Prof. Dr. Sungur: "Virüs ile savaşı eninde sonunda insan kazanacak"

Virüs ile savaşı eninde sonunda insanların kazanacağını da belirten Prof. Dr. Mehmet Sungur, uluslararası yardımlaşmalara dikkat çekerek, "Global bir bütünlük rasyonel bir izolasyondan her zaman üstündür" dedi.

29 Mart 2020 Pazar, 17:56

Çin'de ortaya çıkan ve yaklaşık 4 ay gibi kısa bir sürede tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüse karşı bilim dünyası hala kesin bir çözüm üretebilmiş değil. Bu süreci insanlar virüse yakalanmamak için evlerinde geçirirken psikolojik durumları da etkileniyor. Psikiyatrist Prof. Dr. Mehmet Zihni Sungor koronavirüse karşı sorumsuzca davranarak kendisi ve kendisi dışındaki insanları riske sokan ve aşırı kaygılı davranarak zihinsel sağlığını bozan olmak üzere iki tür insan davranışı olduğunu belirtti. İstanbul Kent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Zihni Sungur, bu sürecin sonunda bizi belki de başka bir dünyanın beklediğini ve bu dünyanın nasıl bir yer olacağının birbirimizin acılarına göstereceğimiz duyarlılık ve şefkat ile alakalı olduğunu ve virüs ile savaşı eninde sonunda insanın kazanacağını söyledi.

KAYGI VE ENDİŞE VİRÜSÜN KENDİSİNDEN DAHA HIZLI YAYILIYOR

Koronavirüsün oluşturduğu kaygı ve endişenin virüsün kendisinden daha hızlı yayıldığını belirten Prof. Dr. Sungur, virüse verilen 2 farklı tepki olduğunu belirterek şunları söyledi: "Virüs zaten bulaşıcı ama yarattığı kaygı ve endişe ondan daha da bulaşıcı. Virüs bir gerçek ama insanlarda oluşturduğu tepki her zaman gerçekler üzerine kurulu değil. Bir yanda virüsten hiç korkmayan insanlar var. Bu insanlar virüs karşısında korkusuzca davranıp hastalığı alma ve bulaştırma riskini arttırırken bir yanda da virüsten aşırı korkup yaşam kalitesini bozan insanlar var. İnsan kaygılarını ve endişelerini küçültüp değersizleştirmeyelim ama korkunun yaşamımızı da ele geçirmesine izin vermeyelim."

"İNSAN ONURUNA YARAŞIR BİÇİMDE KARŞILAYALIM"

Gereğinden fazla alışveriş ve yiyecek stoğu yapılması hakkında da konuşan Prof. Dr. Sungur, "Gerekli tedbirleri alalım ve insan onuruna yaraşır biçimde karşılayalım. Hemen marketlere koşup, bencil bir tutumla başkalarının varlığını gözardı etmeden yaşamayalım. Arzularımızın, ihtiyaçlarımızdan fazla olmadığından emin olalım. Hayat bizi bazen yiyeceğinden çok iştahı olanlarla karşılaştırıyor o yüzden de bu durum iki tür insan tipi oluşturuyor: birincisi 'Depremzedeler' ikincisi ise 'Depremzadeler.' İnsanların bu iki grup içinde de olmamasını umuyoruz. Ne depremzede olsun ne de depremzade. Ama insan acılarına duyarlı, şefkatli olsun" dedi.

"HEPİMİZ BİRBİRİMİZİN HAYATLARINDAN SORUMLUYUZ"

Bu virüs nedeniyle insanlar arasındaki iletişim ve ilişkinin gelişim şeklinin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Sungur, "Öyle bir çağda yaşıyoruz ki bireylerin hatta toplumların birbirleriyle daha çok bağ kurmak durumunda olduğu bir zaman dilimindeyiz. Hepimizin aynı gemide olduğunu fark etmeliyiz. Birimizin yaptığı ya da yapmadığı herhangi bir şeyin başka insanların hayatlarına da dokunduğunu görüyoruz. Yani hepimiz birbirimizin hayatlarından sorumluyuz. Onun için bu sorumluluğu toplu halde ve gönüllü bir şekilde alabilmek çok önemli" dedi.

"KAYNAKLAR ŞEFFAF BİLGİ VERMELİ"

İnsanlara virüs ile ilgili bilgilerin resmi kaynaklardan aktarılması gerektiğini ve bu kaynakların da halka şeffaf bilgi vermesi sorumluluğu olduğunu belirten Prof. Dr. Sungur, bu yaklaşımın paniği azaltarak tedbirin çoğalmasını sağlayabileceğini ifade etti ve sözlerine şöyle devam etti: "Dünyanın bu virüsle ilgili çok fazla bir deneyimi yok. Dolayısıyla virüse verilen tepkileri, virüs ile ilgili algımız belirliyor. Algıyı ise bilgiler belirliyor. Bu bilgiler ne kadar yetersiz ve  tutarsız ise insan algı  ve sezgileri  o kadar çok devreye girer. Sezgilerin devreye girdiği  yerde gerçek rakamlar  yok olur çünkü sezgiler aritmetik bilmez. Bu noktada gerçek tehlike ile tehlike algısı birbirine girmeye başlar. Olabilirlikle, olasılık birbirine karışır. İnsanlar virüsün bulaşma olasılığını sıfıra indirmeye çalışıyor. Bunu başaramayınca da kaygıları artıyor. Halbuki yaşamda olabilirliği sıfıra indirme şansımız yok. Biz ancak olasılığı düşürebiliriz, olabilirliği değil. Bunun için de gerekli tedbirlerin ne olması gerektiği her gün halkımıza aktarılıyor. Bunlardan biri evde durmak, virüsün yayılım hızını ve hastane yükünü azaltmak. Eninde sonunda virüs yayılma hızı ve etkisi bir şekilde azalacak. Bu nedenle bilgilerin daha net aktarılması gerekiyor. Bilgilerin güvenilir ve ulaşılabilir bir kaynaktan gelmesi gerekiyor. Bu kaynağın küresel düzeyde Dünya Sağlık Örgütü, ülke düzeyinde ise ülkelerin resmi kaynakları olması beklenir. Bu  devletin resmi kaynaklarına şeffaflık sorumluluğu getirirken, bizlere de bu şeffaf bilgilere itibar etme sorumluluğunu getirir."

"VİRÜSTEN SONRAKİ DÜNYANIN NASIL OLACAĞI BİRBİRİMİZİN ACILARINA GÖSTERECEĞİMİZ ŞEFKAT İLE İLGİLİ"

Virüs salgını nedeniyle ülkelerin yardımlaşmasının önemine da değinen Prof. Dr. Mehmet Sungur, şunları söyledi: "Global bir bütünlük rasyonel bir izolasyondan her zaman üstündür. Belki virüs sayesinde bunu öğreniyoruz. Tüm dünya ülkelerinin  birbirinden öğreneceği şeyler var. Koronavirüs gibi küresel salgınları yönetmek ile ilgili bilgi çok sınırlı. Çin ve Güney Kore gibi ülkeler bu bilgiye daha erken sahip oldular. Dolayısıyla en önemli şey bu bilginin arttırılması ve paylaşılması. Mevcut durumu virüs ile insanlar arasındaki savaş gibi algılarsak bu savaşı insanın kazanması sadece bilgi ve tecrübe paylaşımı değil teçhizatlar, aşılar, ilaçlar gibi paylaşımlarla daha hızlı sağlanabilir. Bu savaşı eninde sonunda insan kazanacak. Çin'deki virüs Türkiye'deki virüse insanı enfekte etmenin en kolay yolunu söyleyemez. Ama Çin'deki insan Türkiye'deki insana bu virüs ile başa çıkmakta kullandığı yöntemleri  aktarabilir. Belki de bu virüs işi bittikten sonra başka bir dünya olacak. Ama bu dünyanın daha olumlu mu yoksa daha olumsuz bir dünya mı olacağını bu süreç içindeki insani paylaşımlar ve birbirimizin acılarına duyduğumuz şefkat belirleyecek. Onun için 'Global bir bütünlük mü yoksa rasyonel bir izolasyon mu?' diye bir vurgu yapmak istiyorum." dedi.