Tiyatronun ilkleri hep ondan geldi: Muhsin Ertuğrul

Tiyatro kültürümüzü üretmemizi sağlayan Muhsin Ertuğrul’a 29 Nisan ölüm yıldönümünde selam, sevgi, teşekkür ile...

29 Nisan 2021 Perşembe, 02:00
Tiyatronun ilkleri hep ondan geldi: Muhsin Ertuğrul
Abone Ol google-news

Düşünür, entelektüel, oyuncu, yönetmen, eleştirmen, öğretmen, eğitmen, perdeci... Çehov’un “Bir Evlenme Teklifi” piyesinde Çubukof’a sık sık söylettiği gibi “ve daha bir sürü” Muhsin Ertuğrul. Çektiği ilk sesli filmimiz, ilk renkli film, ilk ortak yapım film, kurdurduğu ilk film yapım şirketi ile sinemamızın ilk yıllarına büyük emek verenimiz olan Muhsin Ertuğrul, yurtdışında ilk film çekenimizdir de. Yine de bu kültür insanımızın varlık nedeninin “tiyatro” olduğu yaşamöyküsüne atılacak kısa bakışla bile anlaşılabilir. Hem köklerine sımsıkı bağlı hem evrensel, işine tutkun bir hizmet insanıdır gördüğümüz. 

İYİYİ, GÜZELİ VE DOĞRUYU GÖZETEN ADANMIŞLIK

Etik-estetik-adalet üçlüsünün en ete cana büründüğü yaşamöykülerinden biri de onunki desek, hiç de abartmış ol(a)mayız aslında. Tiyatronun meslek alanı olarak görülmediği, tiyatroya emek verenlerin toplumda saygı görmediği bir çağda, “ya ailen ya tiyatro” baskısına, tiyatro diyerek yanıt veren, elinde tek bir bavul, cebinde bir tiyatro bileti parası (Bunu, o parayı gıda ya da barınak için değil de oyun seyretmek için harcadığını anlatan belgeselden biliyoruz) bir daha dönmemek üzere ayrılan genç Ertuğrul’dan, kılı kırk yararak yetiştirdiği (Ayla Algan gibi) neslin son temsilcileriyle hâlâ tiyatromuza ışığını tutan Muhsin Ertuğrul’a... Yaratıcı, bilimsel, üretken, iyiyi, güzeli ve doğruyu gözeterek yaşanmış, sahneye adanmış bir ömür. 

Öyküsünün Atatürk’le -bize aktarılan iki kez- kesişmiş noktaları da çok kıymetli. Atatürk’ün yönergesiyle Müslüman Türk kadını ilk kez sahneye Ertuğrul döneminde çıkar, (Afife Jale’den sonra devlet kararıyla) Bedia Muvahhit. Bunun öncesinde ise Ertuğrul, Türk kadınının neden sahneye çıkması gerektiğini, tiyatronun gerekleri açısından konuşma sanatına da bilimsel yaklaşımla sürekli dile getiren yazılar yazmıştır. Diğer anı ise Atatürk’ün haberli geldiği oyuna geç kalması, Ertuğrul’un da oyunu bekletmeyip tam zamanında başlatması. 

TÜRK TİYATRO KÜLTÜRÜNÜ GELİŞTİRMEK 

Çağdaş Türk tiyatrosunun kurucusu Muhsin Ertuğrul, tiyatroyu yaşam sanatını oluşturacak bir meslek olarak benimsetmenin yanında Türk tiyatro kültürünü geliştirmeyi hedeflemiştir.

Öncelikle bölge konservatuvarları kurarak tiyatro kültürünü yerelden genele yaymayı, yerel yaşamdan piyesler yazılmasını, yerel değerlerden beslenen bir tiyatromuz olmasını istemiştir. Tiyatrolarda o bölgelerde doğup büyümüş insanların çalışmasını önermiştir ki yerel öğeler sahiplerince araştırılarak yorumlanıp tiyatroya, ulusal kültürümüze katılabilsin. Geleneksel tiyatromuzu yok saymamış, tam tersine ortaoyununun özelliklerini çağdaş tiyatroda kullanmayı amaçlamıştır. (Peter Brook’un “boş alan” ilkesi bizde zaten vardı.) Okulların gidemediği yere tiyatro gitsin, kahvehanelerde bile tiyatro yapılsın istemiştir. Eğer bu hedefler gerçekleşseydi salgın döneminde sıkıntı çeken tiyatro insanlarının özlük hakları çoktan belirlenmiş, hatta diğer sanat mesleklerinin özlük hakları da alınmış olurdu. Şu anki günlük yaşantımız bile farklı olabilirdi. 

Tiyatroyu tüm öğeleriyle bütün görmüş, eleştiri, tasarım, piyes yazımı vb. her öğeyi özenle ele almıştır. Nâzım Hikmet’i, “Şairler çok iyi oyun yazarlar, sana yüzlercesinin adını verebilirim. Bir kere dene, sonra bırakamazsın sahne eserini” diyerek piyes yazmaya yüreklendirendir de.

Shakespeare’in Hamlet’e söylettiği “Doğduğu gün de bugün de tiyatronun asıl amacı nedir? Dünyaya bir ayna tutmak, iyilerin iyiliklerini, kötülerin kötülüklerini göstermek, çağımızın ne olup ne olmadığını ortaya koymak” sözünün hayat bulmuş halidir Muhsin Ertuğrul.

Saygıyla... Sanata evet.