Yayın Yasağı Kararları...

18 Haziran 2009 Perşembe, 05:50
Abone Ol google-news

Son dönemlerde mahkemelerin sıkça başvurmaya başladığı “yayın yasağı kararları”nın yasal bir temeli bulunmadığını söylemek isteriz. Peki, bu yayın yasağı kararlarına uymazsanız ne olur? İşte, asıl vahamet buradadır.

Türk hukuk uygulamasının pozitif hukukta (yürürlükteki yasalarda) olmamasına karşın, kendisinin icat ettiği bir uygulama var: Yayın Yasağı Kararı.”

Bilinen bir evrensel ilke vardır. Özgürlükler esastır, hangi durum ve koşullarda bu özgürlüklerin kısıtlanabileceği anayasada ve yasalarda belirtilir. Basın özgürlüğü de, gerek uluslararası insan hakları belgelerinde, gerek anayasada, gerek yasalarda açıkça tanımlanmış, güvenceye alınmıştır. Her özgürlük gibi, basın özgürlüğü de belli nedenlerle ve belirli koşulların varlığı halinde kısıtlanabilir. Üstelik basın özgürlüğü, toplumlar için o denli önemli bir özgürlüktür ki, anayasada ve yasalarda ne yazarsa yazsın, aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) güvencesi altında olduğu için, bu sözleşmede belirtilen usuller ve esaslar dışında bir uygulama yapılamaz.

AİHSnin 10. maddesi, anayasanın 26. ve 28. maddesi ve Basın Yasasının 3. maddesi basın özgürlüğünü güvence altına alan somut hukuksal düzenlemelerdir. Bu özgürlük, değinildiği gibi belli nedenlerle ve belli koşullar altında kısıtlanabilecektir. İşte, bu kısıtlamalardan birisi de Türk Ceza Yasasının 285. maddesinde suç olarak öngörülen soruşturmanın gizliliğini ihlalniteliğindeki yayınlardır. Ceza hukukunda soruşturmanın gizliliğinin ihlali ile korunan değer, sanığın (masumiyet karinesi gereğince) lekelenmeme hakkıdır.

TCKnin 285. maddesi şöyle der: Soruşturmanın gizliliğini alenen ihlal eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.Aynı maddenin 3. fıkrasında, bu suçun basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde cezanın yarı oranında arttırılacağı yazılıdır. Benzer bir düzenleme de Basın Yasasının 19. maddesinde yer alır:

Hazırlık soruşturmasının başlamasından takipsizlik kararı verilmesine veya kamu davasının açılmasına kadar geçen süre içerisinde, Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme işlemlerinin ve soruşturma ile ilgili diğer belgelerin içeriğini yayımlayan kimse, iki milyar liradan elli milyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır.

Açıklık yok

Bu iki somut düzenlemede de mahkemelerin yayın yasağı kararıadı altında bir karar verebileceklerine dair herhangi bir açıklık yok. Çünkü, her iki yasa kuralında da bir suç olgusundan söz edilip ihlal edenlerin ne şekilde cezalandırılması gerektiği yazılıyor. Dolayısıyla, ihlal edilmesi halinde yaptırım uygulanacağı belirtilen bir hükümden yola çıkılarak mahkemelerce, Madem ki ihlali suç sayılıyor, öyleyse bu suçun önlenmesi hususunda tedbir niteliğinde karar da verebilirizşeklinde bir yorum yapılıyor. Oysa, bu türden bir yorum mantığı ile bütün özgürlüklerin kullanılmasını, kötüye kullanılabilir, onun için kullanılmasını tedbiryoluyla önleyelimdiyerek durdurabilirsiniz. Böylece, ortada özgürlük filan da kalmaz. Üstelik, mahkemelerin meşruiyet ve varlık nedeni, esas olarak özgürlüklerin kısıtlanması değil, kısıtlamalara karşı özgürlüklerin güvencesi olmaktır. Yargıda ve yargıçlarımızda bu zihniyet devrimi olmadıkça, özgürlüklerin de adı var, kendi yokbir durum olduğu bilinmelidir.

Pekiyi, yapılması gereken nedir?

Basın özgürlüğüne sonuna kadar sahip çıkmak, bu özgürlüğü kötüye kullanarak yasa ile yasaklanmış türden yayın yapanlar varsa, bunlara karşı yasanın öngördüğü yaptırım için etkili ve pratik bir hukuksal süreci işletmektir. Oysa, adalet sistemimiz bu konuda sınıfta kalmıştır. Özellikle, son dönemde kamuoyunun gündemindeki önemli soruşturmalarda bariz bir şekilde, soruşturmanın gizliliğini ihlal suçunun işlendiği onlarca örnek ortadayken bu olaylar nedeniyle -yapılan göstermelik soruşturma ve yargılamalar dışında- tek bir kesin hükümle mahkûm edilmiş vaka yoktur. Elbette, soruşturmalara ilişkin her haber ya da yayın, illa da suç oluşturur gibi bir hukuki yaklaşım olamaz. Basının da yürüyen soruşturmalara ilişkin, kamuoyunu bilgilendirme hakkı ve ödevi vardır.

Aslolan, bir yandan basının bu hak ve ö- devi ile diğer yandan soruşturmanın gizliliği ilkesi ile korunması gereken adil yargılama süreci ve masumların lekelenmeme hakkı arasındaki uygun dengenin gerçekleştirilmesidir. Bizim kastımız, şekli yaklaşıp, yapılan her yayının aleyhinde derhal dava açılması değildir. Ancak, hepimiz biliyoruz ki, daha okurken bile haberin ardında yatan niyet bilgilendirme değil, soruşturma altındaki şüphelilerin lekelenmeme hakkına yönelik saldırı kokan onlarca yazı, haber var.

Sonuç olarak, son dönemlerde mahkemelerin sıkça başvurmaya başladığı yayın yasağı kararlarının yasal bir temeli bulunmadığını söylemek isteriz. Peki, bu yayın yasağı kararlarına uymazsanız ne olur? İşte, asıl vahamet buradadır. Mahkemeler de hukuka, yasaya aykırı kararlar verebilirler. Mahkeme kararlarına uymamanın biri hukuku, diğeri toplumu ilgilendiren iki yönü var. Hukuku ilgilendiren yönü, diğeri yanında çok önemsiz kalıyor.

Gerekirse göze de alınabilir. Eğer bir toplumda, mahkemelerin kararlarına uymama şeklinde bir eğilim belirirse, bu o toplum için çok büyük yaralar açar. Bu nedenle diyoruz ki, bu süreçte herkese önemli görevler düşüyor. Başta da hukukçularımıza. Lütfen, özgürlüklerimizi bu kadar kolayca harcamayın.

Ali Selim Kuşçu Hukukçu