Seçimin faturası: Ruh hali karışık toplum

Psikiyatristler uyardı: ‘Korku, gelecek kaygısı, çaresizlik, umutsuzluk, kızgınlık ve öfke artıyor. Birbirimizi dinlemeliyiz, farklılıklarımızla uyum içinde yaşamalıyız’

04 Temmuz 2018 Çarşamba, 11:28
Abone Ol google-news

24 Haziran Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili genel seçimlerinin ardından siyasilerin seçim kampanyaları ve seçim sonrası açıklamaları, toplum sağlığını da olumsuz etkiledi. Psikiyatristler, toplum genelinde bir yandan korku, gelecek kaygısı, çaresizlik ve umutsuzluğun yoğunlaştığını; diğer yandan ise kızgınlık ve öfkenin arttığını belirterek “Birbirimizi dinlemeyi, gerçekten duymayı ve farklılıklarımızla birlikte uyum içinde yaşamayı, çok sesliliği ve çok renkliliği bir zenginlik kaynağı olarak deneyimlemeyi öğrenerek başlamak gerek. Farklı düşüncelere, farklı yaşam tarzlarına ve farklı varoluşlara saygıyı içselleştirmek önemli” dediler.

 ‘Herkes birbirini suçluyor’

Siyasi kanadın 50 gün sürdürdüğü propoganda çalışmaları seçimin ardından son buldu. Toplumda seçim süreci boyunca gözlemlenen kutuplaşma yurttaşları sosyal yaşamda da etkilemeye devam ediyor. Bir kesim tarafından coşkuyla karşılanan seçim sonuçları bir kesim tarafından da yılgınlıkla karşılandı.

Türk Psikologlar Derneği İstanbul Şube Başkanı Klinik Psikolog Dr. Serap Altekin, savaş ortamının ve ardı arkasına yaşanan terör eylemlerinin, darbe girişiminin, OHAL koşullarının, politik belirsizliklerin ve ekonomik krizin toplum üzerinde uzunca bir süredir belirgin bir psikolojik yük kaynağı olduğunu belirterek “Toplum genelinde bir yandan korku, gelecek kaygısı, çaresizlik ve umutsuzluk yoğunlaşırken; diğer yandan kızgınlık ve öfke artarak şiddeti, nefreti, kutuplaşmayı, düşmanlaşmayı ve ayrımcılığı zaman içinde tırmandırdı . Herkes birbirini suçlar oldu, herkes adeta birbirine saldırır hale geldi” dedi.

 ‘Tükenmişliği birlikte aşacağız’

 Kutuplaşmanın, tükenmişliğin çözümünü açıklayan Altekin, şunları kaydetti:

“Zaman alacak ama bu kutuplaşmanın açtığı yaraları birlikte saracağız; yan yana durarak, dayanışarak, çalışarak, üreterek ve en önemlisi de geleceğe, barışa, demokrasiye ve insanlığa inancımızı ve umudumuzu koruyarak…Öncelikle birbirimizi dinlemeyi, gerçekten duymayı ve farklılıklarımızla birlikte uyum içinde yaşamayı, çok sesliliği ve çok renkliliği bir zenginlik kaynağı olarak deneyimlemeyi öğrenerek başlamak gerek. Farklı düşüncelere, farklı yaşam tarzlarına ve farklı varoluşlara saygıyı içselleştirmek önemli. Herkesin, hepimizin yapabileceği bir şeyler mutlaka var. Mesleğimiz, işimiz, uğraşımız her ne ise iyi bildiğimiz şeyleri iyi yapmaya devam edeceğiz. Doğayla uyumlu, tüm canlıların yaşam hakkına saygılı, tabiatın, hayvanların, insanların ve toplumun yararına çalışmaya, üretmeye devam edeceğiz.”

 ‘Yılgınlık kadar öfke’

 Uzman Psikolog Dr. Cemal Dindar ise artık seçimlerin, bu ülkenin yüzde 50’sine olağan bir seçim kaybı gibi değil, bir boyun eğme gibi yaşatıldığını belirterek “Bunun ruhsal sonucu yılgınlık olduğu kadar öfkedir de... Şu son erken seçim sürecinde yaşananlar da gösterdi ki, seçimler baskı aygıtına dönüşmüş durumda. Siyaset sahnesi çökerse yüzde elli o öfkeyle nasıl yaşayacak?” diye sordu. 2010 referandumunun Türkiye’nin başına gelen en tekinsiz durum olduğunu kaydeden Dindar, özetle şunları söyledi:

“Referandum sonrasında kaybetmeyi göze alamayan bir lider, iktidar ağı ve bu ağın üzerinde tül olan önemli bir sermaye dönüşümü oluştu. Her yönüyle sıkışmış bir toplumuz ve dünyada yıldızı parlayan sağ popülist söylemler bir süre daha idare edebilir görünüyor. Sonrasını bence muktedir ya da tabi olan, iktidar ya da muhalif hiç kimse net olarak bilmiyor. Bizim gibi ülkelerde olup bitenleri biraz da o bilinmeze, küresel tekinsizliğe karşı bilinçli/bilinçsiz savunmalar gibi de görmek lazım. Bu tür durumlarda her toplum, her kavim kendi dağarcığındaki malzemeye sarılır... Güçlü lider, kurban kültü, koşulsuz bi'at...”

 ‘Kutuplaşma kendini tükettiğinde bitecek’

 ODTÜ Sosyoloji Bölümü’nden Dr. Besim Can Zırh ise “24 Haziran seçimini güçlü bir merkez-kaç momenti olarak yaşadık. Bir yüzde elli kendi konumunu mevcut iktidarın arkasında pekiştirirken diğer yüzde elli ‘bu sefer olacak’ duygusuyla tüm beklentisini mevcut iktidarın aşılmasına sabitledi. Ve sonuçlar açıklandığında ise biri ‘tarihsel haklılığın zaferini’ yaşarken diğeri dünyanın başına yıkıldığı duygusuna savruldu. Ben ikisinin de yanıltıcı olduğu düşünüyorum. Öncelikle seçim sonucu oldukça katmanlı bir okuma gerektiyor.” açıklamasını yaptı. Kutuplaşmanın nasıl aşılacağı konusunda popülizm açmazını aşmanın ilk hedef olduğunu belirten Zırh, “Siyasetin dilinin değişmesi gerekiyor. Fakat ben bunun iki nedenle mümkün olmadığını düşünüyorum. Öncelikle küresel rejim yeni yatağını bulmadan bizim gibi bölgesel çeper ülkelerin huzur bulmasının mümkün olacağını sanmıyorum. Sonralıkla bir yaşanmışlık var. Son on yıl herkesin biyografisinde farklı izler bıraktı. Andığımız yüzde-elliliklerin son on yıla dair yazdığı ve yazacağı tarihçe birbirinden çok farklı. Ama bir toplum olabilmek için böylesi bir anlatıya ihtiyacımız var. Başımıza ne geldiğine dair onarıcı ve kapsayıcı bir anlatı kurulmadan bu kutuplaşma ancak kendini tükettiğinde son bulacaktır.” ifadelerinde bulundu.