"Rakibi" Cep Herkülü'nü anlattı: Bizim için saygı, yaşam biçimiydi

Deplase Dergi Yazarı Necati Mete, Cep Herkülü Naim Süleymanoğlu’nun en önemli rakibi Yunan Valerios Leonidis ile bir röportaj gerçekleştirdi.

30 Ağustos 2021 Pazartesi, 16:51
Abone Ol google-news

Deplase Dergi Yazarı Necati Mete, Milli Gururumuz, Cep Herkülü Naim Süleymanoğlu'nun en önemli rakibi Yunan Valerios Leonidis ile bir röportaj gerçekleştirdi. 

İşte o röportaj…

Karşı kıyının olimpik gururu, ama bir yandan bizim de kahramanımız Valerios Leonidis’le konuştuk bu ay Deplase Dergi için. 

“Başarı, azminizi hiç kaybetmeden başarısızlıktan başarısızlığa koşmaktır” diyor geçmiş yüzyılda kayda değer izler bırakmış  İngiliz lider Winston Churchill. Şüphesiz kendisi bu sözü söylerken, siyasi ve uluslararası arenada aldığı mağlubiyetlerden çokça ilham almıştır. Naim – Valerios rekabetindeki denklemde bu söz Valerios Leonidis’in durumuyla çok daha fazla örtüşüyor.

Naim Süleymanoğlu – Valerios Leonidis rekabeti, alışık olduğumuz agresyonu bol, olumsuz duyguların hüküm sürdüğü, bir yerinde mutlaka tatsızlıkların da barındığı bir rekabetin aksine, heyecanı bol, kaybedenin olmadığı ancak kazanının 2 kişi olduğu türden bir rekabet. Çocuk yaşlarda hepimizi televizyon başına toplamayı başarmış, olimpiyat ruhunu daha o yaşlarda bizlere aşılamayı başarabilmiş türden bir rekabet bu.

Bu satırlarda Naim’le ilgili sayısız teknik bilgiye yer verilebilir. 15 yaşında Dünya Gençler Şampiyonasın’da 2 altın madalya, 16 yaşında rekorla şampiyonluğu, kariyeri boyunca 46 dünya rekoru, 3 Olimpiyat Altın Madalyası, 7 Dünya Şampiyonluğu, 6 Avrupa Şampiyonluğu… Genel fotoğrafın böyle ihtişamlı olmasıyla birlikte, diğer bir yönüyle Naim hep Valerios Leonidis’le yıllar boyu yaşadığı rekabet ile anıldı. Birbirini besleyen, birbirini geliştiren, büyüten eşsiz bir rekabet…

Bu yazı daha çok nehrin karşı kıyısından konunun nasıl göründüğüyle ilgileniyor…

Dostum Theofilos’tan aldım Valerios Leonidis’in numarasını. Whatsapp fotoğrafı şahane, halter’e düşünceli gözlerle bakıyor. Bir kaç günlük yazışmadan sonra “Beni 11:00 gibi arar mısın? diyor. “Seve seve” diyorum.

Türk olmayanların alışık olduğum hitabıyla açıyor telefonu Valerios, “Nekati, ilk ismin bu değil mi?” diyor. 30 yıllık arkadaş edasıyla başlıyoruz sohbet etmeye. Süper bir sıcaklık, aynı coğrafyanın farklı milliyetlerine mensup 2 dost gibi derin bir sohbete dalıyoruz.

“Naim’le ilgili çok konuştum, hep de konuşabilirim. İlk kez konuşuyormuş gibi heyecanlıyım” diyor Valerios. Yıllar önce kaybettiği en büyük rakibi, en kadim dostuyla ilgili konuşurken sesindeki heyecanı hissetmek çok mümkün. “Sana sorum yok Valerios, içinden ne geliyorsa onu duymak istiyorum ben” diyorum. Yarım saat sürecek ve bazı kısımlarını, kendisinin böyle bir talebi olmamasına karşın Valerios’u zor durumda bırakmamak için paylaşmayacağım sohbetimiz başlıyor…

“NAİM HAYATIMIN ÇOK BÜYÜK BİR KISMI”

“Naim hayatımın çok büyük bir kısmı. Hayatımın, kariyerimin en iyi anları hep onunlaydı. 30 yıllık kariyerimin en büyük kısmı ona ait. Kariyerim hep onunla bağlantılı. Herkes onu hatırlıyor hala, gideli neredeyse 4 yıl oldu ama asla unutulmayacak biri herkes için. İnsanlardan anlıyorum ki beni tanıyan herkes Naim’i de hatırlıyor. Halter hakkında konuşuluyorsa bir yerde, Naim’in tüm zamanların en iyisi olduğu gerçeği, geçmişte öyle olduğu, şu anda ve gelecekte de böyle olduğu hep konuşulur. Bunu tekrar tekrar söyleyeceğim. Kimsenin onun üzerine çıkabileceğini, en azından benim gözümde onu geçebileceğini düşünmüyorum” diyor. Yunanistan’ın olimpiyat efsanesi, asla ondan bağımsız anılmadığı Türk rakibiyle ilgili içten cümlelerini bir solukta böyle sıralıyor.

Tam da Yunanistan’la Türkiye arasında yaşanan Kardak Krizi’ne denk gelmiş o meşhur Atlanta Olimpiyatları’ndaki çekişmeli ralliyi hatırlatıyorum Valerios’a, gülüyor. “Naim kazandı, Atlanta Olimpiyatları’nda seremoniden önce Naim’in yanına gittim, “Sen en iyisisin” dedim. O da “İkimiz de en iyisiyiz” dedi. Bizim aramızdaki ilişki çok özeldi. Bizim ikimizin mentalitesi de böyleydi. Birbirimizi çok iyi anlıyorduk. Birbirimize çok saygılıydık. Her yarışta onu geçmeye çalıştım, o çok iyiydi. Herkese bu çok kolay gözüküyordu. O her yarış kazandığında, insanların reaksiyonunu gördüğünde bu rekorları kırmanın, bu başarıların ne kadar önemli olduğunu tekrar tekrar anlıyordu” diyor Valerios.

Valerios bütün bunları, uzun yıllar ikili rekabet içerisinde bulunmuş ve sportif açıdan Naim’in galip geldiği bir sürecin tarafı olarak söylüyordu. Bu çok saygı duymamız gereken bir nokta zira çok alışık değiliz kaybedenin rakibini bu denli övmesine. Valerios o durumu şu cümlelerle anlatıyor:

“Olimpiyat mentalitesi, olimpiyat ahlakı, olimpiyat ruhu bizim aramızdaki ilişkinin temeliydi. Bizim için saygı, yaşam biçimiydi. Biz bu ruhla doğduk. Naim ve ben bunu hiç unutmadık. Şimdi artık herşey daha politik olmuş durumda. Bu tür temel duygular unutulmaya başlandı. İnsanlar bu tür duyguları unutmamalı. Benim spor dışındaki hayatımda da bu duygular geçerli. “ 

Valerios sadece Yunanların değil, bizim de kahramanımız sayılır. Naim’in gelişiminde mutlaka Valerios’un da payı vardı. Dostça rekabet, başarı getirdi yıllarca. Bunu kendisiyle paylaştığımda Valerios, “Türkler’in beni de sahiplenmelerini her Türkiye’ye geldiğimde hissediyorum. Bunu bana çok iyi hissettirdiler hep” diyor.

Valerios Leonidis ismini biz hep televizyon ekranlarında gördük çocukken. Biraz daha hayatın içinden bir anısını anlattığında, ikimiz de duygusallaştık telefonda.

“RÜYAMDA SENİ GÖRDÜM, İYİ MİSİN DİYE MERAK ETTİM”

“Bir keresinde, sanırım 2011’deydi. Çocuklarımla oturuyordum, yemek yiyorduk. Uzun süredir de Naim’le konuşmamıştık. Çocuklarımdan biri bana birden Naim’den bahsetmeye başladı. “Baba, Naim nasıl?” Dedi. Benim için çok beklenmedik bir soruydu bu. Birden Naim’den söz etmeye başladık. 10 dakika boyunca Naim’i anlatmaya başladım. İnanmazsın, 10 dakika geçti geçmedi, Naim aradı beni. Telefonun ekranını görünce şok oldum, bu nasıl bir tesadüf, sanki bizi duydu, bilmiyorum. “Nasılsın, neler yapıyorsun?” Diye sordu. Biraz sohbet ettik Naim’le, sonra dayanamayıp sordum. “Neden aradın beni, herşey yolunda mı?” Diye sordum. “Rüyamda seni gördüm, iyi misin diye merak ettim, başka bir şey yok herşey yolunda” dedi. Bu benim için inanılmaz bir olay. Açıklayamıyorum bu durumu. Bu gerçekten yaşandı.” Dedi. Gerçekten inanılmaz değil mi?

Yarışmalara dair anılarından devam ediyor Valerios. 

“94’te Dünya Şampiyonası’nda görüştük İstanbul’da. Harikaydı. Şampiyona’da bazı sorunlar oldu. Ama tabi bunların Naim’le hiçbir ilgisi yok.”

“Yine Çin’de Dünya Şampiyonası’nda bir anımız var. Ben dünya rekoru kırdım. 148 kaldırdım. Naim ise 147,5 kilo kaldırdı. Ancak kurallara göre, madalya Naim’e gitti çünkü ben ondan 2,5 kilo ağırdım ve vücut ağırlığım fazla olduğundan, 500 gram farkla daha ağır kaldırmış olmam bir şey değiştirmiyordu. Bu durum Yunanistan’da bilgi yarışmalarına bile konu oldu. “Daha ağır kaldırmasına rağmen şampiyonada 2. Olan atlet kimdir?” Diye. (Kahkahalar) 1-2 yıl sonra bu kural değişti.” Kısmet olmamış Valerios’a yine altın madalya. O, bu durumla gayet eğlenebiliyor.

“Yarışmalardan sonra sürekli Naim’le oturur sohbet ederdik. Benim diğer Türk atletlerle de aram çok iyiydi.” Diyor Cep Herkül’ünün kadim dostu. Türklere olan sevgisini her cümlesiyle vurguluyor.

Konuşma uzadıkça uzuyor, ben daha fazla vaktini almak istemiyorum kendisinin. Kendisine kalbi teşekkürlerimi sunuyorum.

“Yunanistan’a geldiğinde bekliyorum seni Nekati” diyor, “Numaranı kaydettim, görüşürüz” diyerek kapatıyoruz telefonu.

Böyle kaybedene, böyle kaybetmelere hepimiz tamamız, değil mi?