Türkiye Komünist Partisi, İstanbul Sözleşmesi için seslendi: Birlikte kazanalım!

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla, Türkiye'nin İstanbul Sözleşmesi'nden ayrılmasına tepkiler sürüyor. Türkiye Komünist Partisi, konuyla ilgili olarak kadınlara çağrıda bulundu.

25 Mart 2021 Perşembe, 09:57
Türkiye Komünist Partisi, İstanbul Sözleşmesi için seslendi: Birlikte kazanalım!
Abone Ol google-news

İstanbul Sözleşmesi'nin bir gecede AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kararıyla feshine yönelik tepki ve yeniden yürürlüğe alınmasını sağlamak adına mücadele çağrıları güçleniyor.

Türkiye Komünist Partisi adına yapılan açıklamada, "Cumhuriyetin kazanımlarına sahip çıkan bu ülkenin kadınları geleceğini ne emperyalizmin çözüm önerilerine ne de yozlaşmış siyaset alanına bırakacaktır. Bu ülkenin kadınları kendi geleceklerini kendileri belirleyecek, bunun için mücadeleden vazgeçmeyecektir. Üstelik yalnızca şiddet ile değil, topyekün gericilikle, emeklerini çalanlarla, eğitim hakkını gasbedenlerle, eşitsizlikten nemalananlarla mücadele edecek, mutlaka kazanacaktır. İstanbul Sözleşmesi’nden korkanların karşısına, nasıl bir ülke kuracağımızı gösteren kararlarımızla çıkmanın zamanıdır" ifadeleri kullandı. 

Türkiye Türkiye Komünist Partisi, yayımladığı çağrı mesajında şu ifadelere yer verdi:

Kadın Dayanışma Komiteleri düzenin kadınlara yönelik durmak bilmeyen saldırısına karşı mücadelesini yükseltiyor. 

Kadına yönelik şiddetin ve sömürünün kökünü kazmak için, bu eşitsiz ve adaletsiz düzeni değiştirmek için kadınları kendi kararlarını vermeye çağırıyor!

Çağrımız, kalbi eşit ve özgür bir ülkede yaşamak için atan tüm kadınlaradır!

GERİCİLİĞE KARŞI MÜCADELEYE! 

Türkiye toplumu uzun yıllardır dinsel referanslarla yönetiliyor. Dinin toplumsal ve kamusal hayatta belirleyici olması patronların ve onların temsilcisi siyasi iktidarların işine geliyor. Böylece kararları daha az sorgulanıyor, adalet arayışı "öbür dünya"ya erteleniyor. 

AKP iktidara geldiği ilk günden beri sayısız gerici uygulamaya imza attı. İmam hatipler yaygınlaştırıldı, ilkokullara zorunlu din dersleri kondu, müftülere nikah kıyma yetkisi verildi. Muhalefetin alternatifi ise giderek AKP’ye benzemekti. Bilim düşmanı, kadın düşmanı, sanat düşmanı politikalara sessiz kalınarak bu suçlara ortak olundu.

Geçim sıkıntısı içindeki emekçilerin çocukları cemaat ve tarikatlara mahkum edildi. Gericiliğin önü açıldı, gericilik güçlendikçe kadınların hayatındaki baskı, zorbalık ve şiddet arttı. Kadının bedeni nesneleştirildi, aklı aşağılandı. Kadın toplumsal yaşamdaki yeri ile değil, anneliği ile yüceltildi. 

Ama AKP cumhuriyetin aydınlanmacı karakteri ile ne kadar kavgalı ise, kadınlar da ellerinden alınmak istenenden çok daha fazlasını kazanmaya o kadar kararlı! 

Bu nedenle gericiliğe karşı mücadelemizde olmazsa olmazlarımız şunlardır:

Toplumsal yaşamın dinsel kurallar üzerinden tanımlanması ve sorgulanmasına son verilmelidir. 

Tarikat ve cemaatlerin örgütlenmeleri yasaklanmalıdır. 

Eğitimdeki mevcut gerici müfredat uygulamasına son verilerek bilimsel temellerle hazırlanmış yeni müfredatın uygulanmasına en kısa sürede başlanmalıdır.

Zorunlu din dersleri kaldırılmalı, tüm okullarda karma eğitim verilmelidir. 

İmam hatipler kapatılmalıdır.

Kadınların dinsel kurallar gerekçe gösterilerek aileleri, sosyal çevreleri veya işyerleri tarafından örtünmek zorunda bırakılmaları suç sayılmalıdır. 

Müftülerin nikah kıyma yetkisi sonlandırılmalıdır.

Sağlık hizmeti sunumunda cinsiyet ayrımcılığı barındıran her türlü uygulama yasaklanmalıdır.

KADINA YÖNELİK ŞİDDETE HAYIR!

Türkiye’de ve tüm dünyada artan kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin kökeninde sömürü düzeni vardır. Aile içi şiddet ve istismar sürerken ailenin kutsallığını dilinden düşürmeyen siyasetçiler vardır. Adalet sağlayamayan hukuk sistemi vardır. Çalışma rejiminin patronların çıkarları için kuralsızlaştırılması vardır. 

Kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesini engellemek için siyasi iktidarın sığındığı aile kurumunun güçlendirilmesi politikaları iki yüzlüdür. Kadın cinayetlerinin önemli bir bölümü örf ve adetler gerekçe gösterilerek işlenmektedir.

Kadınlar şiddetin ve sömürünün kökünü kazımak için mücadelede kararlı! Bu nedenle;

Şiddet gören kadınlar için dayanışma evleri açılmalıdır. Bu dayanışma evleri kadınların saklandığı değil, hayatlarının yeniden kurulmasında tüm toplumun desteğinin sunulduğu yerler olmalıdır. 

Tecrit edilecek olanlar şiddet görenler değil, şiddet uygulayanlar olmalıdır. 

Şiddet uygulama eğiliminde olduğu saptanan kişiler bilimsel değerlendirmeler eşliğinde şiddet önleyici bir programa alınmalıdır.

Hukukta erkeklere yönelik ayrımcılık ve iyi niyet okumaları suç kapsamına alınmalıdır.  

Kadınların özgürlüklerini ve sosyal hayatlarını dini ve geleneksel dayatmalarla kısıtlayan her türlü eleştiri ve müdahale suç sayılmalıdır. 

Bireysel silahlanma yasaklanmalıdır.

ÇALIŞMA YAŞAMINDA EŞİTLİK İÇİN MÜCADELEYE!

Kadınlar eğitim düzeylerindeki yükselmeye rağmen erkeklerden belirgin olarak daha az istihdam ediliyor. Eşitsizlikler daha iş görüşmelerinde başlıyor, kadınların medeni halleri, çocuk sahibi olma durumları işe alınıp alınmayacaklarında belirleyici oluyor. Gebelik ve süt izinleri bahanesiyle kadınların mesleklerinde ilerlemeleri engelleniyor. Aynı eğitim ve niteliklere sahip oldukları halde aynı işi yapan kadınlara erkeklerden daha az ücret veriliyor. Ekonomik krizlerde önce kadınlar işten çıkarılıyor. 

Kadınlar düşük ücretleri ve işsizlikle tehdit edilmeyi kabul etmiyor ve haykırıyor: 

Tüm kadınların çalışma hakkı vardır. Devlet tüm vatandaşların çalışma hakkını güvence altına almakla yükümlüdür.

Aynı işi yapan emekçiler cinsiyet, etnik köken, din ve mezhep farketmeksizin aynı ücreti almalıdır.

 İşyerlerinde kadın işçi sayısına göre değil, emekçilerin talepleri doğrultusunda kreş ve emzirme odası açılmalıdır. Bu görevini yerine getirmeyen işyerleri cezalandırılmalıdır.

Emziren annelerin süt izinlerini kullanmalarını engellemek suçtur. 

EBEVEYNLİKTE ADALETSİZLİĞE HAYIR!

Yüzyıllardır çocukların beslenmesi, bakımı, sağlığı annenin görevi olarak kabul ediliyor. Kadınların çocuk bakımı için işten ayrılması ya da yarı zamanlı veya evden sürdürülen işlerde çalışması bir gereklilik gibi kavranıyor. Gelirleri kreş ücretini karşılamayan ailelerde kadınlar eve mahkum ediliyor. Çalışma hukukunda patronun işyerinde sadece belli sayıda çocuklu kadın çalışan için kreş hizmeti verme yükümlülüğü tarifleniyor, çocuklu erkek çalışanları hukuk hesaba katmıyor. 

Oysa çocuklar bir toplumun geleceğidir, sağlıklı büyümeleri, iyi bir eğitim almaları, mutlu olmaları ve geleceklerinin güvence altında olması sadece ebeveynlerin değil, tüm toplumun sorumluluğundadır. 

Kadınlar çocuklarıyla geçirdikleri zamanın yorgunluklarını arttıran bir yük olmasını istemiyor. Çocuklarıyla geçirdikleri saatlerin keyfine varmak, onlarla eğlenceli anılar biriktirmek istiyor. İşte bu nedenle;

En kısa sürede bir planlama eşliğinde her işyeri ve mahalleye ücretsiz kreş ve gündüz bakım evleri açılması zorunludur.

Çocuk doğduğunda çocuk bakımı için ücretli izin hakkı sadece anne için değil baba için de geçerli olmalıdır.

Ücretli ebeveyn izni sonrası anne ya da babanın işe dönüşü hukuki güvence altına alınmalıdır.

Doğum kontrol ve kürtaj hizmeti ücretsiz sağlık hizmeti kapsamına alınmalıdır. 

TOPLUMSAL YAŞAMIN KADINLARIN LEHİNE DÜZENLENMESİ İÇİN MÜCADELEYE!

Çocukların bakımının yanı sıra hasta ve yaşlıların bakımı ve ev işleri de kadına yüklenmiştir. “Kadın işi” olarak görülen her türlü ev işi yüzyıllardır kadının emeğinin yoğun sömürüsüyle devam etmektedir. Kadınlar bu tüketici iş yükü altında toplumsal yaşamdan koparılmaktadır. 

Oysa kadınların doğuştan gelen hiçbir özelliği onları ev işlerine yatkın yapmaz. Teknolojinin böylesine geliştiği, işsizliğin bu kadar büyük bir problem olduğu günümüzde kadınlar artık bu aptallaştırıcı işleri yapmayı reddediyor. Bundan böyle hızla; 

Hasta bakım evleri sayısı yeterli seviyeye çıkarılmalıdır.

Yaşlılar için toplumsal hayattan kopmadan yaratıcı faaliyetlerini sürdürebilecekleri sosyal tesisler faaliyete geçirilmelidir.

Ev işleri, kadın erkek eşitsizliğinin yeniden üretildiği bir alan olmaktan çıkarılmalıdır. Her mahallede çamaşırhaneler, ütü evleri, yemekhaneler vb. kurularak ev işleri toplumsallaştırılmalıdır. 

Angarya işlerin yokluğunda artakalan zamanın yaratıcı, kültürel ve sportif faaliyetlerle geçirilmesi için her mahallede uygun mekanlar yaratılmalıdır.

KADINLARIN EĞİTİM HAKKI İÇİN MÜCADELEYE! 

Bugün pek çok yoksul ailenin çocuğu nitelikli eğitim alamıyor. Ebeveynler çocuklarını bir gelecekleri olması umuduyla cemaatlere teslim ediyor. Eğitim kamusal bir hizmet olmaktan çıkarılarak bireysel bir anlayışla yeniden inşa ediliyor. Bu süreçte kız çocukları eğitimde giderek derinleşen eşitsizliklerden daha çok etkileniyor. Çocuk yaşta ev işlerinde, çocuk bakımında geleneksel kadın rollerini üstlenmek zorunda bırakılıyor. Çocuk yaşta evlendirilmeye, hatta anne olmaya mecbur ediliyor. 

Kadınlar cumhuriyetin en önemli kazanımlarından biri olan eğitim alma ve meslek edinme hakkından vazgeçmiyor! Eğitim haklarından artık feragat etmeyeceklerini bildiriyor. 

18 yaşına kadar kadın-erkek tüm bireylerin eğitimi zorunludur. 

Kız çocuklarını okula göndermeyen aileler, psikologlar ve pedagoglar eşliğinde ziyaret edilerek kızlarını okula göndermek üzere ikna edilmelidir. İkna edilemeyen ailelerin kız çocuklarının eğitimi devlet güvencesinde olmalıdır.

15-18 yaş arası evlilikler ebeveyn izni olsa bile yasaklanmalıdır.

NEFRET SUÇLARIYLA MÜCADELEYE!

Kadına dönük aşağılayıcı ifadeler bugün medyadan siyaset alanına, kültür sanattan çalışma yaşamına kadar her alana yayılmıştır. Kadını değersizleştirici tüm bu söylem ve davranışlar kadınların hayatını etkilemektedir. Kadınlar mesleklerini seçerken, kararlarını alırken, hatta sokağa çıkarken bile ayrımcı dilin etkisinde kalıyor. Ancak insanı değersizleştiren ve ayrımcılıkla aşağılayan her türlü tutum nefret suçudur.

Kadınlar artık nefret suçlarının hayatlarını etkilemesi istemiyor. Bu nedenle;

Kadını aşağılayan, nesneleştiren her türlü aşağılayıcı ifade için kamu davası açılmalıdır.

Erken çocukluk çağından yüksek eğitime dek tüm düzeylerde eşitlikçi ve özgürlükçü bir eğitim verilmesi zorunludur. 

Kültür sanattan medyaya, akademiden siyasete, mahallelerden işyerlerine toplumsal yaşamın her alanı ayrımcı, aşağılayıcı her türlü içerikten arındırılmalı, eşitlikçi bir biçimde yeniden inşa edilmelidir.

Cumhuriyetin kazanımlarına sahip çıkan bu ülkenin kadınları geleceğini ne emperyalizmin çözüm önerilerine ne de yozlaşmış siyaset alanına bırakacaktır. Bu ülkenin kadınları kendi geleceklerini kendileri belirleyecek, bunun için mücadeleden vazgeçmeyecektir. Üstelik yalnızca şiddet ile değil, topyekün gericilikle, emeklerini çalanlarla, eğitim hakkını gasbedenlerle, eşitsizlikten nemalananlarla mücadele edecek, mutlaka kazanacaktır. İstanbul Sözleşmesi’nden korkanların karşısına, nasıl bir ülke kuracağımızı gösteren kararlarımızla çıkmanın zamanıdır.

Eşit ve özgür yarınların kurulması için omuz ver, birlikte kazanalım!