‘Smyrna’nın Yazgısı’

Smyrna’nın Yazgısı (Remzi Kitabevi), Gülseren Engin’in İzmir üçlemesinin üçüncü kitabı. Bu kertede de yakın tarihimizden yola çıkarak dünle bugün arasında sağlam bir köprü kuruyor Engin. Smyrna kimliğine bir kentin dahası bir ülkenin acılarını, aldatılmışlıklarını sığdırıyor yanı sıra ulus olma bilincini vurgulayarak da ayrı bir pencere açıyor.

19 Ağustos 2021 Perşembe, 00:02
Abone Ol google-news

DERİNLİKLİ BİR ANLATIM

Smyrna’nın Yazgısı (Remzi Kitabevi), Gülseren Engin’in İzmir üçlemesinin üçüncü kitabı. Gülseren Engin, resimden, öyküye, öyküden romana, romandan gezi kitaplarına, tiyatro oyunlarından senaryoya, kanser ve şeker hastaları için yazılmış sağlık kitaplarına değin uzanan; sanatın birçok dalında ürün veren çok ödüllü bir kalem emekçisi.

Gülseren Engin’in özellikle tarih kokan yapıtlarını ayrı tutmalıyız. Sırayla, Yorgun ve Yaralı, Ağlama Symrna Döneceğim, Symrna’nın Gözyaşları ve şimdi de Smyrna’nın Yazgısı romanını okurken onun tarihi romanlardaki başarısı bir kez daha görülüyor.

Yapıtların tümünde gün, yer ve duygusal izlekleri vermedeki başarısı yansıyor okura. Yazarın dili kullanmadaki ustalığı, tarihsel ve kurgusal aktarımlarını daha değerli kılıyor.

Yakın tarihimizden yola çıkarak dünle bugün arasında sağlam bir köprü kuruyor. Yakın geçmişteki yaşamı geleneksel bir örgüyle sunuyor okura.

Simgesel seçimleriyle okurun belleğinde apayrı derinlikler yaratıyor. Örneğin Smyrna kimliğine bir kentin dahası bir ülkenin acılarını, aldatılmışlıklarını sığdırıyor. Yaşamsal gerçeklikleri dönüştürmenin de ustasıdır.

Yine Smyrna kimliğinde ulus olma bilincini vurgulayarak bu anlamda ayrı bir pencere açıyor. Özellikle kadın kimliğinin önceki dönemlerden yansımasının altını çizerek onu derinleştirip simgeleştiriyor.

Metinler arası geçişlerle bağ kuruyor aralarında. Örneğin Yorgun ve Yaralı romanındaki kahramanların son kitapta da cephede ya da Symrna’nın kurtuluşunda yer almaları gibi…

Üçlemenin başından bu yana Smyrna Türkiye’yi, Zalim Nikos Yunanlılar’ı, Mr. White İngilizler’i, Balıkçı Bedros ve ailesi Rumlar’ı temsil ediyor.

İŞGAL, KURTULUŞ VE AŞKLAR!

Bu yapıtlarda halkların birbirleriyle düşman olmadıklarının altını çiziyor. Bunun tersini düşünenlere çeviriyor bakışları. Yakın tarihimizin acılarının, kazanımlarının değişik yazın türleriyle okura ulaşmasının öneminin bilincinde yazar.

Bunu yaparken günümüzde çokça yaşanan etnik ayrımcılığa, aynı toprakların çocuklarının emperyal güçlerin oyunlarıyla birbirlerine düşman edilmelerine de göndermeler yapıyor.

Bu yapıtta genellikle İstanbul’un işgalini, TBMM’nin kuruluşunu, Kurtuluş Savaşı’nı ayrıntılarıyla romana sindirerek işliyor. Bu tarihi süreci anlattıklarının yanında yakıcı aşkların içine çekerek soluklandırıyor okuru.

Üçlemenin başından bu yana Smyrna ile Yüzbaşı Çakır Osman’ın, Seher ile Tilki Mahmut’un ve bu yapıtta Gördesli Makbule ile Halil Efe’nin derinlikli aşklarını izliyoruz.

İşgal güçleriyle iş birliği içinde olan saray çevresiyle, Mustafa Kemal’in yurt sevgisinin çevresinde toplanan halkın yaşamalarına çekiyor okuru. Dahası kimi düşmana, kimi de ulusal güçlere destek veren adı belli çetelerin tutumlarına tutuyor aynasını.

Bunu yaparken, ülkesine ihanet edenlerin karşısında, yoklukla yoksullukla savaşarak; Mustafa Kemal ve arkadaşlarının ve ona inanan diğer yurtseverlerin kanları, canlarıyla bu toprakları nasıl koruduklarının ayrıntılarına çekiyor okuru. Savaşın, yakın tanıdıklar ve kardeşleri bile nasıl acımasızlaştırdığını da gözlemliyoruz.

SAVAŞ, AŞK, UMUT, ÖLÜM!

Yapıtta en önemli olanlardan biri de tarihsel dizgenin içindeki yer ve zaman ögelerine bağlı kalarak kurgulanmış olmasıdır. Savaş, aşk, umut ve ölüm imgelerinden besleniyor. Anlatıyı yer yer görselleştirerek, Anadolu’nun sosyolojik ve psikolojik yapısına ilişkin kesitler sunuyor.

Dünyayı karşısına alan bir avuç insanın görece devleşerek, devlere karşı tutmasının görkemli öyküsünü yazının etkileyici gücüyle yeniden oturtuyor belleklere… Sıradan yaşamlarımızın içinde çoğumuzun görmediği ya da görmezden geldiği nice olayı görünür kılıyor bir kenti bir ulusu simgeleştirerek…

O dönemde Osmanlı İmparatorluğu’nun sosyal ve ekonomik yapısının bireylere yansımasını da izliyoruz yapıtta. Bu topraklar üzerinde yaşayan kentli ve taşralıları, bunların yabancılaşmalarını; yersizlik ve yurtsuzluk kaygılarını gözlemliyoruz.

İnsanların kendi topraklarından kopuşlarındaki acıyı, ait olamama duygularını; karşılaştıkları diğer insanlarca ötekileştirilmelerini izliyoruz satır aralarında. Umut bir yitip bir görünüyor, karşıt durumda kalsalar da direniyor insanlar.

Yazar, gerçekliğin ırmağından çokça geçse de düş koylarına da uğruyor. Durumları ve insan hallerini bir kuyumcu titizliği ile işliyor. Upuzun yazınsal bir yolculuğa çıksa da soluklanıyor gölgeliklerde. Unuttuklarına yazarak kavuşma coşkusundadır yer yer… Yoğunlaşma sızısının dineceği noktaya doğru uçuşa geçip kanat açmıştır olanca gücüyle…

Yaşamsal gerçeklikleri dönüştürmenin de ustasıdır yazar. Olayların gerisinden bakabilme yetisi de vardır aynı zamanda. Kanıksadıkları yaşamın dışına çıkamayan bir yığın insana, bir ülkenin dünüyle bugünü arasında başka yaşamların varlığını da duyurmakta, dahası o yaşamlarla yüzleştirmektedir okuru.

Smyrna’nın Yazgısı / Gülseren Engin / Remzi Kitabevi / 416 s.