Son hippinin cadı kazanı!

Kendimize karşı her zaman içten olma cesaretini nasıl ediniriz? Paulo Coelho, Portobello Cadısı’nda bu sorunun yanıtını arıyor. Coelho, Portobello Cadısı’nda; Athena adlı gizemli bir kadının öyküsünü, onu çok iyi tanıyan - ya da hiç tanımayan - yakınlarının ağzından anlatıyor.

21 Ekim 2020 Çarşamba, 19:19
Abone Ol google-news

“Kim lambayı yaktıktan sonra onu kapının ardına gizler ki: Işığın amacı daha çok ışık yaratmak, insanların gözlerini açmak, çevremizdeki mucizeleri aydınlığa çıkarmaktır.”

Kitapları 150 ülkede 100 milyon satan ve 66 dile çevrilen Brezilyalı yazar Paulo Coelho’nun, Portobello Cadısı’nda, hayatın anlamını bulmak adına ödenebilecek bedeller hesaplanıyor, kimilerinin yazık ki yaygın nitelemesiyle “kadın başına” çıkılan bir keşfin sonucunda hem de..

Bu nitelemenin kahramanımız “Athena”nın hayatına nasıl hükmettiği de var kitapta, cesareti, boşvermişliği, oluruna bırakıvermişliği de.. Transilvanya’da yaşayan Romanyalı bir Çingene’nin gayrimeşru kızıdır Athena. Bebekliğinde annesi tarafından yetimhaneye bırakılır. Zengin bir Lübnanlı çiftin evlatlığı olarak Beyrut-Londra hattında büyür. Dindardır, geleceği sezme yeteneği vardır. Gün gelir kabına sığmaz, sığamaz. Ne yapacak edecek güçlerinin kaynağını bulmak yolunda sanki helâk olacaktır.

HERKES KAHRAMAN OLMAK İSTER!

İskoçyalı bir kadının rehberliğinde, sıra dışı yeteneklerini kullanmaya ve bir Portobello Yolu rahibesi olarak insanlara tinsel kavrayış gücü dağıtmaya, bedenle ruh arasındaki ilişkiyi güçlendirmenin ve evrenle bütünleşmenin yollarını öğretmeye başlar.

Bu noktadan sonra da hayatlarında anlamlı farklar yaratacağı diğer kahramanlarla yolu birer birer kesişir. İlişkiler yaşar, düş kırıklıkları olur. Kimisinde de başlıca düş kırıklığı kendisidir, acı çeker, acı verir, sever, sevilir, ardından hayli hayıflanılırsa da hep hatırlanır.

Portobello Cadısı, herkesi kendi kişisel öyküsünü bulmaya davet eden bir roman. Kişinin hayatı üzerindeki tasarrufuna, kapasitesine, azmine, kararlılığına saygılı. Düşünmeye, kafa yormaya sevk ediyor. Genelinde karamsar değil romanı, hele dram hiç değil. Çatıya yerleşen “aşk”, romanın önemli bir güzelliği. Aşkın dibi de var, yüzeyi de ve her çeşidi de.

Her hayat diğerinde mutlaka bir fark yaratır düsturu ise hayli geçerli. Her bir anlatan yeni kapılar açıyor. Her hayatın özel, eşsiz ve kendi yoluna gidebileceği vurgusu çok net. Yarım yamalak hayatlarımıza uyarlanabilir mi? Elbette. “Kendimizi bu kitapta bulur muyuz?” derseniz, kim bilir! Herkes kahraman olmak ister! Bu neyi aradığınıza bağlı.

BİR COELHO KOKTEYLİ ALIR MIYDINIZ?

Athena, çocukluğunu travmalara kurban etmiş bir çocuk kadın kimi kimi.. Çelişkilere düşüyor sıklıkla.. Çelişkilere boyun eğmiyor eğmesine ama ne yapacağını da pek bilmiyor. Hepimiz gibi.. Pişman mıydı? Hiç sanmıyorum. Düşledi, yaşadı, öldü!. Üçünün arasını da dolu dolu değerlendirdi.. İz bıraktı.. Kurban falan da değil, “düş”ünün peşinde düşbaz bir hayat cambazı. Ve Tanrı sevgisi dolu, yolunu arayan bir seyyah.

Diğer yapıtlarıyla karşılaştırıldığında bu romanı için bir Coelho kokteyli demek yanlış olmaz. İç yolculuk, “Zahir”dekine benzer, bir gidenin ardından yakılan ağıt, yollara düşme, iz sürme, hayatı keşfetme, aşka rehin taraflar.. Ya “Hac”daki inanca ve azme bağlı o aydınlatan yolculuk düsturu… “Simyacı”yla başlı başına örtüşen o büyülü, o mistik algılama.. Evet, Portobello Cadısı da tam bir Paulo Coelho romanı, biçem o biçem.. Daha yenisi, daha ilerisi üstelik..

Kaderine ne mahkûm ol, ne kaderinden utan, sakın, kork, azmet, sonuna kadar git diyor yalın dille. Ana karakterleri “Işığın Savaşçısının Elkitabı”nda olduğu gibi asi, başına buyruk, kusurlarıyla erdemleri arasındaki dengeyi tutturma yolunda ehlileşmekte..

“Beşinci Dağ”ın insan inadı da var bu yapıtında, kadın çerçevesinde gelişse de bal gibi bir erkek kitabı olan “On Bir Dakika”daki tuhaf sürükleniş, kendi bırakmışlık da.. Ve “Şeytan ve Genç Kadın”daki kurtuluş amacı, umut ile hezeyan gelgitleri.. Düşük dozda da olsa Portobello Cadısı’nda satırlara sarılı.

CADIYA AFOROZ!

Her bir anlatan, her bir karakter Coelho kokteylinin has elementleri. Birkaç örnek verirsek; Heron Ryan, 44 yaşında, gazeteci. Athena ile Transilvanya’da bir otelin lobisinde tanışır.. Athena gerçek annesinin izini bulmaya çalışıyordur.

Yazar “kader” dedirtiyor bu esnada Heron’a, öyle mi sahi yoksa güçlü bir tesadüf mü? Heron hayıflanır, bunu bir süre sonra kendine itiraf edebilse de ilk görüşte âşık olduğu bu kadınla el ele dünyayı keşfedemediğine... Oysa.. ne güzel olabilirdi sevdiğinin eli elinde keşfe çıkmak..

Ve şimdi Athena ona göre ölü ama anısı capcanlı, sıcacık, demirden güçlü... Ki anıları sarılacak tek dalı Heron’un, âşık, mantıklı Heron’un. Athena’nın azmi, inadı, adalet de adaletçiliğinin karşısında, sonu hep hayal kırıklığına varması en olası karakteri… Ona “Portobello Cadısı” dediler, aforoz ettiler.. Ölüm kısırdöngüsünün sonuydu belki de kim bilir? Heron onu hiç unutmadı besbelli, acısını ise mazoşist ama ritüel gibi yaşamaktan da alıkoymadı kendini. Coelho onun çaresizliğine, aşkın ruhta, o eli kolu bağlayan donanımına, sarmalına iyi vurgular yerleştiriyorsa da, bu sancılı aşk sürecinden sıtkın sıyrılması an meselesi. Derken, tam zamanında perde!.

AZİZE-CADI, CADI-AZİZE

Andrea McCain, 32 yaşında, tiyatro oyuncusu. Athena’ya Heronkadar duygusal asla yaklaşmıyor, kendince haklı gerekçeleri de yok değil. Sevdiği adamı elinden alan Athena’yı suçlayan, sanki günahlarının bedelini ödediğine inanan Andreaiçte alabildiğine öfkeli..

Hani karşımızda dursa şöyle konuşurken sesi titreyen, alnındaki damarları belirginleşen biri diyeceğim. Öyle savrulmuş ki aşktan, öyle darbe yemiş ki, Athena’nın o kimseye ait olamama dürtüsünü anlamak istememesi bundan. Aksini sonuna kadar inkâr edecekse de Athena onun rol modeli, kıyasıya eleştirmesi de bundan.

Aşka o kadar teslim ki, ışığın etrafındaki bir ateşböceği olmaktan öte gidemiyor. Eni sonu ve eni konu bu nedenle belli. Aşka yenik, öfkesi yatışmaz, küllenmez, iflah olmaz gibi. Daha çok acı çekecek gibi..

Deidre O’Neill, 37 yaşında, Doktor Edda olarak biliniyor. Ona göre Athena’nın en büyük sorunu, yirmi birinci yüzyılda yaşayan bir yirmi ikinci yüzyıl kadını olması ve bu gerçeği hiç gizlememesiydi. Bu bir bedeldi ve bu bedeli ödedi. O kadar!.. Yoksa kendini inkâr etse, bastırsa daha büyük bedeller ödeyecekti diyor. Azize ile Cadı arasındaki en belirgin ayrışma budur diyor.

Lella Zeyneb, 64 yaşında. Nümerolog, yani karakter çözümlemesi yapmak ya da geleceği önceden bilmek amacıyla sayıları kullanan kişi. Athena’yı çözümlüyor da çözümlüyor ama özetinde yorumu; etrafındaki herkesi mıknatıs gibi kendine çeken bir alev topu olduğu.

HER ŞEYDEN BİRAZ

Athena ne yapmıştı? Tüm bu insanların yaşamında bu kadar farkı nasıl yaratmıştı. Coelho’nun anlatan dilinden verdirdiği yanıtı aktarmalı: “Ne mi yaptı? Her şeyden biraz yaptı, ama onun hayatını özetlemem gerekseydi, şöyle derdim: Doğanın güçlerini anlayan bir rahibeydi. Ya da, kaybedeceği, ya da hayattan beklediği pek az şey olduğu için başkalarından daha büyük riskleri göze alan ve sonunda egemen olduğunu sandığı güçlere dönüştü.”

Samira R. Halil, 57 yaşında, Athena’nın annesi. Ona Athena demeyin diyor, evlatlığının adının Şirin Halil olduğunun üstüne basa basa. Kendine Athena demesinin nedeninin, bir Arap adının ilerde yurt dışına çıkmak

istediğinde başına iş açabileceği tedirginliğinden doğduğunu anlatıyor ardından.

Ebeveyn psikolojisinden haklı bir muzdarip. Evladının savaş kehanetlerinin ardından Lübnan’da patlak veren, hâlâ da süregelen savaşın bilançosunu, tam bir trans halinde ve de zerre yanılmadan “Bu iş çok, ama çok uzun sürecek” sözleriyle yorumlamış olmasından mutsuz, huzursuz bir anne. Ahşap tahtanın, onu hem en iyi tanıyan ve hem hiç tanıyamayan kalabalık hanesinde ilk çentik.

YANIL KİMİ ELEŞTİRMEN, YANIL!

Ortadoğu’da sülfür kokusu var, şeytan halkları birbirine kırdırmakta yine. Athena mı? Tam ortasında tüm olup bitenin.. Mesaj almak isteyene mesaj çoook bu yapıtta. Coelho, kimsenin gözüne parmak sallamıyorsa da Athena’nın her ettiği ve yapıtın her bir anlatanı ibretin sopası gibi..

Unutmadan eklemeli; Coelho’nun dilinde hiç ama hiçbir şey için öyle körlemesine bir kutsama beklemek mümkün değil, zaten bu kitabında da bu klişeye yüz vermiyor yazar. Yanıl kimi eleştirmen, yanıl!

Athena, çocukluğundan beri Tanrı’ya yakın olması gerektiğini hissetmiş ama bu noktada az biraz suç atarak hayatın onu Tanrı’dan hep uzaklaştırdığını söylememiş miydi, oğluyla birlikte gittiği Bedevi Nebil Aleyhi’ye..

Ruhunu ehlileştirme ve özgürleştirme yolunda bir tamam güvendiği; sabır, hat, hat felsefesi ve daha birçok ders aldığı; harf olmayı, mürekkep olmayı, kağıt olmayı, kelime olmayı öğrendiği Bedevi Nebil Aleyhi’ye.. Athena, onu bu dünyanın kitabına yazan eli, Tanrı’yı aradı hep. Ve buldu da, tanıştığı her insanın gözlerinde, sözlerinde.

İLLE Kİ ÖZGÜRLÜK, EY ÖZGÜRLÜK!

Coelho ruhun dehlizlerinde takılı kalmayan bir yazar, boğulmuyor kalemi.. Meczup anlamlar çıkarmıyor, meczup karakterlere vardırmıyor işi.. Kendine acıyanın gözünün yaşına bakmıyor.. Yapıtlarında kimi karakterleri pek muzdarip, sanki kurban gibi olsa da insani duruşa, o omurganın dikliğine önem veriyor, sersefil değil karakterleri bu yüzden.

Anlatımında vardığı düş, o düşün gerçekliği, ruhun verdiği tepkime derken seri aksiyon peşi sıra.. Ve ille ki özgürlük, ey özgürlük, vazgeçilmezi.. Hür irade vazgeçilmezi.. Hayata kafa tutma, vazgeçilmezi.. Gençliğinde hippi olmasının bu özgürlük tutkusunu özellikle ana karakterlerine böylesine biçmesinde epeyce etkisi olduğu kuşkusuz. Artık yaşını başını almış son hippilerden Paulo Coelho’nun cadı kazanı bu kertede de fokur fokur.

Portobello Cadısı / Paulo Coelho / Çeviren: Celâl Üster / Can Yayınları / 268 s.