Pentagram üyesi Tarkan Gözübüyük: Bizim kuşağın geleceğe dair umudu daha güçlüydü

Pentagram geçenlerde çevrimiçi bir konser verdi. Pentagram gibi bir grubu Instagram'dan izlemek tuhaf bir fikir gibi gelse de sonuç hiç de yabana atılacak gibi değildi.

16 Nisan 2021 Cuma, 14:00
Abone Ol google-news

Hakan Utangaç

“Alkışlarınızı duyar gibiyiz” diyor Ogün Sanlısoy. Gerçekten alkışlayanlar olmuş mudur bilmiyorum ama normal şartlar altında Pentagram’ın konserinde ortalık yıkılır, alkış kıyamet, çığlık çığlığa olunur diye anımsıyorum. Gerçi bu konser akustik desibel etkisi yüksek olmasa da enerjisi hiç eksilmez

Pentagram’ın. Keza bu enerjiyi @artıbir Instagram hesabından izlemek üzere bilgisayar başına oturduğumda hemen hissettim, duygular sık sık ayaklandı elbette. Merak ettim tabii onların neler hissettiğini...

Biz +1 Fest’te sizi çevrimiçi dinlerken çok keyif aldık, online konser deneyimi sizin için nasıldı?

Tarkan Gözübüyük: Çok sağ olun, emeği geçenlerin eline sağlık. Grup için de özel bir gece oldu. Öncelikle, bu sayede Ogün’ün ellinci doğum yıldönümünü ekip halinde kutlayabildik.

Hakan Utangaç: Bu konuda aklıma ilk gelen, “bizim de seyirciyi görebileceğimiz bir arayüz geliştirilse daha iyi olur” düşüncesiydi. Yakında karşımıza çıksa iyi olacak. (Gülüyor) İlk online konserle sonuncu arasında olumlu yönde farklılıklar var. Biraz daha alıştık gibi fakat sahnenin önünde yani seyirci alanında bize dönük bir ekran var. İzleyicilerin yazdıkları mesajları takip ederek çalmak çok mantıklı değil ama gözünü de o ekrandan alamıyorsun. Bu biraz başka bir mod yaratıyor. Konser harikaydı. +1 ve V.Arena mükemmel bir iş ortaya koydular ve kendimizi çok iyi hissettik.

Metin Türkcan: Online konser bana konserden çok bir prova gibi geliyor. Konser, orada bulunan seyircinin kişiliği ve duyguları ile evrilen çok kutsal bir an, bir ayin bir nevi. Bu şekilde körler sağırlar... gibi bir durum bu yaşanılan. (Gülüyor.)

“Alkışlarınızı duyar gibiyiz” dediniz bir yerde... Sahi hiçbir şey duymadan çaldınız...,

Ogün Sanlısoy: Birlikte aynı mekân ve ortamda olmak gibi değil tabii ama hiç buluşmamaktan iyidir. Biz aslında aynı performansı göstermeye çalışıyoruz ama göz göze olup birlikte söyleyince daha çoşkulu ve keyifli oluyor kuşkusuz. Önümüzdeki monitörden izleyicilerin yazdıklarını, yollanan emojileri görüyorduk, ona istinaden alkışları duyar gibiyiz dedik. Bambaşka bir iletişim deneyimi hepimiz için.

Cenk Ünnü: Ben bazı bölümlerde çalarken gözlerimi kapatıp seyircilerle dolu bir salon hayal ettim.

TG: Bu etkinliklerin, normal konserlerin yerini tam doldurması pek mümkün değil. Çalan grup her koşulda canlandırdığı eserle bütünleşir ama bu performansı kalabalık şekilde deneyimlemek benzersiz bir olay.

Ogün Sanlısoy

ÇOK ŞEY BİRİKTİRDİK

Akustik konser nasıl geliyor size? Örneğin bu sound sizin hangi yönünüzü öne çıkarıyor?

MT: Parçaların akustik olarak çalınması, daha ayrıntılı bir şekilde dinlenip anlaşılmalarını sağlıyor bence, ki bu da gayet iyi bir şey.

HU: Ayın karanlık yüzünü Heavy Metal diye düşünürsek, akustik de aydınlık yüzü olsa gerek.

TG: Mimar Ceren Balkır Övünç ve Bilgi Mimarlık öğrencileri salgın döneminde yaptıkları bir çalışmada; online konserler konusunu, mekân ve akustik boyutundan ele aldılar. İşaret ettikleri ilginç bir nokta, performans alanı ve sesin hacmi ile izleyicinin bulunduğu ortamın fiziksel orantısı. Yani internet yayınında; koltukta ukulele çalarken izlediğimiz bir müzisyen o an yanı başımızdaymış gibi algılanırken, büyük sahneler ve ses sistemleri bizi deneyimin gerçekliğinden koparabilir. Bu açıdan bakınca akustik çalmak, özellikle online konserlerde işin doğasına biraz daha uygun oldu.

Pandemi sizi nasıl etkiledi? Grup olarak ya da kişisel?

HU: Bu konuda, daha az görüştüğümüzden yakınabilirim.

TG: Sahne çalışanları genelde düzensiz geliri ve bazen aylarca iş beklemeyi göze almış bir kesim de olsa, bu salgın hepimiz için bölüm sonu canavarı oldu. Grupça son yıllarda ortalama haftada bir sahne alıyorduk. Bu rutin, bütün ekibin geçimi açısından önemliydi ve hiç hesapta yokken bir anda kesildi. Maalesef bir yıldır nadiren buluşabildik. Herkes zanaatına uyan geçici işler yaparak hayatta kalmaya ve ailesini gözetmeye çalıştı. Kişisel olarak arada hanımla didişsek de bir şekilde idare ettik şu ana kadar.

Tarkan Gözübüyük

Şu bir yıl içinde yeni çalışmalarınıza vakit ayırabildiniz mi, var mı yakında gelecek bir albüm?

OS: Konser ve performans yapamadığımız bir yıl geçti. Sahne sanatları dışında her yerde işler, neredeyse normale dönmesine rağmen biz hâlâ bekliyoruz sahne alacağımız günleri. Fakat bir yandan yeni projeler ve şarkılar ve albümler üretmeye devam ettik ve ediyoruz. Her şey yoluna girdiğinde paylaşacak çok şey biriktirdik.

TG: Pentagram yeni albüm hazırlığı 2019’dabaşlamıştı. Salgın şartlarında işler biraz sekteye uğradı ama sonbahara kadar bitirmek niyetiyle şu sıralar tekrar yoğunlaştık.

Müzik sektörü bu süreçten sonra nasıl toparlanacak sizce? Yetkili mercilerden beklentilerinizi var mı örneğin?

HU: O kadar çok sorun var ki dünyada, ülkemizde; kendi alanımla ilgili bazı istekleri söylemeye çekinir oldum.

CÜ: Pek çok müzisyen ve grup, bu zorlu süreçte yeni çalışmalarını biriktirdi ve pandemi bittiğinde sadece müzikte değil, sanatın pek çok dalında üretimin hareket kazanacağını düşünüyorum.

MT: Müzik sektörü tabii ki toparlanamayacak ve zaten toparlanması da istenmiyor. Müzik yoksa beyinler daha az çalışıyor, daha az rahatsız oluyor vs. olacak. Tekno müziği zaten ilkel müziğe geri dönüş olarak görüyorum. Yani müzik, devrini, döngüsünü tamamladı sanırım. Ya da tamamlamamış gibi yapılıyor ki bu bizim bilgimiz dışında.

TG: Dünyadaki binlerce tiyatro ve konser salonu bir yıldır boş. Sahne işçilerinin mağduriyeti medyada sıkça yansıtılsa da normalde bu salonları doldurması beklenen izleyicilerin yaşadığı mahrumiyet henüz ön plana gelmedi. Bu izleyicilerin eğilimi ve tepkisi asıl belirleyici unsur olacaktır. Toplumun ihtiyaç duymadığı bir sektör, çalışanların hatırına devam edemediği için bu konuda adımlar çoğunluğun eğilimine ve tepkisine göre atılır muhtemelen.

Metin Türkcan

BEYNİMİZ DEVAMLI ALARM HALİNDE

35. yılına yaklaşan bir grup olarak kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Biraz duruldunuz mu örneğin?

MT: Ben şahsım adına son bir buçuk, iki sene içinde konserler dışında neredeyse hiç gitar çalmadım. Üzücü bir durum. Hiç içimden gelmedi. Yazık. :(

TG: Türkiye zaten siyasi, ekonomik ve sosyal çalkantılarıyla tanınan bir ülkemiz. Salgının getirdiği belirsizlik ve çaresizlik de üstüne tuz biber oldu. Böyle zamanlarda ekip olmak, moralin düştüğünde birbirine yaslanabilmek önemli. Elbette insan gençken hem daha enerjik hem de o yaşların umursamazlığıyla daha özgüvenli oluyor. Elliden sonra, verim açısından aradaki farkı birikim ve edinimlerle bir nebze aşabilmek gerekir. Yarım asır devirmiş Deep Purple, Moğollar, Rolling Stones, MFÖ hâlâ aslanlar gibi aktif.

HU: Salgın döneminde yoğun bir telaş ve aniden adrenalin yüklü bir yaşama geçiş yaptık. Tamam, hayat küçük metrekarelerde geçiyor fakat beynimiz devamlı alarm halinde. Koşulların sakin kalmamızı söylediğini düşünüyorum. O yüzden bu kargaşada akustik konserler daha anlamlı geliyor bana. İleride, izleyiciyle buluştuğumuz gün ortaya nasıl bir enerji çıkacağını tahmin edebiliyorum. Bunun beklentisi de ayrı bir heyecan yaratıyor. Gerçekleştiğinde unutulmaz bir an olacağından eminim.

Bugün Türkiye’de sizce en acil çözüm bekleyen sorunlar neler?

MT: İnsan iflah olmaz bir tüketici, bu yüzden de kendi sonunu hazırlayacak hep ama zekâsı ile bu durumdan bir kurtuluş bir kaçış yolu da bulacak hep. Mars’ta iyi eğlenceler diliyorum herkese şimdiden. Yanınıza mayo almayı unutmayın. (Tüh, ama su yoktu değil mi orada?)

HU: Metin’e katılıyorum, tüm dünya önemli değişimler geçiriyor. Sorunlar okyanusuyla karşı karşıya olduğumuz şu sıralar, her gün yeni bir kırılma yaşıyoruz. Olaylar ardı ardına gelişirken şaşırtıcı da olabiliyor. Herhalde o sorunların bazıları çözüldükçe şekillenecek hayatımız. O kadar çok acilimiz var ki artık temel ihtiyaçları karşılayalım yeter derken, ‘ekonomi’ diyorsun ‘adalet’ el kaldırıyor ben ben diye. Arkasından bütün sınıf...

TG: Sorunların derinliğine bakınca, aceleyle çözmek pek mümkün görünmüyor. Temel konuların değişebilmesi uzun zaman alacaktır. Meslek kültürünün gelişmesi ya da istibdat kültürünün aşılması gibi mesela.

Cenk Ünnü

‘BİZİM GELDİĞİMİZ ZAMAN DİLİMİ GEÇEN YÜZYIL’

Türkiye’de bir dönem rock ve hard rock/heavy metal daha bir yükselişteydi sanki. Şu son yıllarda ise bayrağı hip hop/rap almış gibi. Bu küresel bir durum mu, yoksa Türkiye’de rockın özel bir durumu mu?

HU: Sorunuzun ilk cümlesini “sanki” diye noktalamanız bir duruma işaret ediyor bence; hiçbir zaman yükselişte olmadı, pupa yelken devam. (Gülüyor)

CÜ: Tüm dünyada hip hop ve rap müzik yükselişte. Bu küresel bir durum ve yabancı müzik kanallarındaki popüler yayınların ülkemizdeki yansıması. 80’li ve 90’lı yıllarda TRT dahil pek çok yerli ve yabancı kanalda rock ve metal müzik programları mevcuttu. Bu programlar rock müziğe tutkun gençleri besliyor ve bu müziğin yayılmasına katkıda bulunuyordu. Günümüzde genç insanların etkilenip keşfedeceği rock türevi bir yayın neredeyse yok.

TG: Müzik türlerinin tirajları dönem dönem yükselip alçalıyor. Zamanla yeni akımlar popüler olurken eski akımlar klasikleşiyor. Genelde, on beş ila yirmi beş yaşlarında dinlediğimiz müziklere daha bir tutkuyla bağlanıyoruz. Tür ayrımını aşabilmek özellikle müzisyenler açısından önemli. İnsan ne kadar çeşitli kaynaktan beslenirse, ortaya konan iş o kadar özgün oluyor.

Gençliği nasıl buluyorsunuz? Yeni kuşakla iletişiminiz nasıl?

HU: Bizim geldiğimiz zaman dilimi geçen yüzyıl. Fark olacaktır muhakkak. Analog dönemi ezbere biliyoruz, şanslıyız ki dijital döneme hep beraber başladık. 34 yıl boyunca geçen zaman içinde her daim genç dinleyici kitlemiz olmuştur. Müziğimizi, onların düşünceleri şekillendirir çünkü duygularına birebir ortağızdır. Yalnız olmadıklarını görüyorlar. Bu hem bize hem de onlara cesaret ve coşku veriyor. Bu bağlantı aramızdaki yaş ayrımını da ortadan kaldırıyor. Bu şahane durumu da her müzik türünde görmek mümkün değildir. Kısaca gençliği iyi buluyoruz. (Gülüyor.)

TG: Yeni kuşakla ortak derdimiz çok. Bige Ertem’in deyimiyle, “Gençler ve kendini genç sananlar” bir aradayız ve sevdiklerimiz için her şeye rağmen hayata tutunuyoruz. Fark olarak bizim kuşağın geleceğe dair umudu ve emekle kendine toplumda yer edinebilme inancı daha güçlüydü. Buna rağmen genç kuşak, internetin de sağladığı imkânlarla daha verimli olabilir ve bugün hayal edemediğimiz atılımlar yapabilir.

CÜ: Önümüzdeki seçimlerde ilk kez oy kullanacak olan 6.5 milyon civarında genç bir nesil var ve ben onların özgürlük, demokrasi, insan hakları konularında çok duyarlı olduklarını anladım. Bunun ülkemizin geleceğine yansıyacağına inanıyorum.