Hayatın acı ironisi

İstanbul Sinema Müzesi, kapılarını ziyaretçilere açtı. Beyoğlu’ndaki Atlas Sineması’nın da bulunduğu binada yer alan 4 katlı müze, sanatseverlerle buluştu.

06 Mart 2021 Cumartesi, 03:57
Hayatın acı ironisi
Abone Ol google-news

Medyada birkaç gün önce kopan yaygarayı fark etmişsinizdir muhakkak. Cumhurbaşkanının doğum günü pastasındaki mumlar her nedense aksiyon sinemasının dünyadaki en popüler yıldızlarından Jason Statham’ın müstehzi bakışları ve hevesli alkışları eşliğinde söndürülüyordu. İlk başta ben de herkes gibi duruma anlam verememiş ve manzaranın absürtlüğü karşısında güleyim mi ağlayayım mı bilememiştim. Meğerse İstanbul Sinema Müzesi’nin açılışı yapılıyormuş ve bir aklı evvelin, aynı günün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da doğum günü olduğunu fark etmesiyle hemen bir sürpriz kutlama ortamı düzenlenmiş. 

Gerçi ortamın fena halde mizansen kokan hali belki de en başından beri bunun planlandığını ve gerekli üst mercilerden (artık ben söylemeyeyim kim ya da kimler olduğunu) onay alınarak her şeyin yapıldığını hissettiriyordu ama neyse, yemiş görünelim. 

BİLGİ NOTU EKSİK

Jason Statham, İstiklal Caddesi’nde bir araba yarışı sahnesi çeker mi çekmez mi bilemem ama İstanbul Sinema Müzesi’nin açılmış olması vesilesiyle derhal kendimi Beyoğlu’na attım ve halka açıldığı ilk gün müzenin kapısından içeri süzüldüm. Atlas Sineması’nın da bulunduğu pasaja girer girmez hemen soldaki merdivenlerden yukarı çıkarak ulaştığınız müzenin girişinde ne olduğuna pek anlam veremediğim ama akla Refik Anadol’un yerleştirmelerini getiren, duvara yansıtılmış bir dijital iş karşılıyor sizi. Bunun gibi bir iki tane daha iş var müzenin merdivenlerinde ama nedense bu işlerin kime ait olduğuna dair bir bilgi notu iliştirilmemiş. Yetkilileri buradan uyaralım.

ACELEYE Mİ GELDİ?

İstanbul Sinema Müzesi’nin ilk katı daha çok dijital ve interaktif uygulamalara ayrılmış. Bir odada çeşitli ekranlar ve tabletlerle eski Türk filmlerinden sahneleri “artırılmış gerçeklik” uygulamasıyla izlemek mümkün örneğin ama bu odada bazı aygıtlar çalışmıyordu maalesef. Müzenin ilk günü olduğundan bazı şeylerin tam olarak işlerliğe geçmesinde kimi sorunlar olduğunu tahmin ediyorum ama hemen yandaki “Montaj” odasına geçtiğimde oradaki aygıtların hiç çalışmadığını (sadece duvardaki video çalışıyordu) fark ettim. 

Açıkçası müzenin açılışının aceleye getirildiği duygusunu verdi bana bu durum. Müzenin henüz bir internet sayfasının olmayışı da bu aceleye getirilme şüphesini destekleyen bir şey sanki; ne de olsa bir sitenin işlerliğe girmesi böylesi kurumlar için bir hayli önemli ve hazırlanması da evet vakit alır, ama bir şekilde açılışa yetiştirilir sonuçta. 

KISAKÜREK’SİZ OLMUYOR MU?

İkinci katta sinema teknolojisinin ilk günlerinden günümüze olan gelişimini birbirinden ilginç aygıtlar eşliğinde incelemek mümkün. Özellikle yeni kuşaklar mutlaka burayı dikkatle gezmeli. Ayrıca Türk sinemasının ödüllü filmlerine de burada özel bir yer ayrılmış ve bazı ödüller sergilenmek üzere buraya alınmış (Altın Palmiye, Altın Ayı, Altın Portakal vb.). Bir odada Türkan Şoray ve Sadri Alışık gibi sinemamızın simge oyuncularının onların kariyerinde önemli yer tutan bir filmindeki (mesela “Dila Hanım”) kostümleri sergilenirken, bazı yönetmenlere ait (Lütfi Adad, Memduh Ün) şahsi eşyalara ya da çekim senaryolarına rastlamanız hoş bir sürpriz.

Türken Şoray'ın "Dila Hanım" filminde giydiği kostüm

Salonlardan birinde Türk Sinemasına ait belgeler de sergileniyor, örneğin senaryolar, afişler, Türk Film Arşivi üyelik kartları, fotoğraflar… Bilge Olgaç’ın hayatını kaybettiği o berbat yangın sonrası evinden kurtarılan kimi eşyaların da burada sergilenmesi ayrıca önemli bence. Yine aynı bölümde Necip Fazıl Kısakürek’in yazdığı bir senaryo da var örneğin, ve bu senaryo ne kadar ilginç olsa da adının yanına “Şair, romancı, ideolog” (!) yazılan Kısakürek’in burada da karşımıza çıkması “Kısakürek’siz olmuyor mu?” sorusunu sordurtuyor sanki.

Evinde çıkan yangında hayatını kaybeden yönetmen Bilge Olgaç'ın yangından kurtulan senaryo ve defterleri de müzede.

KARAGÖZ’DEN GÜNÜMÜZE TEMAŞA

Müzenin üçüncü katı ise süreli sergilere ayrılmış ve ilk sergi de “Karagöz’den Günümüze Temaşa” başlığını taşıyor. Burada sinema öncesi döneme dönüyor ve gölge oyunu Karagöz’den itibaren ortaoyununu da atlamadan tiyatrodan sinemaya geçişin bir kronolojisini videolar, fotoğraflar ve belgeler eşliğinde takip ediyorsunuz. Önümüzdeki dönemlerde muhtemelen farklı kürasyonlarla değişik sergiler göreceğiz bu alanda.

Türk sinemasının ödüllü filmlerine ve ödüllere özel bir bölüm ayrılmış.

Çıkışta bir müze dükkanı yok. Dünyada olsun, Türkiye’de olsun gezdiğim hemen her müzede buna bakarım ve olan dükkanlardan da muhakkak alışveriş yaparım doğrusu. Bu eksiklik daha önce de bahsettiği o aceleye mi getirildi acaba sorusunu bir kez daha getirdi aklıma. Restorasyonu biten Atlas Sineması ise henüz ziyarete açık olmadığı için gezemediğim kısmıydı tarihi binanın. Uzun lafın kısası İstanbul Sinema Müzesi uzun zamandır eksikliği hissedilen bir müzeydi ve bazı aksaklıklara ve eksiklere rağmen İstanbul’un ziyaret noktalarından biri olacak kadar iyi tasarlanıp uygulanmış bir yer doğrusu. Beyoğlu sinemalarının teker teker kapandığı bir dönemde burada böyle bir müzenin açılmış olması ise hayatın acı ironisinden başka bir şey değil elbette.

Türk Sinemasının Hafıza Havuzu'nda film afişleri ile dijital bir bellek hazırlanmış.