir bahane buluyorduk. Ecevit'in hastaneye gelmesi konusunda çağırıyorlardı. O dönemde DSP yöneticileri olan Zeki Sezer, Emrehan Halıcı ve Tayfun İçli ziyarete geldi. Hastaneye gitmemesi gerektiği, giderse 'çalışamaz durumda' rapor verileceği şeklinde duyum aldıklarını söyleyerek, 'hastaneye gitmesin' denildi. Hastaneye gitmedik. Sonuçta Ecevit 2006 yılına kadar gayet sağlıklı yaşadı. Beyin kanamasından vefat etti.''

 

"2001'deki bir yapı Ecevit hükümetini yıkmaya çalıştı"

Birgün'ün ifadesinin tamamlanmasının ardından, daha önce alınan ifadelerinin okunduğu sırada Mahkeme Heyeti Başkanı Hasan Hüseyin Özese, Birgün'e, Bülent Ecevit'e ''Çalışamaz raporu verileceği duyumu kimden geldi?'' diye sordu.

Birgün de, ''Hatırlamıyorum ama öyle bir duyum vardı. Herkes konuşuyordu'' diye yanıt verdi.

Ecevit'in hastalığı döneminde yaşananları operasyon olarak nitelendiren Birgün, ''O dönem yaşananlara bakınca partinin ikiye bölünmesi ve sayın Ecevit'in hastalığı kullanılarak yapılanlar, tıpkı 28 Şubat ve 27 Nisan e-muhtırası gibi bir operasyondu'' şeklinde konuştu.

Birgün, Ecevit'in rahatsızlığından önceki süreçte gazeteci Murat Yetkin ve Cengiz Çandar'ın Başbakan'ın görevi bırakması konusunda bazı yazılar yazdıklarını da ifade etti.

Hastalığı döneminde tedavi ile ilgili konuşmamaya özen gösteren Bülent Ecevit'in, yapılanları anlatmak isteyen Rahşan Ecevit ile de bu nedenle tatsızlık yaşadığını belirten Birgün, ''Rahşan Hanım bu tür konuları açınca, 'Rahşan o konuları kapat. O konuları dile getirmeyelim' derdi'' dedi.

Başbakanlığı bittikten sonra gazetecilerin çekim ve röportaj için Ecevit'in yanına geldiklerini ifade eden Birgün, ''Sayın Ecevit bu konuda 'iç ve dış bazı mihrakların girişimleriyle iktidardan uzaklaştırıldıklarını' anlatıp konuyu geçiştiriyordu ve bu konunun siyasi tarihçiler tarafından irdelenmesi gerektiğini söylüyordu. Çekimlere verilen aralarda Rahşan Hanım, 'Bülent bunları da anlat' diye konuşuyordu. Bir kez çekim arasında böyle bir olay yaşandı. Aralarında tatsızlık olunca da çekimler birkaç gün ertelendi'' diye konuştu.

Birgün, 2001'deki bir yapının Bülent Ecevit'in başında olduğu hükümeti yıkmaya çalıştığını öne sürerek, ''O yapı, bu yapımı bilmiyorum. Ama hükümeti yıkmaya çalıştı. Eline geçen fırsatları kullandı. Ecevit'in hastalığını kullandı'' dedi.

 

'Ecevitsiz bir hükümetti'

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada savcı Mehmet Ali Pekgüzel, Recai Birgün'e Başkent Üniversitesi Hastanesi tarafından, ''Ecevit hakkında iş göremezlik raporu verileceği'' şeklinde duyum aldığını söylediğini hatırlatarak, ''Bunda amaçlanan neydi?'' diye sordu. Birgün de, ''Ecevitsiz bir hükümetti. Herkes de farkındaydı. Yazılanlara rağmen Ecevit bırakmadı. Hüsamettin Özkan'ın başbakan olacağı yazıldı. Ecevit, 'Ben ayrılsam da bu mümkün olamaz' demişti'' dedi.

Bülent Ecevit'in, başbakanlığı bırakmaması üzerine hakkında ''Hasta, yürüyemez, bunamış, yönünü bilmeyen'' gibi aciz durumda gösterilmeye çalışıldığını dile getiren Birgün, ''O dönemde çok ilginç bir medya işbirliği vardı. Ecevit'in en ufak bir hatası 'hasta', 'iş göremez' olarak haberleştiriliyordu'' diye konuştu. Pekgüzel'in ''Ecevit'in hakkında yazılanlardan çıkardığı sonuç, kanaati neydi?'' sorusu üzerine Birgün, Ecevit'in ''Bizim soframız (ihale gibi) yok. O yüzden medya bizi sevmez'' dediğini anlattı.

Savcı Pekgüzel, Bülent Ecevit ve Rahşan Ecevit ile yapılan ''Karaoğlan'' adlı belgeselin ham görüntülerini izleterek, ''Burada Ecevit 'Doktorlar 7-8 ay kadar yatacaksın demedi' diyor. Rahşan Ecevit de, bunu söylediklerini söylüyor. Siz 7-8 ay yatması gerektiğini duydunuz mu?'' diye sordu. Birgün de, Bülent Ecevit'e bu durumun söylenmediğini ifade ederek, ''Rahşan Ecevit ve benim olduğum yerde doktorlar, hangileri olduğunu hatırlamıyorum ama biz Haberal ve Turgut Zileli ile muhatap oluyorduk, 7-8 ay gibi bir süreye ihtiyacı olduğunu söyledi. Ecevit'in bunu bilmemesi normaldi'' dedi.
 

'Onlar sustu, ben konuştum'

Pekgüzel'in, ''Ecevit, 'Niye farklı doktor getirdiniz?' diye itiraz etmedi mi?'' sorusuna Birgün, ''Ecevit bile söylemiyor, sen söylüyorsun, diye eleştirildim. Onlar susmaya başladılar, ben konuştum. 2002'den beri bu konuyu gündemde tutmaya çalıştım. Ecevit de, Rahşan Ecevit'in yaşadığı sıkıntıları yaşadı, ama konuşmazdı. Başka doktoru kabul etti, ardından hastaneyle irtibatı da kesti. Ecevit nezaketinden ya da o dönemdeki şartlardan mı bilemem, bunları konuşmanın yararı olmayacağını söylerdi. Ben 'Doktorlar yanlış tedavi etti' demedim ama tedavinin zamana yayıldığı kanaatindeyim'' şeklinde konuştu.

Birgün, Pekgüzel'in ''Ecevit'e suikast yapılacağı'' şeklindeki duyumu hatırlatması üzerine, terörle mücadelede görevli bir arkadaşının ''Cumhurbaşkanına giderken suikast olabilir. Dikkatli ol'' dediğini anlattı. Suikast tarihinin eylül 2002'de olacağını, ancak Ecevit'in randevu defterinde bu tarihte bir randevu görülmediğini ifade eden Birgün, ''Bir süre sonra 20 Eylül'de Cumhurbaşkanlığı'nda resepsiyon olacağı bildirildi. Aynı tarih olması, hiç olmayan bir günde randevu çıkması üzerine tedirgin oldum. 2 ayrı ekip çıkararak o gün Ecevit'i 24 saat basından atlattım'' dedi.
 

Ecevit hakkındaki vasi tayini

Pekgüzel'in, sanıklardan Mahir Akkar ve CHP milletvekili Sinan Aygün'ün Ankara'da mahkemeye dilekçe vererek, Ecevit'in durumu nedeniyle vasi tayini istediklerini, bundan yaklaşık bir hafta sonra da, Ecevit hakkında iş göremezlik raporu verileceği duyumunun alındığını anımsattı.

Sinan Aygün ile akraba olduğunu belirten Birgün, ''Sinan Aygün amcamın oğludur. Ben soyadımı Birgün olarak değiştirdim. Bu konuyu Aygün ile de konuştum. Başbakan'dan özür dilemesini istedim. 'O zaman medya bizi yanılttı, ayıp etmişiz' dedi. Bizim yaşadığımız süreç ve bunu medyanın gündeme getirmesinden bütün kamuoyu etkilenmişti'' diye konuştu.

Pekgüzel'in, ''(Ecevit öldürülerek kaldırılamadı ama siyasetten uzaklaştırıldı) diyorsunuz. İsim verebilir misiniz?'' sorusu üzerine Birgün, şuları kaydetti: ''Askeri üst kademedeki Murat Yetkin'in yazdığı... Medya, bürokrasideki üst kısım. Şu an ortaya çıkarmaya çalıştığınız grupların 2001'de de aynı faaliyetleri yaptığına inanıyorum. Bilinçli destekleyenler, milli duygularla destek verenler, farkında olmadan da destek verenler vardı. Biz de 3 aylık dönemde Ecevit'i kapatmıştık. Aksini ispat edecek adımlar atmakta geç kaldık.''

Pekgüzel'in 'Ecevit'in hızla iyileşmesi nasıl oldu? İlaçları mı kestiniz?'' sorusuna Birgün, bazı ilaçların kesildiğini belirterek, ''Bir nefeste merdivenleri çıkan Ecevit'ten bir anda yürüyemeyen Ecevit ortaya çıktı. Birdenbire nasıl hasta oldu, nasıl iyileşti. Herkes gibi bende bunun cevabını bulmaya çalıştım'' dedi.
 

Haberal: Birgün ağır ithamda bulunuyor

Savcı Pekgüzel'in sorularının tamamlanmasının ardından söz alan tutuklu sanık Prof. Dr. Mehmet Haberal, mahkemenin isteği üzerine Silivri 5 No'lu Cezaevi'nden geldiğini belirterek, ''Gerçekten burada zor duruyorum. Bugüne kadar duruşmalara gelmememin sebebi çok ciddi sağlık sorunlarımın olmasıdır. Cezaevi hekimine göründükten sonra 'Ne pahasına olursa olsun, gitmeliyim' diyerek geldim'' dedi. Birgün'ün Ecevit'in tedavi sürecine ilişkin asılsız ithamlarda bulunduğunu ifade eden Haberal, ''Merhum Ecevit, Türkiye Cumhuriyeti'nin başbakanıdır'' diye konuştu.

Mahkeme Heyeti Başkanı Hasan Hüseyin Özese'nin ''Tanığa sorunuz var mı, beyanlarınızı daha sonra alacağız'' sözleri üzerine Haberal, ''Sayın Birgün, 'Ecevit'in ilaçları kesildi, iyileşti' dedi. Hangi ilaçları kesildi de bu kadar kısa sürede iyileşti'' diye sordu. Birgün, ortopedist Mücahit Pehlivan'ın Ecevit'in ilaçlarını yeniden düzenlediğini belirterek, Ecevit'in parkinson hastalığının da ortaya çıktığını söyledi.

Haberal'ın, ''Bir toplantı yapıldığından söz ettiniz. Merhum Başbakan'a 'çalışamaz raporu' verilecekmiş duyumundan söz ettiniz. Kimden duydunuz? Bununla ilgili deliliniz var mı? Bu kadar ağır ithamı delil olmadan yapamazsınız?'' sorusuna Birgün, ''Beyefendi'ye çalışamaz raporu verilecekmiş duyumu üzerine DSP yöneticileri toplantı yaptı. Bu duyum partinin genel sekreteri Mecit Şekercioğlu'na gelmiş ama kimden duyduğunu bilmiyorum. Bu duyumu açıklayan ben değilim, Emrehan Halıcı'' diye yanıt verdi.

''Ben bir hekimim. Bizim bir tek hedefimiz, ülkenin Başbakanı'nı en kısa zamanda makamının başına göndermekti'' diyen Haberal, ''Zaten Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Başbakanı'na götürülen gizli doktor, gizli röntgen cihazıyla da bizim uyguladığımız tedavinin ne kadar yerinde olduğunu ispat etmiş oldu. Tedavide sonra 4 yıl daha yaşaması ve ne yazık ki geçirdiği beyin kanaması nedeniyle vefat etmesi de ispat etmiştir'' şeklinde konuştu.

Ecevit'i Zonguldak milletvekili seçildiğinden itibaren tanıdığını ve babasının da CHP yöneticisi olması nedeniyle çok yakın ilişkileri bulunduğunu vurgulayan Haberal, ''Tanık duyumla yola çıkıyorsa bu çok ağır bir ithamdır. Rahmetli Ecevit, Başkent Üniversitesi'ne yatırıldığında üniversite rektörü olarak raporlarda benim imzamın olması mümkün değildir'' diye konuştu. Duruşmaya kısa bir ara verildi.
 

İLGİLİ HABER İÇİN TIKLAYINIZ