Trafik polisi mi, büyücü mü?

Son yıllarda ünlü şef Cladio Abbado’nun asistanlığını üstlenen ve Berlin Filarmoni gibi orkestralarla da çalışan Alpaslan Ertüngealp, “Orkestra şefliğini trafik polisliği olarak da tanımlayabilirsin, büyücülük olarak da” diyor.

18 Haziran 2013 Salı, 13:48
Abone Ol google-news

Bu akşam, İstanbul Müzik Festivali kapsamında Deutsche Kammerphilharmonie Orkestrası’nı yönetecek Alpaslan Ertüngealp ile İstanbul’a gelir gelmez bir söyleşi gerçekleştirdik. Onun yönetiminde, İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası’nda (İDSO) defalarca çalmış bir müzisyen olarak hem bu konseri hem de son yıllarda yardımcılığını üstlendiği Claudio Abbado ile olan çalışması hakkında konuştuk.

Aslında Alpaslan Ertüngealp Macaristan’da Franz Liszt Müzik Akademisi’ndeki eğitimi sırasında ve ardından 2002’de Atina’daki ünlü Dimitri Mitropoulos Yarışması’nda kazandığı birincilik ödülüyle adını müzik dünyasında duyurmayı başarmış bir sanatçı.
İDSO ile yaptığımız konserlerde onun şeflik becerisinin ne denli hızla mükemmelleştiğinin en yakın tanıklarından biri olduğum için
“Abbado’nun asistanı” olarak anılmanın artılarını ve eksilerini sorarak konuşmaya başladık. Böylesine ünlü bir ismin yanında çalışmanın kazandıracağı artılar kadar acaba insanın kendi kanatlarıyla uçmasını engelleyebilecek bir durum da söz konusu olabilir miydi? Bu asistanlığın tam olarak neleri kapsadığını anlatmasını istedim.

Şeflik başka bir boyutta

“Büyük şeflerin hemen hepsinin asistanı vardır ve onlardan beklenen, provalar sırasında, dışardan bir gözlemci olarak sahnede olanların salondan nasıl duyulduğunu denetlemektir. Benim görevim bunu da kapsıyor ancak Abbado’nun yardımcısı olmanın asıl önemli yanı başka.
Abbado son yıllarda, konserlerinde yönettiği tüm yapıtların orkestrasyonunda bazı değişiklikler yapıyor. Bunlar çoğunlukla dinleyiciler, hatta kimi zaman müzisyenler tarafından bile fark edilemeyecek ufak detaylar. Ama bu detaylardaki değişiklikler ortaya çıkan sonuca pozitif anlamda çok büyük etki yapabiliyor. Abbado bu değişiklikleri 60 yıldır süren sahne deneyimine dayanarak gerçekleştiriyor.
Bu ay içinde 80 yaşını tamamlayacak ama hâlâ günde en az 8 saat partisyon üzerinde çalışıyor. Üstelik çalıştığı partisyonların büyük çoğunluğu yıllardır yönettiği, hemen her şefin ezbere bildiğini kabul ettiğimiz repertuvara ait.
Bir konser öncesinde birlikte oturup eski kayıtlarını dinliyoruz. Kendi yaptıklarını acımasızca eleştirebiliyor. Tüm konserleri ezbere yönettiği için eski konserlerine ait tüm detaylar aklında. Partisyon üzerinde yaptığı ufak değişikliklerin, bunlar genellikle bazı çalgıların daha iyi duyulmasını sağlamak için o anda çalmayan diğer gruplarla desteklenmek şeklinde oluyor, doğru şekilde partilere aktarılması da benim sorumluluğumda.”

Doğal olarak Abbado ile bu denli yakın bir çalışmaya girmek, onun konserleri öncesinde dünyanın en önemli orkestralarını yönetmek anlamına da geliyor. Ertüngealp, Abbado’nun geçen ay Berlin Filarmoni Orkestrası ile gerçekleştirdiği konser öncesinde bu efsanevi toplulukla Berlioz’un “Fantastik Senfoni”sinin provalarına katılmış.

Onlar bambaşka bir dünyadan gelmiş” diye tanımlıyor. “Berlin Filarmoni gibi orkestralarla çalışarak, şefliğin başka bir boyuta geçtiğini öğreniyorum. O düzeyde orkestraları yönetince müziği yaşamaya, adeta esleri bile bambaşka değerlendirmeye başlıyorsun.”

Salonun koşullarına göre

Abbado ve Berlin’i konuşmak benim için de çok ilginç ama biraz da İstanbul Festivali kapsamındaki konsere dönüyoruz. Programda Prokofiev’in “Klasik” adıyla da bilinen I. Senfonisi’nin yanında, Beethoven’ın IV. Senfonisi ve II. Piyano Konçertosu yer alıyor. Konserin solisti dünyaca ünlü piyanist Maria João Pires. Ertüngealp, Pires ile Abbado’nun kayıtları sırasında tanışma şansı bulmuş. Hatta Abbado’nun ünlü piyanistten yapmasını istediği bazı küçük süslemelerin neler olabileceği konusunda ona yardım etmiş. Ertüngealp’in aynı zamanda iyi bir piyanist olması işleri kolaylaştırmış ve sonunda herkesin memnun kaldığı bir kayıt gerçekleştirmişler.

Ertüngealp, festival konseri için Deutsche Kammerphilharmonie ile çok verimli bir çalışma süreci geçirdiklerini söylüyor. Ama yine de Aya İrini’nin akustiğine göre buradaki provalarda yapmaları gereken çok şey olduğunu ekliyor:

“Mahler’in bir sözü vardır ve ben bunu çok doğru buluyorum. ‘Çalıştırdığım her eseri, yöneteceğim salona göre yeniden bestelerim’ diyor Mahler. Üstelik burada söz konusu ettiği eserler kendine ait olanlar değil. Bir orkestra şefinin, yönettiği her eseri, salon koşullarına göre adeta yeniden bestelemesi gerektiğine vurgu yapıyor.”

Pozitif enerji

Son olarak bir orkestra şefini tanımlamasını istiyorum Ertüngealp’ten:
“Orkestra müzisyenlerden oluşuyor. Hepsi birer sanatçı ve birey. Farklıyız, çeşitli dertlerimiz var. Her gün farklı ruh halinde insanlarla karşı karşıyayım. Benim için önemli olan bu insanlardaki pozitif enerjiyi ve müzik yapma arzusu ve sevgisini birleştirip, yoğunlaştırıp, onlara yansıtmak. Orkestra ile biz, yani şefler aslında partneriz. Tek nefes olabilmek için bu topluluğun bir dayanak noktasına ihtiyaç var. Bunu trafik polisliği olarak da algılayabilirsin, büyücülük olarak da... Aslında bunların her ikisi de şefliğin içinde var.”