'Sabrın sonu ne demek?'

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, AKP'nin dış politikasıyla Türkiye'nin Batılı egemen güçlerin Orta Doğu'daki sözcüsü konumuna geldiğini dile getirirken Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Suriye konusunda yaptığı "Sabrımızın sonuna geldik" açıklamasına tepki göstererek "Bu sabrın sonunda ne yapacak Hükümet, askeri müdahale mi yapacak Suriye'ye?" diye sordu. Kılıçdaroğlu, Suriye'deki bir huzursuzluk ve kargaşanın Türkiye'ye yansıyabileceğini dile getirerek "Suriye'deki ciddi bir karışıklık eğer Türkiye'ye sıçrarsa bunun sorumlusu AKP iktidarı olacaktır" dedi.

09 Ağustos 2011 Salı, 13:59
Abone Ol google-news

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Genel Merkezi'nde bir grup atanamayan öğretmenle görüştü. Görüşmenin ardından gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtlayan Kılıçdaroğlu, Suriye konusunda yükselen tansiyon ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun bu ülkeye ziyaretini değerlendirdi. AKP'nin dış politikada "sıfır sorun" politikası izlediğini beyan ettiğini, Suriye'yle karşılıklı vizelerin kaldırıldığını ve Suriye'yle sıcak ilişkiler kurulduğunu anımsatan Kılıçdaroğlu, "Fakat ne olduysa Batılı egemen güçlerin devreye girmesi sonucu bu ilişki birdenbire bozuldu. Şimdi Suriye neredeyse bizim Orta Doğu'daki en büyük düşmanımız konumuna geldi" dedi.

"Maalesef Batı'nın Orta Doğu'daki sözcüsü konumuna geldik"

Orta Doğu halklarının daha fazla özgürlüğe ve demokrasiye ihtiyacı olduğunu, demokrasi ve özgürlük bağlamında Türkiye'nin her türlü katkıyı yapması gerektiğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, "Ama hiçbir ülkenin içişlerini Türkiye'nin iç işiymiş gibi algılama hatasına düşmemelidir. Dış politika, iç politikaya alet edilemeyecek kadar ciddi bir iştir. Dış politika sabır, tutarlılık ister, Türkiye'nin egemen güçlerce maşa gibi kullanılmamasını ister. Ama maalesef Batılı egemen güçlerin Orta Doğu'daki sözcüsü konumuna geldik. Bütün komşularımızla ilişkilerimiz bozuldu" diye konuştu.

"Dış politika romantizim üzerine kurulmaz"

Suriye'nin Orta Doğu'nun sıradan bir ülkesi olmadığını, Suriye'deki bir huzursuzluk ve kargaşanın Türkiye'ye yansıyabileceğini dile getiren Kılıçdaroğlu, "Türkiye'nin bu gerçeği görmesi lazım. Dış politika romantizm üzerine kurulmaz. Gerçekçilik, ülkelerin karşılıklı çıkarları üzerine inşa edilir. Suriye ile aramızda uzun bir sınır komşuluğu var. Batılı egemen güçler, yarın çıkarları değiştiği zaman koşa koşa Suriye'ye gideceklerdir, ama Suriye halkı bize kuşkuyla bakacaktır. O komşuluğu bizim pekiştirmemiz lazım" dedi.

"Yarın başka ülkenin bakanı Doğu Anadolu'da mitinge katılsa Başbakan ne diyecek?"

Başbakan Erdoğan'ın "Sabrımızın sonuna geldik, Suriye bizim iç meselemizdir" sözlerini de değerlendiren Kılıçdaroğlu, "Her gün yağmur gibi şehitler geliyor, bizim iç meselemize karşı Başbakan üç maymunları oynuyor. Irak'ta, Libya'da yaşanan dramları biliyoruz. Libya'nın bölünmesi adeta çanak tuttuk. Bizim Dışişleri Bakanımız gitti Libya'da muhaliflerin mitingine katıldı. Yarın Doğu Anadolu'daki bir mitinge başka bir ülkenin dışişleri bakanı olarak gelip birisi katılırsa acaba Sayın Başbakan ne söyleyecek? Verecek yanıtı var mı?" diye konuştu.

"Müslümanlar öldürülürken Başbakan hiç 'Irak bizim içişimizdir' dedi mi?"

Libya'da Akdeniz kıyılarında binlerce Müslüman ölürken kimsenin yardım eli uzatmadığını kaydeden Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"Sorumlusu kim; NATO'ya Libya'ya müdahale izni veren Recep Tayyip Erdoğan'dır. Irak'ta binlerce Müslüman öldürüldü, hiç çıkıp dediler mi 'Irak bizim içişimizdir' diye? Niye demediler? Düşünün, Amerika'ya her türlü bilgi veriliyor, Türkiye'de kime bilgi veriliyor? Kendi halkına bilgi vermeyeceksin ama egemen güçlere her türlü bilgiyi vereceksin. Onların talimatıyla hareket edeceksin, ülkenin bağımsız olduğunu söyleyeceksin. Bağımsız bir dış politika izlemediği belli, egemen politikası izleniyor. Suriye'deki ciddi bir karışıklık eğer Türkiye'ye sıçrarsa bunun sorumlusu AKP iktidarı olacaktır."

"Sabrın sonunda ne yapacak hükümet, askeri müdahale mi?"

"ABD Dışişleri Bakanı Clinton'un mesajlarını Davutoğlu aracılığıyla Suriye'ye iletmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?"
sorusu üzerine Kılıçdaroğlu Davutoğlu'nun Suriye'ye gidip demokrasi, özgürlük taleplerini aktarmasına karşı çıkmadıklarını, sorunun Türkiye'nin müdahaleci bir tavır sergilemesi olduğunu ifade etti. Başbakan'ın "Sabrımızın sonuna geldik" açıklamasını eleştiren Kılıçdaroğlu, "Bu sabrın sonunda ne yapacak Hükümet, askeri müdahale mi yapacak Suriye'ye? Hangi gerekçeyle sabrının sonuna geldiğini Sayın Başbakan'ın çıkıp açıklaması lazım" dedi.

"Sıcak paranın bedelini yoksul insanlar ödüyor"

Kılıçdaroğlu, başka bir soru üzerine Hükümet'in ekonomide çizdiği iyimser tabloyu değerlendirirken "Ekonomi çok iyi olsa Başbakan kurmaylarını toplar mı? Demek ki ekonomi iyi değil" dedi. AKP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Gedikli'nin "Harcama yapmayın" diyerek kriz sinyali verdiğini, daha sonra başka bir Hükümet yetkilisinin "Kriz tehlikesi yok, istediğiniz kadar harcayın" dediğini, daha sonra da birbiriyle çelişen açıklamalar yapıldığını anlatan Kılıçdaroğlu, "Sıcak paraya teslim olan bir ekonomi var, Hükümet'in de en büyük korkusu sıcak para Türkiye'yi terk ederse biz mahvoluruz diyorlar. Şu anda dünyanın en yüksek faizini veren Türkiye sıcak parayı tutmak için, bedelini de bu ülkenin yoksul insanları ödüyor" diye konuştu.

"Kendi parlamentosuna sansür uygulayan tek ülke Türkiye"

Kılıçdaroğlu, Meclis TV'nin yayınlarının kısıtlanmasıyla ilgili bir soru üzerine "Kendi parlamentosuna sansür uygulayan tek ülke herhalde Türkiye'dir" dedi. Başbakan'ın "Meclis'i şov yeri olarak kullanıyorlar" sözlerine de tepki gösteren Kılıçdaroğlu, "Ağzından çıkanı kulaklarının duyması lazım. Parlamentoya saygısızlık yapma hakkı Başbakan'da değildir, böyle bir hak hiç kimsede de yoktur. Orası yasama organıdır ve o organa herkesin saygı duyması lazım. Eğer şov yeri arıyorsa Sayın Başbakan AKP Genel Merkezi'ne gidebilir" dedi.

"Türkiye, 1940'ların tek parti dönemine doğru gidiyor"

Milletvekillerinin Meclis kürsüsünde özgürce konuştuğunu, halktan bunu gizlemenin bir anlamı olmadığını vurgulayan Kılıçdaroğlu, "1940'ların tek parti dönemine doğru Türkiye gidiyor. Demokrasiyi geliştirelim diyoruz, sansürlerle demokratik alanı daraltıyoruz. Geldiğimiz nokta medyada sansür var, işadamlarına baskı var, şimdi parlamentodaki konuşmaları nasıl halktan gizleyebiliriz, bu arayış içindeler. Doğru değil" diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, "1940'ların tek parti dönemiyle AKP iktidarındaki uygulamaları eşleştirdiniz. İnönü dönemindeki uygulamalarla AKP dönemindeki uygulamaların benzer olduğunu mu düşünüyorsunuz?" sorusu üzerine ise "Tek parti dönemi dedim. İnönü eğer tek partili dönemi savunsaydı çok partili düzene geçmezdi. İnönü bir adım attı, çok partili bir düzene geçti. Şimdi biz çok partili düzenden vazgeçip tekrar tek partili düzene geçmek için bir çaba içindeyiz. Demokrasi geriye gidiyor. Bu, İnönü'yü kötülemek değil, İnönü'nün yapmış olduğu olağanüstü özveriyle iktidarı seçimler sonucu teslim ediyor, ama şimdi geldiğimiz noktada 1940'lara doğru gidiyoruz" dedi.

"Delil karartsa komutan koltuğunda karartır"

Kılıçdaroğlu, geçtiğimiz hafta yapılan Yüksek Askeri Şura (YAŞ) ile komutanlara istenen yakalama kararının bu hafta görüşülmesini değerlendirirken "YAŞ süreci yargının desteğiyle Hükümet'in yaptığı bir operasyon. O pazarlıklar sonucunda zaten ertelemeler büyük bir ihtimalle oldu" dedi. Ege Ordu Komutanlığı'ndan Eğitim ve Doktrin Komutanlığı'na atanan Orgeneral Nusret Taşdeler'in "delil karartma ihtimali" gerekçesiyle tutuklanmasını da eleştiren Kılıçdaroğlu, "Delil karartsa komutan koltuğunda karartır zaten, talimat verir, delilleri yok eder. Tutuklandıktan sonra delil mi karartılır, tam bir komedi" dedi.

Kılıçdaroğlu, CHP'nin vaatleri arasında da yer alan askerlik süresinin kısaltılmasıyla ilgili Hükümet'in başlattığı çalışmaya ilişkin "Bizim vaatlerimizi gerçekleştirecekler. Bu, bizim vaatlerimizin ne kadar tutarlı olduğunu gösteriyor" dedi.

Kılıçdaroğlu, Meclis'in açılmasının ardından yeni anayasa çalışmaları için uzlaşma komisyonuna üye vereceklerini belirtirken "Üye vereceğiz, daha sağlıklı bir anayasanın oluşmasına katkı vereceğiz" dedi.

 

Atanmayan öğretmenlerle görüştü

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bir grup atamayan öğretmenle görüştü. Atanamayan öğretmenler, Hükümet'in Haziran ayında 7 bin 702 öğretmen atayacağının sözünü vermesine karşın bu atamanın halen yapılmamasından şikayetçi oldular.

CHP Genel Merkezi'nde yapılan görüşmede Hükümet'in Haziran ayında atanması sözü verdiği 7 bin 702 öğretmen adına konuştuğunu belirten Kezban Kuzu, 1 Haziran'da 30 bin kadrolu öğretmen ataması yapılacakken sözleşmeli öğretmenlere de müracaat hakkı verilmesi üzerine 14 bin 277 öğretmenin bu yolla kadroya geçtiğini, 30 binlik alımın yarım yapıldığını kaydetti. Daha sonra Hükümet'in bu 14 bin 277 öğretmenin yerine yeni alım yapacağını duyurduğunu ancak seçimin hemen ardından atanacak öğretmen sayısının 6 bin 575'e düşürüldüğünü ve 7 bin 702 öğretmen adayının hakkının elinden alındığını dile getiren Kuzu, "Atama tarihinde Hükümet'in söz verdiği halde sudan bahanelerle adayların hakkını elinden aldığı başka bir örnek bulamazsınız. Bu olay Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilktir" dedi.

Bu konuda Hem Milli Eğitim Bakanlığı'nda hem de Meclis'te Milli Eğitim Komisyonu Başkanı Nabi Avcı ve AKP'li bazı milletvekilleriyle görüştüklerini ve görüştükleri herkesin kendilerine "Haklısınız" dediğini anlatan Kuzu, "Bize verdikleri sözlü desteği faaliyete geçirmelerini ve yanımızda olduklarını göstermelerini istiyoruz. Diğer partilerden, sendikalardan ve gönüllü avukatlardan bu onurlu davamızda bize hukuki olarak destek vermelerini istiyoruz. Basından da sesimize ses olmasını istiyoruz" diye konuştu.

10 yıldır atanmayan öğretmenler var

Görüşmeye katılan diğer bir atanamayan öğretmen kendilerine "Sizin durumunuz 1 Eylül'den sonra belli olacak" dendiğini ancak bunu resmi olarak da duymak istediklerini, bir çok arkadaşının yaşamını buna göre planladığını kaydederek "Biz şu anda bu 7 bin 702'nin ne zaman olacağını Sayın Bakanımız'dan duymak istiyoruz" dedi.

Bir atanamayan öğretmen, 5 yıldır "boş gezdiğini" zaman zaman saatine 5 TL ödenen ücretli öğretmenlik yaptığını anlatırken görüşmedeki bir atanamayan öğretmenin annesi ve babası, tarih öğretmenliği mezunu oğullarının 10 yıldır atanamadığını aktardı.

Bir atanamayan öğretmen de "Öğretmen açığı yok" açıklamalarının doğruyu yansıtmadığını, gittiği bir okulda 70 öğretmenin 50'sinin ücretli öğretmen olarak çalıştırıldığını söyledi.

Bir öğretmen de branş farklılıkları dolayısıyla bir branşta 80 puan alan öğretmen adayı atanamazken bazı branşlarda 30 puanla dahi atamanın yapıldığına dikkat çekti.

"Sorunları gündeme getireceğiz"

Kılıçdaroğlu, Türkiye'de en çok övülen ancak sorunuyla ilgilenilmeyen meslek grubunun öğretmenler olduğunu vurgulayarak "Söz verip verilen sözlerin yerine getirilmemesi siyasete duyulan güveni sarsıyor. Öğretmenlerle seçim rüşvetini bir araya getirmek bir başka etik sorundur" dedi.

Bir atanamayan öğretmen Haziran atamalarının 2009 KPSS puanına göre yapıldığını ancak artık bu puanın 2 yıllık geçerlilik süresinin dolduğunu, Eylül ayında yapılacak olası atama için 2009 puanlarının kullanılabilmesini sağlayacak bir düzenleme yapılmasını istediklerini bildirdi. Kılıçdaroğlu, Meclis'in açılmasının ardından atanamayan öğretmenlerin sorunlarını Meclis'te daha gür seslendireceklerini belirtti.