Sağlık ve eğitimde büyük endişe: Koşar adım geriye

Sağlık ve eğitim alanındaki düzenlemeler endişe yaratıyor

30 Haziran 2017 Cuma, 21:49
Abone Ol google-news

Ankara Tabip Odası’nın (ATO) 2007 - 2017 yıllarını kapsayan “Sağlıkta muhafazakârlaşma - Dinselleşme Güncesi” başlıklı çalışması, sağlıkta son 10 yılda yaşananların bilançosunu çıkardı.

AKP iktidarı tarafından yürürlüğe konan ‘Sağlık’ta Dönüşüm Projesi’ ile birlikte performansa dayalı ücretlendirme, sağlığın ve hekim heyetinin metalaşması ve hekime yönelik şiddet kavramları kamuoyu gündemine girdi. Bilimsel niteliği tıp otoritelerince kabul görmeyen yöntemler hem eğitim müfredatına girdi hem de sağlık hizmetlerinde uygulamaya konuldu. ATO’nun, çalışmasında “Sağlıkta Muhafazakârlaşma Kronolojisi” başlığı altında sağlıkta gericiliğin son 10 yılına ilişkin şu değerlendirmeler yer aldı:

Tıbbi İslamizasyon pratikleri: Sağlıkta dinselleşme ve İslamizasyon pratiklerinin tümünü bir ideolojik müdahalenin, soy gerici bir cüretkârlığın ürünü olarak değerlendirmek yanıltıcı olabilir. AKP düalizmi ve fırsatçılık istisnasız el ele ve ardışık ilerlemektedir. Yeni doğan bir bebeğin evlilik dışı bir ilişkiden dünyaya gelip gelmediğinin ve dininin sorgulandığı Yenidoğan Kayıt Formu örneğindeki gibi gerici ve piyasanın kucağına bırakılan geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarının atağı izlenebiliyor. Piyasa uyumlu tıbbi İslamizasyon pratikleri ise neredeyse istisnasız biçimde sağlık turizmine entegre edilebiliyor.

Yaşlılara bakmak için 3 çocuk: 4 yıl önce kürtaj tartışmaları ile başlayan süreçte gericilik dozu katlanarak arttı. Ailelerin en az üç çocuk sahibi olmaları yönündeki telkinler, Türkiye toplumunun henüz yaşlı değilse de yaşlanmakta olan bir toplum olduğu ön kabulüne dayansa da nüfusun yaşlanması kronik hastalık yükünün toplumsal maliyetinin de artması demek. Gericiliğin kadın bedeni üzerinde tahakküm kurma girişimleri kürtaj karşıtlığında birleşti. En az 3 çocuk ısrarında epey oyalandıktan sonra ne kadın emeğinden ne de doğurganlığından vazgeç(e)mediği bir ara formüle demir attı.

Kadının eksik/evde ve esnek istihdamı biçiminde özetlenebilecek ara formülle çocuk bakımı ilköğretim yaşına gelen kadar anneye zimmetleniyor. Beş çocuklu kadına erken emeklilik de bu projenin ayrılmaz parçası haline geldi.

Diyanet’le işbirliği: Sosyal hizmetler alanında da dinselleşme arttı. AKP döneminde hastanelerde din psikologları istihdam edildi ve ‘dini terapi’ sağlık hizmetleri sınıfından sayıldı. Bu uygulamanın yasal bir kılıfı büründürülmesi ise Diyanet İşleri Başkanlığı ile Sağlık Bakanlığı arasında imzalanan protokol ile gerçekleşti. Protokol ile evlerde ‘manevi bakım hizmeti’ verilmesi öngörülürken, bu kapsamda ‘Manevi Bakım Hizmetleri Çalıştayı’ düzenlendi. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı arasında yapılan başka bir protokolle de sığınma evlerine ‘vaize’ atamalarının önü açıldı.

Helal süt bankası: Helal gıdadan sonra halk, helal süt, helal ilaç ve helal kemik iliği kavramlarıyla tanıştı. Toplumsal yaşamın dinsel referanslara göre belirlenmesinde akıl sınırlarını zorlayan bir başka tartışma yine bu kavram setinden alevlendi. Dini inancı olmayan kadınların sütünün de inançsız olacağından hareketle helal süt bankası kurma önerisi ve domuz jelatinin ilaç üretiminde kullanılmamasına dayandırılan helal ilaç uygulaması bu kapsamda yer aldı.

Tıpta tarihsel gericilik: Modern tıbbın karşısında bilimsel kanıta dayalı olmayan yöntemlerin yine modern tıbbın alternatifi gibi sunulabilmesinde ve eğitimli orta sınıflarda alıcı bulabilmesinde genel anlamda aklın gerilemesinin ve yeni tarihsel gericilik döneminin payı var. Başka türlü kupa terapisi, hacamat, karyopraktik, maggot, müzikoterapi gibi etkinliği kanıta dayalı bilimsel araştırmalarla ortaya konulmayan geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarına aklı başında bir insanın bel bağlamasının olanağı yoktur.

Gericiliğin bağışıklık oranına etkisi: Aşı karşıtlığı da toplumların sağlığını tehdit eden son ve güncel örnek oldu. Aşı karşıtlığına kestirmeden ‘genel gerici’ denebilir. Bilimsel olarak çürütülen bir makale ile bir aile, zorunlu olan kızamık aşısının otizme yol açtığı gerekçesi ile Sağlık Bakanlığı’na dava açtı. Yerel mahkemenin bakanlık lehine verdiği kararın aile tarafından temyize götürülmesinin ardından Anayasa Mahkemesi aileyi haklı buldu. AYM kararı ile Medeni Kanun’da, Çocuk Koruma Kanunu’nda ve Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde geçen ‘çocuğun yüksek yararı’ ilkesi, çocukların sağlığının korunması ve geliştirilmesi yükümlülüğü yok sayıldı. Bağışıklıkta tasarrufun ebeveynin tercihine bırakılması çocuğu anne babanın bir nevi özel mülkü gibi gören çarpıklığın ürünü. Ancak bulaşıcı hastalıkların boy göstermemesi adına toplumsal bağışıklık oranının yüzde 86’nın altına düşmemesi gerekmektedir.

 

Eğitimde Atatürk yok

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), yeni müfredata son halini verse de açıklayamıyor. Bakan İsmet Yılmaz yeni eğitim programlarının bayramdan sonra açıklanacağını söylese de öğretmenlerin bilgisine sunulan müfredatın son halinde Atatürkçülük dersinde yine skandal bir değişikliğe gidildiği ortaya çıktı.

İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük dersindeki dönüşüme ilişkin yoğun tepkiler alan MEB, müfredatın nihai halinde Atatürkçülüğü daha da daralttı. Merakla beklenen Din kültürü ve Ahlak Bilgisi programının “geç kalındığı” gerekçesiyle bir yıl da sürdürülmesine karar verildi.

Ocak ayında açıklanan taslak halindeki eğitim programlarına Talim Terbiye Kurulu’nun son halinin vermesine karşın önce 16 Nisan anayasa değişikliği referandumu, sonra AKP Olağanüstü Kongresi ve şimdi de kabine değişikliği söylentileri ile müfredatın açıklanması sürekli erteleniyor.

Bayram sonrasında açıklanacağı söylenen müfredatı yeni döneme yetiştirebilmek için MEB, programları öğretmenlere anlatmak amacıyla koordinatör öğretmenlerin belirlenmesi için harekete geçti.

Öğretmenlere aktarılan sunumlarda ise yeni değişikliklere ilişkin skandal detaylar yer aldı. Bakanlığın 8. sınıf öğrencilerine yönelik Atatürkçülük dersinin taslak programında yer alan kazanımları ve Atatürk İlkeleri’nin ağırlığının binlerce itiraza karşın daha da azaltıldığı ortaya çıktı.

Atatürk kes kes bitmiyor

MEB, “Atatürkçülük” ünitesinin kaldırılarak “Çağdaş Türkiye Yolunda Adımlar” ünitesiyle birleştirildiği 8. sınıf İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük dersini kazanımlarını 80’den önce taslakta 47’e, gelen tepkileri umursamayarak da 45’e düşürdü.

Müfredattan Atatürk ilkeleri ile ilgili pek çok başlığı çıkartarak üniteleri birleştiren MEB, şimdi de “Atatürkçülük ve Çağdaşlaşan Türkiye” ünitesinin ağırlığını taslaktaki yüzde 30’dan yüzde 19.5’a düşürüldü. Eski programa göre iki ünitenin toplam kazanım sayısı 42, ders kapsamındaki oranı yüzde 50’ye yakın ve ünitelerin toplam işlenme saati 34’dü.

Gerekçe; yoğunluk

Öğretmen bilgilendirmesinde, Atatürk’e ilişkin bölümlerin daraltılması ise “Uygulanmakta olan öğretim programının haftalık 2 ders saati için fazla yoğun” denilerek savunuldu. Bakanlık, Atatürk ilkelerinin ayrı bir ünitede soyut biçimde yer almasının öğrencilerin anlamasını zorlaştırdığına dair sahadan geri dönüşler aldıklarını belirterek dersteki değişikleri “program akademik bilgi bakımından yoğun” diyerek öğretmenlere açıklandı.

Rabia müfredatta

Son dönemde en çok tartışılan konulardan “Rabia”, AKP tüzüğünün ardından “İnsan Hakları, Yurttaşlık ve Demokrasi” dersinin müfredatının son halinde de kendisine yer buldu.

Öğretmenlere yapılan bilgilendirmede ilkokul 4. sınıfta okutulan “İnsan Hakları, Yurttaşlık ve Demokrasi” programı kapsamında, öğretmenlere derslerde “Birlikte yaşama kültürünün vatan, millet, bayrak ve devlet birliği ile gerçekleşeceğinin” vurgulanması talimatı verildi.