Seferihisar’ın dünyalı dergisi Keçi çıktı

“Yavaş şehir” Seferihisar’ın dergisi Keçi Mayıs ayında çıkan ilk sayısıyla yayın hayatına başladı. “Yaşamı savunmakta inatçı” sloganıyla çıkan dergi, seçtiği konular ve yazarlarıyla hem Seferihisarlı hem Anadolulu ve dünyalı olma iddiasını taşıyor.

08 Mayıs 2017 Pazartesi, 15:18
Abone Ol google-news

Seferihisar’dan yazarlar ve röportajların yanı sıra Bilge Umar, Ender Helvacıoğlu, Melda Onur, Sunay Akın gibi “dışarıdan” yazarları misafir eden Keçi’nin ilk sayısı, “Yavaş kardeşim, hayat aceleyle yakalanmaz” kapağıyla çıktı. Genel yayını yönetmenliğini Baha Okar’ın üstlendiği dergi, “cittaslow” düşüncesinin çeşitli temalarını işleyen, Seferihisar’da ve dünyanın diğer yavaş şehirlerindeki uygulamaları gündeme getiren bir çizgi izleyecek.
 

 
Seferihisarlı, Anadolulu, dünyalı dergi çıktı: ‘Keçi’ye merhaba deyin
 
“Tamam, siz söylemeden ben söyleyeyim, şu yaptığımız akıl işi değil.
Taşrada bir dergi çıkarmak.
Hem de dergi ve kitap okuru bu kadar azalmışken…
Hem de dolar fırlamış, kâğıt ve baskı maliyetleri uçmuşken…
Hem de dünya çapında en baba dergiler, gazeteler internet yayıncılığına geçmeyi düşünmekteyken…
Üstelik taşrada, hem de bütün yayın dünyası İstanbul dukalığının hegemonyasında ezilirken…
Şu yaptığımız akıl işi değil. Ama ne yapalım, Seferihisar’ın söyleyecek sözü var.
* * *
Sözümüzü söyleyeceğiz. Ama havaya da konuşmayacağız elbette. Uzakta ya da yakında, bizi içtenlikle dinleyecek, okuyacak insanların var olduğunu biliyoruz.
Çünkü, yavaş ve sakin yaşayalım dediğimizde, imreniyorsunuz.
Geleneksel tohumları yaşatalım dediğimizde, market rafındaki bir örnek domatesler gözünüze daha fazla batmaya başlıyor.
Temiz ve alternatif enerji dediğimizde, soluduğunuz havadaki karbon monoksit ciğerinizi daha bir yakıyor.
Çocuk deyip geçmeyelim, kentin yönetiminde onlar da söz sahibi olsun dediğimizde, aklınıza tarikat yurtlarında tacize uğrayan çocuklar geliyor, içiniz acıyor.
Kadınlar eve hapsolmasın, üretsin, ürettiklerini satsın, toplumsal yaşamda söz sahibi olsun dediğimizde... Geleneksel, iyi tarım dediğimizde… Küçük üretici kooperatiflerde birleşip büyüsün dediğimizde... Doğayla uyumlu, sürdürülebilir bir yaşam dediğimizde... Hep kulak kabartıyorsunuz.
O hâlde, Keçi boşuna çıkmış olmayacak…”
 
“Keçi, “yaşamı savunmakta inatçı” bir kültür ve yaşam dergisi olacak.
Kültür dediysek, mesela “çok kültürlü adam” derken hep kastedildiği gibi, okumuşluk, yazmışlık, ince zevk sahibi olmuşluk değil kastımız. Bunlar da var elbette; felsefe, tarih, edebiyat, resim, heykel ve dahası. Ama kültür, insanın doğayı dönüştürme etkinliğinde elbirliğiyle geliştirip sonraki kuşaklara aktardığı maddi ve manevi değerlerin tümüyse, o zaman ne yazıp ne okuduğumuzdan fazla, nasıl ekip nasıl biçtiğimiz, nasıl üretip nasıl bölüştüğümüz var kültürün içinde. Edebiyat kadar zeytincilik, felsefe kadar balıkçılık…
 
“İnsana dair ne varsa dedik ama, Keçi çürük çarık ne varsa insanlık birikiminde, hooop diye heybesine atıp sahiplenmeyecek. Tüm bu birikimi süzmek ve geleceğe taşınmaya değer olanı ayıklamak için, Keçi’nin kendine göre ölçüleri, ilkeleri olacak. İlkeler dediysek, öyle sayfalarca anlatılacak bir şeyden bahsetmiyoruz. Hepsi hepsi;
* İnsanı insandan ayrı görmeyecek. İnsanların aralarındaki farklılığın nasıl muazzam bir zenginlik olduğunu bilecek. Ama ırk, din, dil, millet, sınıf, biyolojik ve kültürel vs. farklılıklar üzerine temellenen eşitsizliğe, aşağılamaya karşı duracak. İcabında, aşağı görülenden yana olacak.
* İnsanı doğadan ayrı görmeyecek. Kendisini doğadan ayrı ve üstün tutan, tüm canlı ve cansız doğa kendisi har vurup harman savursun diye varmış gibi davranan insanoğulları ve kızlarına, “hop kardeşim” diyecek.
* Hurafeye kulak tıkayacak, doğruyu yanlıştan ayırırken ölçüsü bilim, gayesi doğa ve insanın iyiliği olacak.
Keçi bu ilkelerde inatçı olacak.”
 
Keçi Seferihisarlı bir dergi. Ama anlatacaklarıyla evrensel olacak. Keçi’ye “nerelisin hemşerim?” diye soran olursa, “aslen Seferihisarlıyım, ama Egeliyim, Anadoluluyum, dünyalıyım” diyecek. Seferihisar’ı anlatırken dünyaya söyleyecek sözü olacak, Seferihisar’ın derdini tartışırken ülkenin sorununa çözüm önerecek. Dünyanın ve ülkenin sesine kulak verecek, oralardan süzdüğünü Seferihisar’a katacak. Tarım ama nasıl bir tarım? Turizm ama nasıl bir turizm? Balıkçılık ama nasıl bir balıkçılık? Kentlileşme ama nasıl bir kentlileşme? Sanat ama nasıl bir sanat?.. Keçi döne döne bu soruları soracak, yanıt arayacak, bulduklarını paylaşacak. Yazarları ise bu kafada buluşan fiilî ve fahri Seferihisarlılar olacak.”