Suç ve Ceza: Raskolnikov iki kutup arasında gidip geldi

Joseph Frank’ın bin sayfalık Dostoyevski biyografisini çeviren Ülker İnce, Frank’ın Raskolnikov çözümlemesi üzerine cumhuriyet Pazar'a yazdı.

29 Nisan 2021 Perşembe, 16:13
Abone Ol google-news

Fyodor Dostoyevski

Biliyorsunuz bu, Dostoyevski’nin bir romanının başlığıdır. Ben de Joseph Frank’ın bin sayfalık Dostoyevski biyografisini çevirdim. Joseph Frank yalnızca Dostoyevski’nin biyografisini yazmamış, yazarlığıyla hayatı arasındaki iç içeliği sergilemek de istemiş, o bakımdan yapıtlarını da tek tek ele alıp çözümlüyor. O bin sayfada öyle çok şey anlatılıyor ki, hangi biri aklımızda kalsın!

Ama benim aklımda, özellikle Raskolnikov’la ilgili, beni çok etkileyen bir çözümlemesi kaldı. O çözümleme bana çok ilginç ve çok anlamlı geldi. Hele bugünlerde bazen hiç anlayamadığım, vicdana, insanlığa sığdıramadığım insan davranışlarını sanki o çözümlemeden sonra anlar gibi oluyorum.

Raskolnikov’un ne yaptığını biliyoruz. Bir cinayet işledi, tefeci bir kadını öldürdü. İnsanların yoksulluklarını ve parasızlıklarını, çaresizliklerini sömürüp servet kazanıyor diye öldürdü kadını. Güya toplumu bir sömürgenden kurtarmak istedi yani birtakım insani ve iyilikçi amaçlarla yaptı bu işi. Sonrasını bir dedektif romanı okur gibi merakla -bakalım cinayet çözülecek mi, Raskolnikov yakalanacak mı merakıyla okuduğumu hatırlıyorum. Bu arada Raskolnikov’un iç konuşmaları, kendini uzun uzun sorgulama ve savunmaları çok ilginçti, onu da hatırlıyorum. 

Ama Joseph Frank bu yapıtı anlamak için “çeşitli izlek tellerinin düğümünü çözmek” gerektiğini söylüyor, böyle dedektif romanı gibi okumanın yetersiz olduğuna işaret etmiş. Dostoyevski, “romanın merkezine Raskolnikov’un psikolojisini yerleştirmiştir” çünkü Dostoyevski için ideolojiyle psikoloji birbirinden ayrılmaz şeylerdir, diyor; romanda “Hiçbir ayrıntı ve olay ilişkisiz değildir”, “[o]layların gelişimi, Raskolnikov’un işlediği cinayetin anlamını okurun doğru şekilde anlamasına rehberlik edecek şekilde düzenlenmiştir” diye ekliyor. Bazı ayrıntılara ve metin ögelerine dikkat çekerek Raskolnikov’un bu cinayeti işlemesine yol açan gerçek dürtüyü keşfe çıkıyor: Raskolnikov bu cinayeti yüksek bir toplumsal yarar uğruna işlemedi diyor. Yüksek bir toplumsal amaç için işlemediyse niçin işledi?

J. Frank, “Raskolnikov’un bu cinayeti işlemesine yol açan gerçek dürtüyü keşfe çıkıyor” dedim ama bu işi aslında Raskolnikov’un kendisinin yaptığını söylüyor. Diyor ki cinayeti işledikten sonra Raskolnikov bu cinayeti niçin işlediğini bilmediğini fark etti çünkü tefeciyi öldürdükten sonra kadının parasını almakla ilgilenmemişti, almamıştı. Oysa cinayeti bunun için işlediğini sanıyordu. Demek ki asıl neden bu değilmiş diye düşünmeye başladı ve sonunda asıl nedeni buldu.

J. Frank, Raskolnikov’un, kitaptaki bütün öteki kahramanlar gibi iki kutup arasında -başkalarının iyiliğini düşünmek gibi bir iyi yüreklilik ve merhametlilikle o muhteşem bencillik arasında- gidip gelen bir kahraman olduğunu söylüyor. Raskolnikov bu cinayeti işlemiştir çünkü kendi gücünü denemek istemiştir, diyor. Ne gücü bu? Öldürme gücü. “Tanrı’nın elinde olan” ve başka hiç kimseye tanınmamış “insan hayatı üzerinde söz sahibi olma” hakkını kendinde bulma gücüdür. Raskolnikov bu gücü kendinde bulup bulamayacağını merak etmiş ve bunu anlamak için öldürmüştür, diyor. Bunu niçin merak etmiştir? Raskolnikov’a göre Napolyon gibi büyük adamlar böyledir, canları ne isterse onu yapabilecekleri inancıyla hareket etmişlerdir. Böyle bir adam (örneğin, Napolyon) “Kendisine her şeyin izninin verildiği gerçek efendi, Toulon’da fırtına gibi eser, Paris’te katliam yapar, Mısır’da bir orduyu unutur, Moskova seferinde yarım milyon adamını telef eder” der. Raskolnikov da büyük adam olmak istemiş, bu cinayeti işlemiştir ama sonuna kadar gidememiştir çünkü vicdanı işe karışmış, işin içine vicdan girince oyun bozulmuş, büyüklüğe giden yol tıkanmıştır.

Raskolnikov büyüklük sınavını kaybetmiştir çünkü vicdanı bir duvar gibi karşısına dikilmiştir, o duvar karşısına dikilmeseydi o büyük olma isteğinin gerisinde yatan “şeytani gurur” ve “azılı bencillik” belki de kazanacaktı.

Çok ibretlik bir çözümleme, öyle değil mi? Kendilerini “büyük” hissetmek için kendilerine canları ne isterse onu yapmak, bu arada nelerin ya da kimlerin telef olacağını hiç umursamamak, hiçbir şeyden vicdan rahatsızlığı duymamak izni veren insanlar bunu nasıl yapabiliyorlar bilmecesi biraz çözülüyor sanki insanın kafasında.