Suç ihtimaline karşı niyet okuyorlar

CHP Cezaevi Komisyonu Üyeleri, Tuncay Özkan ve Başbuğ’un da aralarında bulunduğu askeri ve sivil tutuklularla görüştü...

11 Aralık 2013 Çarşamba, 22:31
Abone Ol google-news

CHP Cezaevleri İnceleme Komisyonu üyelerinin, CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay’ın tahliyesinden birkaç saat önce görüştüğü gazeteci Tuncay Özkan, “En büyük dileğim Balbay’ın dışarıda olması ve zindanların boşalması. Çünkü Ergenekon hukuksuzluğunu herkesten daha iyi biliyor ve cesaretle üzerine gideceğini biliyorum” derken, Ergenekon’dan hüküm giyen eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ ise yaşanan süreci Steven Spielberg’in ünlü “Azınlık Raporu” filmine benzeterek “Karşımızda hukuku, kaidesi, kuralı olmayan bir güç var” diye isyan etti. Balyoz’dan hüküm giyen emekli Orgeneral Bilgin Balanlı ise Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel’in dava sürecinde kendi öğrencilerini koruyup, “kurtardığını” söyledi.

CHP Cezaevi Komisyonu üyeleri Veli Ağbaba, Özgür Özel ve Nurettin Demir ile eski AİHM yargıcı da olan İzmir Milletvekili Rıza Türmen geçen cuma günü Hasdal ve Hadımköy Askeri ve Silivri cezaevlerindeki Ergenekon davasından hüküm giyen 28 emekli, muvazzaf subay ve sivil tutuklu ve hükümlülerle görüştü. Komisyon üyelerinin yaptığı görüşmelerde, asker ve sivil tutukluların Ergenekon ve Balyoz davaları ile ilgili dile getirdikleri görüşler şöyle:

TUNCAY ÖZKAN:

Gazetecilik yaptı

Mehmet Baransu, MGK kararını ele geçirmiş, yayımlıyor; bu gazeteciliktir. Devletin gizli belgelerini açıklamak Ergenekon/Balyoz’da suç sayılıyor. Ama Yunanistan ile savaş planı iddianamelerin ekinde yayımlanıyor, bu vatan hainliği olmuyor. Ama MGK kararını açıklamak suç. Devletin sırlarını, savcı, polis, yargıç açıklayınca vatan hainliği olmuyor, gazeteci açıklayınca vatan hainliği oluyor.

İLKER BAŞBUĞ:

Suç ihtimaline göre niyet okuyorlar

Karargâhımdaki askerler terör örgütü üyesi ve yöneticisi! Karargâhımdaki 11 üst rütbeli asker hapiste, hepimiz ceza aldık. Bir kısmımız terör örgütü yöneticisi, diğerleri terör örgütü üyesi oldu. Karşımızda hukuku, kaidesi, kuralı olmayan bir güç var! Hükümete karşı suçu nasıl işledik? Olmayan internet sitesinden yayın yaparak! 30.08.2008’de açık olan 42 site var. Ne zamana kadar açık. Şubat 2009. Bu sitelerle ilgili haber çıktığında inceleme başlattık bizim dönemimizde ve 2009’da kapattırdım. Hâkim, “Siteleri kapattınız, çünkü mecbur kaldınız diyor. Kapatmasaydınız suç işleyebilecektiniz” diyor. Aynı “Azınlık Raporu” filmindeki gibi. Suçu işlemeden önce, suçlu olma ihtimaline bakıp niyet okumaya çalışıyor bunlar. “İnternet Andıcı” davasında savcılar suç yok diyor ama bizim davada amacınız başka olabilir diyor. Bizim savcı tıpkı Lombroso! İtalyan ceza hukukunun kurucusu (Cesare) Lombroso, “İnsanlar doğuştan suçludur” diyor. Bizim savcının bakışı bu.

BİLGİN BALANLI:

Özel, öğrencilerini korudu!

Bir komutanın görevi, astlarının haklarını korumaktır, ancak bizim haklarımızı bunlar korumadı. Polis tespit tutanağı iddianame oldu. İddianame savcının esas hakkındaki mütalaasına, mütalaa gerekçeli karara, gerekçeli karar da Yargıtay kararına dönüştü. O davaların hazırlandığı mutfakta muhtemelen askerler de var! Hâkimler, savcılar sadece görüntüde var. Arkada bir mutfak var, her şey o mutfakta hazırlanıyor. O mutfakta siyasetçi, polis vs. var. Muhtemelen asker de var. Orduevlerine girişleri yasaklayacağına davaya gerekli hassasiyeti gösterselerdi! Genelkurmay’ın orduevi yasağı ilkel ve çocukça bir durum. Kendi özel mekânın değil ki kendi görüşüne aykırı insanları almıyor. Keşke aynı hassasiyeti dava sürecine de gösterseydi. Yargıtay’ın kararı çok büyük hayal kırıklığı yarattı: Bunlar hâkim değil, bunlar militan. Rütbelere göre ceza verildi! Genelkurmay Başkanı kendi öğrencilerini korudu, kurtardı! Onların da suçsuz olduğunu biliyoruz ama Genelkurmay Başkanı sadece kendi öğrencilerini kurtardı. Aytaç Yalman büyük bir paranoya içinde. Hakkındaki 2004 tarihli soruşturmadan korkuyor!

CAN ERENOĞLU (Koramiral):

Darbe diyorlar, deniz yok!

Cemaat-hükümet işbirliğiyle bölgeye şekil verilmeye çalışılıyor! Bu olaylar öncesinde Deniz Kuvvetleri çok güçlüydü. Amaç TSK’ye, en çok da Deniz Kuvvetleri’ne zarar vermek, çökertmekti. Ankara’da deniz yok, deniz yolu yok, gemi yok, denizlerdeki silahların Ankara’ya yetişmesi mümkün değil. Bu durumda nasıl darbe yapabiliriz ki. Gölbaşı’nda donanma da yok. Donanmanın hiçbir silahı Ankara’ya ulaşamaz. Hâlâ bildikleri bir şey varsa konuşsalardı. Gri lafları boş verin. Diyor ki “Kasaptaki ete soğan doğramam.” Yalman açık konuşsun. Bir şey biliyorsa konuşsun. “Kitaba yazacağım” diyor. Herhalde kitap satışını artırmak için böyle konuşuyor Aytaç Yalman. Oğlum Deniz binbaşı iken istifa etti, çünkü benim tutuklandığım bir yerde görev yapmak istemedi.

DURSUN ÇİÇEK (Emekli Albay):

Davaları bitirir

Beni suçlamalarındaki asıl amaç Genelkurmay’dı! Sahte dijital veriler ile bizi mahkûm ettiler. Sahte verileri üreten çete mutlaka açığa çıkarılmalı. Beni suçlamalarındaki asıl amaç Genelkurmay’dı. Asıl sorun siyasidir. Suçlamaları Genelkurmay’a yöneltebilmek için beni suçladılar. Yani, İlker Paşa’ya ulaşmak için bana yapılan suçlamalar bir basamaktı. 2004’teki MGK kararları önemli, bu davaları bitirir. “İrtica ile Mücadele Eylem Planı”nın ise sahte olduğu, böyle bir planın olmadığı önünde sonunda ortaya çıkacaktır.

FEYYAZ ÖĞÜTÇÜ (Emekli Koramiral):

Kim yaptı?

1. Ordu’nun Yunanistan ile savaş planının konuşulduğu seminere hapisteki denizcilerden kimse katılmadı. Mahkeme uyarılmış olmasına rağmen bu plan ile ilgili her türlü detay ortaya saçıldı. Asıl bu vatan hainliği! Esas casusluk bu planı ortaya dökmekti. Aynı anda 40 amiral tasfiye edildi! 25 amiral bir celsede cezalandırıldı. 101 deniz subayı, hepsi mastırlı, hepsi gemi komutanı, hepsi amiral adayı. Hepsi tasfiye edildi. Hükümet “Cemaat yaptı” diyor, cemaat “Hükümet yaptı” diyor; mutlaka incelenmeli.

FATİH HİLMİOĞLU:

Taammüden cinayet!

(Karaciğer kanseri başlangıcı olan Hilmioğlu’nun hastanede çekilen yeni MR’sine göre karaciğer kanseri şüphesi çıkmış durumda.) Adli Tıp’ta bu karara imza atanlar taammüden cinayet işlemiştir. Bunların hesabı mutlaka sorulmalıdır. Cerrahpaşa’daki doktorlar korkularından beni hastaneye yatıramıyorlar. Bugüne kadar kanser başlangıcı dedik dedik, şimdi kanser şüphesi tespit edilmiş oldu. Tutuklu kalmaya devam edersem, kanser olacağım. Cerrahpaşa 3 heyet raporu verdi, “Cezaevine girerse ölür” diye. Hâlâ cezaevinde tutuluyorum. Hastane raporları haklı çıkacak. Adli Tıp hükümet güdümünde! Hipokrat yeminine ihanet etmişlerdir!