Samanyolu TV'ye ait görüntü duruşma salonunda

Birinci Ergenekon davasında olduğu gibi İkinci Ergenekon davasına da hakim, savcı ve kolluk kuvvetlerinin iftar yemeği damgasını vurdu.

12 Ekim 2009 Pazartesi, 08:12
Abone Ol google-news

Cumhuriyet Gazetesi’nin Ergenekon davalarına bakan hakim ve savcıların İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şubesi’nin verdiği yemeğe katıldıklarına ilişkin haberi, davada dönüm noktası oldu. Fotoğraflardan utanç duyduklarını söyleyen sanık ve avukatları, hakimlerin tarafsızlıklarının kalmadığını, davaya bakan heyete güvenlerini yitirdiklerini vurgulayarak çekilme ve heyetin reddi isteminde bulundular. Mahkeme heyeti, tahliye ve diğer tüm taleplerle ilgili olarak reddi hakim konusu sonuçlandırıldıktan sonra karar verileceğini hükme bağladı. Duruşmanın 26 Ekim tarihine ertelenmesi üzerine sanıklar büyük tepki gösterdi. Esenyurt Belediye Başkanı Gürbüz Çapan, kürsüye doğru yürüylerek “sizin insalığınız yok mu” diye bağırdı. CHP milletvekellirine dönen Çapan “Bizi burada rehin tutuyorlar. Çıkın bağırın konuşun hepiniz” diye bağırdı.

Davanın dünkü duruşmasında avukat sıralarında bulunan ve internet bağlantısı bulunmayan bir bilgisayar ekranında Samanyolu Televizyonu’nda yayımlanan “Ergenekon avukatına soruşturma” başlıklı habere ait dondurulmuş bir görüntünün yer alması skandala yol açtı. Sanık ve avukatlar, bilgisayarlara bu görüntülerin kimler tarafından ne amaçla yerleştirildiğinin saptanmasını istediler. Duruşmayı izleyen CHP milletvekillerinden oluşan heyet de Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na suç duyurusunda bulunmak üzere tutanak tuttu.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri Cezaevi Kampusu yanındaki duruşma salonunda gerçekleştirilen 2.Ergenekon davasının dünkü 8. duruşması gergin bir atmosferde gerçekleştirildi. Heyete başkanlık eden Hasan Hüseyin Özese, iddianamenin okunması için savcılara söz verdiği sırada tutuklu sanık Ulusal Kanal Hukuk Müşaviri Emcet Oltaytu talepleri olduğunu söyledi.

Oltaytu, 16 Eylül tarihli duruşmada savcılığın mahkemeye 29 ek delil klasörü gönderdiğini anımsatarak “Yasaya göre dava açıldıktan sonra sonra savcılar delil toplayamaz. Bu iddianame 23 Mart’ta yerel seçimlerden önce kabul edildi. Bu iddianameyi, iktidarın savcılarının propaganda malzemesi yapılmak amacıyla hazırladığının kanıtı” dedi.
 

Eklerin eki

Duruşmada söz alan Cumhuriyet gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay, davanın başladığı 20 Temmuz 2008’de dosyadaki delillere göre savunmaları hazırladıklarını belirterek şöyle devam etti:

“Ancak gördük ki eklerin ekinde yeni savlar çıkmış. Benim aklıma hiç gelemezdi. Gazetenin Ankara Bürosu’nun santralını benim adıma kayıtlı gibi dinlemişler. Bütün santral telefonlarının bana atfedilmesini beklemezdim. Bu kadarına ‘Pes’ diyorum. Sorgu sırasında sorduklarında kendimden şüphelenmiştim, bu kadar görüşme yapmış olabilir miyim diye. Bir kişi ile 300 kez görüşmüşüm. İnanamadım. Sonra baktım ki santral telefonundaki tüm görüşmeler bana yazılmış. Bu davada olmayan şimdilik diyorum, bir kişiyle 16 kez görüşmüşüm.”

Balbay savcılıktan dinleme kararı alınmasından 10 ay önceki telefon görüşmesinin bile yeni klasörlerde delil olarak yer aldığına dikkat çekti. Balbay, savcılık tarafından dosyaya yeni gönderilen eklere dikkat çekerek “Eklerin ekinlerinde delil üretildiğini gördüm. Bu yetmeyince hangi olasılıklar olabilir diye düşünüp onlar konulmuş” diye konuştu.
 

4 aydır ilerleme kaydedilmedi

20 Temmuz’da davaya gelirken diğer sanıklarla akıllarında bir takvim oluşturduklarını ifade eden Balbay “Biz bu mahkemede tarihleme umudumuzu yitirdik. 4 aydır bir iddianame okunmasını beklerken ekin de eki yaratıldı. Bu otoyol kenarında evi olan birinin bütün kazalardan sorumlu tutulmasına benziyor” dedi.

Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin yerine özel yetkili mahkemeler kurulduğunu anımsatan Balbay “Cumhuriyet savcılarının yerini hükümet savcılığı mı aldı? DGM’lerin yerine Hükümet Güvenlik Mahkemeleri mi aldı?” diye sordu.

“Geç gelen adalet değildir” diye seslenen Balbay “Siz konuşmalar karşısında sessiz kalıyorsunuz ama arada tarafsız olduğunuzu söyleme gereği duyuyorsunuz. Biz de bu duyguları yitirmek istemiyoruz. Burada dava görülüyormuş gibi yapılıyor ama dava görülmüyor” şeklinde eleştirilerde bulundu.

Bu davada işlerini en iyi yapan gazetecilerin yargılandığını söyleyen Balbay, “Gazeteciliği en iyi yapmaya çalışan bir insanın bir gün bile burada kalmamalı. Geciktirerek adalet gelse bile bu adalet olamayacak” dedi.
 

Bizim yemeğe gelmediniz

Tutuklu sanık Adil Serdar Saçan, yıllarca İstanbul Organize Şube Müdürlüğü yaptığını belirterek hakimlerin İstihbarat Şube’nin verdiği yemeğe katılmasına ilişkin olarak şunları şöyledi:

“Benim şubemin iftar yemeklerine geldiniz mi? Başsavcı Aykut Cengiz Engin davetimizi karşılık ‘Birlikte çalışıyoruz, etik değil’ dedi. O başsavcının savcıları katıldıkları bu iftar yemeğini etik buluyorlar mı? Beraber yemek yediğiniz adamlar benim hakkımda sahte tutanak tuttu diye şimdi mahkemenize güvenip nasıl anlatacağım. Onlarla oturup yemek yemişsiniz. Gözlerime inanamadım. Savcıların gizlediği, benim DGM’den soruşturma yapmak için izin aldığım bir örgütten bahsediyorum. Bu örgütün, Fethullahcı kadronun emniyet içinde yapılandığından bahsediyorum.”
 

Paşalar nezarete konulmadı

Gözaltına alındığımda sadece kendisinin nezarete konulduğunu anlatan Saçan “Paşalar ve diğerleri nezarete konulmadı. 25 yıl hizmet verdiğim meslektaşlarım bunun hıncını alarak beni nezarete attılar. Çünkü Fethullahçılar. Sizde onlarla beraber yemek yediniz. Sizden nasıl adalet bekleyeceğim. Mahkemenize güvenim kalmadı. Artık size güvenim yok çekilmeniz gerekiyor” diye konuştu.

Saçan’ın hiçbir hakimin kendi şubesinin yemeğine gelmediğini ifade etmesi üzerine Başkan Özese “Davet etseydiniz sizin görevli olduğunuz zamanlarda da davetinize uyardık" dedi. Bunun üzerine Saçan "Ben direkt Başsavcı Aykut Beyi davet ettim, Öbür türlü etik olmazdı. Yerimi bilirim ben bir polisim” diye yanıt verdi.
 

“Davadan çekilin”

Tutuklu sanık gazeteci Tuncay Özkan ise Cumhuriyet gazetesine Ergenekon davasına bakan hakimlerin, İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şubesi’nin verdiği iftar yemeğine katıldığına ilişkin habere göndermede bulunarak şöyle konuştu:

“Gelin F-12 koğuşunda bir akşam yemeği yiyelim. Deniz mi istiyorsunuz. Biz mavi patiskalardan deniz yapırız size. Gemi mi? Kağıttan gemiler yüzdürürüz. Oruç mu diyorsunuz. Şevval orucu var, Muharrem orucu var. Savcılar Tuncay Özkan Alevidir diyor ya. Ben sizi iftara çağırıyorum. Hukuk istiyoruz. Vicdanınızın sesini kaybettiniz. Kılavuzsuz kaldınız. Bu yemeğe Başbakan’ın gönderdiği Adalet Bakanlığı müsteşarı nasıl katılır? Savcı Mehmet Ali Pekgüzel, siz nasıl katıldınız bu yemeği. Başsavcı umrede miydi? Bu dava faşist diktatörlüğün muhaliflerini sindirmek için hazırladığı proje. Neden yargılanıyorum. Bu çılgınlığı burada durdurmak zorundasınız. Beni Danıştay saldırısıyla nasıl suçlarsınız? Fethullah Gülen’in Süleyman Esen’in savunmasını vermeden neden tahliye ettiniz?”

Başkan Özese’nin talebini söylemesi konusunda uyarmasına karşın konuşmasını sürdüren Özkan “Bu davaya bir cemaatin muhalifleri bastırması şeklinde akılıyor. Demokrasiye savunmak için, cumhuriyeti savunmak için, hukukun önünü açmak için güven tazelemek için davadan çekilin” diye konuştu.

Hitler döneminden örnekler veren ve faşizmin yargıçları kullandığını anlatan Özkan tepkilerini şöyle dile getirdi: “Yargıçlar Hitler’i anmadan karar yazamaz hale gelmiş. Siz de ‘Recep bey buyurdu ki’ noktasına mı geleceksiniz? Hülya Avşar sinmiş. Onun gibi sinecek misiniz. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde sizin dışınızda yargılama yapacak heyet yok mu?”

Tutuklu sanık yayıncı Durmuş Ali Özoğlu, hakimlerin Ergenekon soruşturmasını yürüten polislerle yemek yediği haberin yayımlandığı 9 Ekim tarihli Cumhuriyet Gazetesi’ni göstererek konuştu. “Fotoğrafları görünce çok utandım” diyen Özoğlu, fotoğraf analisti olduğunu söyledi.

Özoğlu Başkan Özese’ye hitaben “Bu fotoğrafta Savcı Zekeriya Öz’ün omuzu sizin önünüzde. Bu Öz’ün sizi ezdiğini, kumanda ettiğini gösteriyor. Müdür masanın ortasında. Başkan Şengün yetim gibi masasın en kenarında oturmuş” şeklinde fotoğraf analizi yaptı.

Abdullah Öcalan’ı Türkiye’ye getiren heyette bulunan tutuklu sanık emekli albay Atilla Uğur, İmralı’da Öcalan yargılanırken mahkeme heyetinin bir çayını bile içmediklerini anlattı. Atilla Uğur “Cumhuriyet’teki o fotoğrafları görünce beynimden vurulmuşa döndüm” diye konuştu.

Tutuklu sanık Fatma Cengiz ise diğer tutuklu sanık İbrahim Şahin ile yemek yemesinin, çay içmesinin iddianamede yer aldığını belirterek “Mahkeme heyeti de polislerle beraber yemek yiyor. Siz bizden önce yemişsiniz o yemeği. Bizim gözaltına alınacağımız konuşulmuştur o yemekte. Sizi yemek yemeniz suç olmuyor, bizim yemek yememiz suç oluyor. Sizin davadan çekilmenizi istiyorum” dedi.

Tutuklu sanıklar Tuncay Özkan, Adil Serdar Saçan ve Birol Başaran’ın avukatı Celal Ülgen ise “Hakimlerin tarafsızlığının ortadan kalktığına ilişkin yeterli bir kanının oluşmasına neden olmuştur. Bu yemekten 4 gün sonra 23 Eylül 2008’de Tuncay Özkan ile birlikte diğer bazı sanıklar gözaltına alınmıştır. Yemekte örgütlü bir birliktelik yaşanmıştır. Bu yargıçlara sanıklar tarafından yeniden tarafsızlık nitelemesi yapılması olanaksız hale gelmiştir” diye konuştu. Avukat Ülgen de heyetin çekilmesini çekilmezlerse reddi hakim talebinde bulunduğunu söyledi.
 

Bilgisayarda Samanyolu TV haberi

Duruşmada söz alan tutuklu sanık Osman Gürbüz’ün avukatı Erdem Olgun, kendi oturduğu sırada bulunan bilgisayar ekranını heyete gösterdi. Ekranda dondurulmuş bir şekilde yer alan “Ergenekon avukatına soruşturma” haberine dikkat çeken Avukat Olgun “Bu bizleri bir gözdağı mı?” dedi.
 

Avukat Ali Rıza Dizdar “Bu görüntü avukatlara aba altından sopa mı” derken söz alan Tuncay Özkan görüntünün kim tarafından konulduğunun saptanması için suç duyurusunda bulundu. Savcı Mehmet Ali Pekgüzel de talebi kabul etti.

Savcı Pekgüzel tartışmalı iftar yemeğine ilişkin “Cumhuriyet savcısı, hakimi yetki altına almak istiyorsa bir yemeğe gerek yok. Aynı eğitimi almış, aynı veya yan yana odalarda çalışan, aynı yerde yemek yiyip yanı servisleri kullanan savcı ve hakimlerin birbirini etkilemek için ayrıca bir yemekte buluşmalarına gerek yoktur. Hakim ve savcılar kolluk istihbarat görevlileriyle yaptıkları görevleri nedeniyle muhataptır.”
 

CHP milletvekilleri

CHP milletvekilleri Şahin Mengü, İsa Gök, Malik Ejder Özdemir, Bülent Baratalı, Halil Ünlütepe, Ali İhsan Köktürk, Ali Rıza Öztürk, Atilla Emek, Rahmi Güner, Ahmet Ersin, Turgut Dibek ve Yedek Disiplin Kurul üyesi İbrahim Yılmaz’dan oluşan 12 kişilik heyet duruşmayı gözlemci olarak izledi. Avukat bilgisayarında Samanyolu TV’nin haber görüntüsü olayı üzerine tutunak hazırlayan CHP heyeti bilgisayarda internet bağlantısı bulunmadığının altını çizdi. Ekranda duvar kağıdının 5 Ekim tarihinde oluşturulduğunu saptadı.

CHP’li milletvekilleri adına açıklama yapan Şahin Mengü, Ergenekon davasına ve soruşturmasına bakan hakim ve savcıların soruşturmayı yürüten emniyet görevlileriyle yemek yemesinin vicdanlarını rahatsız ettiğini söyledi. Mengü, “Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlanan bizi çok rahatsız etti. Bu yemeğe katılan yargıçlar ise rahatsız olmuyor” dedi.
Mengü şunları söyledi: “Bugün Ergenekon davası diye nitelendirilen davada Türk yargısı adına içimizi sızlatan olaylara tanık olduk. Polislerle birlikte bir iftar yemeğine katılmış olmaları yargıya olan inancı yok etti. Tüm sanıklar da mahkemeye güvenlerinin kalmadığını belirterek Türk adaletinin önünün açılması için heyetin çekilmesini istediler. Dünyanın hiçbir yerinde hakim ve savcılar soruşturmayı yürüten polislerle bir arada olmaz. Eğer bu emniyetin bir yemek olsaydı. Emniyet müdürü orada olurdu. Başsavcı orada olurdu. Demek ki bu özel bir yemek, bu etik değil. İçeride bulunanların tek bir özelliği var. Bunlar ulusalcı, Kemalist, laiktir. Bu dava bu yüzden siyasi bir davadır.”