Sınırları olmayan yönetmen

"Her şeyi denemek istiyorum. En iyisini yapmaya çalışıyorum. Kendimle yarışıp, kendime meydan okumak istiyorum" diyen Fatih Akın farklı şeyler denemeye hazırlanıyor.

02 Ocak 2010 Cumartesi, 07:33
Abone Ol google-news

Fatih Akın’ın son filmi Soul Kitchen dostluk, aşk, yemek ve müzik üzerine keyifli bir film. Yaşamın Kıyısında’dan sonra bir rahatlama filmi olarak çekmiş Akın, Sol Kitchen’i. Kendini ve izleyenleri eğlendirmek onlara bir pencere açıp temiz hava aldırmak için... Ancak şimdi Akın’ın gözü bambaşka yerlerde. “Benim ufkum zengin. Sinema çok zengin ve geniş bir alan ve gerçekten sinemanın her şeyini seviyorum. Bu yüzden de her şeyi denemek istiyorum. En iyisini yapmaya çalışıyorum. Kendimle yarışıp, kendime meydan okumak istiyorum. Tamamen sınırsızım” diyen Akın’ın bundan sonraki hedefi sürpriz yapmak. Zaten şimdiden ‘Soul Kitchen’ın gala gösteriminde sinema salonuna salınan kokuyla başladı bile bizi şaşırtmaya.

- Filmin geçtiği yer olan restoran, sadece bir iş yeri değil. Orası bir yuva gibi oradakiler için, kendilerini ait hissettikleri bir yer...

Evet. Serdar Akar’ın Gemide filminin afişinde “Bir memleket gibidir gemi” diye bir slogan yazıyordu. O gemi bir şey sembolize ediyordu yani. O zamandan beri bilinç altımda bir şeyler topladım. Filmdeki lokanta, memleket duygusunu ifade ediyor.

Bir rahatlama filmi

- O restoran gerçek galiba değil mi?


Filmin başrolü Adam’ın bir Yunan tavernası vardı bizim mahallede. Mahallenin sanatçıları, ressamları, müzisyenleri, hırsızları orada takılırdı. Orası bir liman gibiydi bizim için. Bu fikir 2003’te Duvara Karşı’dan hemen sonra oluştu. Sonra Altın Ayı’yı kazandım ve önüme bir uluslararası market ve pazar açıldı. Ciddi bir yönetmen olarak kabul edildim uluslararası piyasada, özellikle de Fransa’da. Duvara Karşı’dan sonra Soul Kitchen’ı çekmek yakışmaz diye bu işe soğuk gözle baktım. Daha ciddi şeyler yapayım diye düşündüm ve Yaşamın Kıyısı’nda geldi. Çok ciddi bir filmdi, ölüm üzerineydi. Ustam, ortak yapımcım ve arkadaşım çekimin son haftasında İstanbul’da vefat etti. Çok bunaldım o sıralarda. Böylece Soul Kitchen’ı bir rahatlama filmi olarak çekeyim dedim. Yani sanki pencereleri açıp içeriye temiz hava almak gibi...

- Bizde öyle bir anlayış mı var? Eğlenceli şeyler anlatınca film önemsiz mi oluyor?

Jeopolitik bir film değil bu, siyasal bir mesajı yok. Öyle bir fikirle yola çıkmadım zaten. Seyircimi ve kendimi eğlendirmek istedim bu filmde. Kendimle rekabet etmek, yarışmak istedim. Her zaman ‘masterpiece’ (başyapıt) yapamaz ki insan zaten... Ben bir ‘masterpiece’ makinası da değilim ki...

- Filmde Uğur Yücel’in canlandırdığı kırık çıkıkçı geleneksel ile yenilikçi yaklaşımına bir gönderme gibi...

Evet, her şey zamanla değişiyor. Filmde bunu eleştiriyoruz biraz. O karakter de gerçek mesela. Almanya’da babam götürmüştü belimden rahatsızım diye. Öyle çektirttim belimi. İnanılmaz geliyor insanlara ama hiç öyle değil aslında. Her şeyin en iyisini okul tıbbı bilmiyor ki, her şeyi çözemiyorlar ki... Bu da çok daha geleneksel ve eski bir bilim aslında.


Merak ettim, gözlemledim, yaşadım


- Filmlerinizde mutlaka göçmen bir karakter oluyor. Özellikle mi koyuyorsunuz böyle karakterleri?

Evet, Adam da benim gibi. Yani Hamburg doğumlu ama annesi babası Yunan. Ancak ben onları göçmen gözüyle görmüyorum ki... Ben onları çok doğal buluyorum çünkü bu benim gerçek hayattaki yaşamım. Asıl bana bire bir Alman karakteri yazmak egzotik geliyor.

- Gece yaşamı da hep oluyor filmlerinizde... Eğlenmek, takılmak, gece hayatı, kızlar... Bunlara yaşamımda nedense hep önem verdim. İlk diskoya 12 yaşımda gittim. Ne müzik dinlenir? Moda nedir? Ne giyilir ya da giyilmez? Bunları hep merak ettim. Gecenin sonunda herkes sarhoş oluyor. Peki sonrasında neler oluyor? Merak ettim, gözlemledim ve yaşadım.

- Neden hep aynı oyuncularla çalışıyorsunuz filmlerinizde? Bu bir tarz mı?


Öncelikle bunlar en iyiler. Ben de en iyilerle çalışmak isterim. Ayrıca tanıdığın insanlarla çalışmak her zaman daha pratik. Tanışırken zaman kaybediyorsun gibi... Anlaşmak, dil tutturmak, neyden hoşlanıp, hoşlanmadığını kestirmek... Einstein’ın dolabında aynı takım elbiseden 10 tane varmış. Ne giyeceğim diye zaman kaybetmesine engel olmak için...

- Hem eğlenceli filmler yapıyorsunuz, hem de duruşu olan filmler...

Benim ufkum zengin. Her şeyle ilgileniyorum. MTV’de Jackass’i de izlerim, çok ciddi ağır belgeselleri de... İyi olmaları önemli bir tek. Sinema çok zengin ve geniş bir alan, gerçekten sinemanın her şeyini seviyorum. Bu yüzden de her şeyi denemek istiyorum. En iyisini yapmaya çalışıyorum. Kendimle yarışıp, kendime meydan okumak istiyorum. Sınırsızım!