Türkiye’nin öncüleri

84 yıl önce, 8 Şubat 1935’te tam 18 kadın milletvekili, ilk defa Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde temsil hakkı kazandı. O güne kadar pek çok Batılı ülkede bile bulunmayan bu durum, 5 Aralık 1934’te kadınlara seçme seçilme hakkı tanıyan kanunla gerçekleşmişti. 399 vekilin seçildiği genel seçimlerde ilgi çekici bir başka durum ise oy veren seçmenlerin yarıya yakınının kadın olmasıydı.

09 Şubat 2019 Cumartesi, 22:46
Abone Ol google-news

“Bu son senelerin inkılap hayatında hummalı fedakârlıklarla yapılmış mücadele hayatında, milleti ölümden kurtararak kurtuluşa ve istiklâle götüren azm-ü faaliyet hayatında her ferdi milletin mesaisi, gayreti, çabası fedakârlığı geçmiştir. Bu arada en yüce övgü ve daima şükran ile tekrar edilmek lazım gelen bir çaba vardır ki, o da Anadolu kadınının ibraz etmiş olduğu çok ulvî, çok yüksek, çok kıymetli fedakârlıktır. Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir milletinde, Anadolu köylü kadınının üstünde kadın çalışması zikretmeye imkân yoktur ve dünyada hiçbir milletin kadını ‘ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar çaba gösterdim’ diyemez..”

Cumhuriyet’in kurulmasına az süre kalmışken, Mustafa Kemal Atatürk, Konya’da kadınlara bu konuşma ile seslenmişti. Türk devriminde mihenk taşı olan kadınların sosyal yaşamdaki varlığı, Cumhuriyetten önce de bu coğrafyanın gündemindeydi, Cumhuriyetin bugünlerine gelirken de tartışmaların odağında olacaktı. Ancak istiklal mücadelesinin ardından kurulan Türkiye Cumhuriyeti savaşın yokluğu, bağımsızlık çırpınışı ve fedakârlığı içinde kadının erkekle birlikte kamusal ve sosyal anlamda sorumluluk ve yetki aldığı bir mücadelenin üzerine kurulmuştu. Ve bu sorumluluklar, yetkiler kimse tarafından bahşedilmiş değildi. Kadınlar, kimi zaman savaşın yaralarını saran hemşireydiler, kimi zaman cephane taşıyan, kimi zaman da cephedeki askeri doyuran ikmal taburuydular, cepheye gidecek tren yolunu yapan işçiydiler. Tarihin başından beri erklikle en çok özdeşleşen kavram olan savaşta böylesi bir fedakarlık elbette Anadolu kadınını güçlendirecekti. Güçlenen kadın sözünü söyleme hakkına sahip olacaktı.

Tanzimat’la başlayan bir süreç, kadının hakkı üzerine tartışmalar, yasalar... Bu dönemde Osmanlı’da kadının eğitim hakkına yönelik çalışmalar yapılmıştı. Ardından sosyal faaliyetler gelecekti.

Cepheden temsiliyete
Elbette bu faaliyetler İstanbul başta olmak üzere Osmanlı’nın ticaret yolları üzerinde yer alan kentlerde yaygınlaşacak, Anadolu’da yaygınlaşması pek mümkün olmayacaktı. Yine de büyük kentler özellikle kozmopolit şehirlerde ülkeye gelen elçi veya ticaret erbabı eşlerini gören kadınlar Batı’da farklı bir hayat tarzının varlığını fark ediyordu. Ancak Osmanlı’ya 2. Meşrutiyet ile gelen toplumsal anlamdaki değişim çalışmaları kısa süre sonra yerini, cepheden gelecek haberlerle ilgili endişeli bekleyişe bırakacaktı. Bundan, henüz filizlenme çabasında olan kadın hareketleri de fazlasıyla etkilenecekti.

Önce Balkan Savaşı, ardından Cihan Harbi; her iki savaş da on binlerce kaybı Anadolu topraklarına bırakırken, o güne kadar tarlada saban sürmenin ve çocuk büyütmenin ötesine geçememiş olan kadın köyünde, tarlasında yetki sahibi oluyordu. İstiklal Savaşı sonrasında yapılan tartışmalarda, kadının sosyal alandaki haklarına karşı konuşan milletvekillerine verilen cevaplar da bu fiili duruma dayanıyordu. Çünkü artık kadın zaten köyünde muhtar, tarlasında üretici, demiryolunda işçi, cephede askerdi. Dolayısıyla tartışma da anlamsızdı.

Bundan 84 yıl önce, 8 Şubat 1935’te tam 18 kadın milletvekili, ilk defa Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde temsil hakkı kazandı. O güne kadar pek çok Batılı ülkede bile bulunmayan bu durum, 5 Aralık 1934’te kadınlara seçme seçilme hakkı tanıyan kanunla gerçekleşmişti. 399 vekilin seçildiği genel seçimlerde ilgi çekici bir başka durum ise büyük şehirlerde oy veren seçmenlerin yarıya yakınının kadın olmasıydı. Meclis’e giren 18 kadın milletvekili ise şu isimlerden oluşuyordu; Mebrure Gönenç, Hatı Çırpan, Türkan Örs Baştuğ, Sabiha Gökçül Erbay, Şekibe İnsel, Hatice Özgener, Huriye Öniz, Fatma Memik, Nakiye Elgün, Fakihe Öymen, Ferruh Güpgüp, Bahire Bediş Morova Aydilek, Mihri Pektaş, Meliha Ulaş, Esma Nayman, Sabiha Görkey, Seniha Hızal ve Benal Nevzad İştar.

Kadın ve vatan
Elbette bu bir dönüm noktasıydı. Bu sürece ise kolay gelinmemişti. Henüz Cumhuriyetin yeni ilan edildiği günlerde faaliyete geçen Kadınlar Halk Fırkası isimli kadın hareketi, Meclis’te yeni milletvekilliği kanunu görüşülürken kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesini gündeme getirmişti. Ancak teklif ciddi tartışmalara yol açarak kabul görmemişti. 1926’da bu kez Türk Kadınlar Birliği ismiyle seçimlere katılma hedefiyle faaliyette bulunan kadınların başvurusu bir kez daha Meclis’te kabul görmez. Kadınlar pek çok defa seçme ve seçilme hakları için hem kamuoyu hem basın hem de siyasetçiler üzerinde etki kurmak için çalışmalarda bulunacak, ama haklarını almaları için 9 yıl sonrasını beklemeleri gerekecekti. İşte Türk kadınının siyasi mücadelesi böyle zorlu bir yoldan meşru haklarını kazanmıştı.