Yazı ile çizginin ‘Sarmaşık’ dostluğu

Yekta Kopan ve Levent Gönenç’in imzalarını taşıyan çizgi roman “Sarmaşık” okurla buluştu. Can Yayınları etiketiyle yayımlanan kitapta kaybolan bir kedinin peşinde giden bir yazarın esrarengiz Yeşil Ev’in bahçesinde yaşadığı beklenmedik karşılaşmaya tanık oluyoruz. Kopan ve Gönenç ile Cumhuriyet Pazar için konuştuk.

17 Kasım 2020 Salı, 10:44
Yazı ile çizginin ‘Sarmaşık’ dostluğu
Abone Ol google-news

“2008 Mart’ında kırk yaşına girdim. Aynı yılın ağustos ayında babam da seksen yaşına girecekti. Olmadı. Ben yaşıyorum, babam öldü”. Yekta Kopan, 2009 tarihli “Bir de Baktım Yoksun” öykü kitabının ilk hikayesi olan “Sarmaşık”ın ortaya çıkış hikayesini böyle özetliyor. Bu özet ve daha fazlası “Sarmaşık”ın çizgi roman versiyonunun ‘son söz’ünde yer alıyor, meraklısı için. Can Yayınları’nın yayımladığı ilk çizgi roman “Sarmaşık” ve kitabın üzerinde iki imza var: Yekta Kopan (yazan) ve Levent Gönenç (çizen). 46 yıllık bir dostluğun -Yekta ve Levent’in dostluğunun- ürünü olan “Sarmaşık”, bir babayla oğlunun geç kalmış yüzleşmesi ya da yüzleşememesi (“Belki de neyle yüzleşmem gerektiğini bilmiyordum” diyor Yekta Kopan) üzerine bir öykü… Lafı uzatmadan Yekta ve Levent’e bağlanalım ve her şeyi onlar anlatsın.

Senin çizgi roman/grafik roman sevdanı bilmeyen yok gibi. Yine de böyle bir çizgi roman denemesi için bir hayli geciktin sanki.

Yekta Kopan: Bu ilgimi, içinde bulunduğum bir üretime dönüştürmek kendi başıma verebileceğim bir karar değildi. Daha önce “Kara Kedinin Gölgesi” adlı kitabımda ressam Temür Köran ile “metinlerin çağrıştırdığı desenler” çalışmıştık. Hiçbir zaman metinlerin ya da bir öykünün resimlenmesinden yana olmadım. Çizgi, eldeki metni yeni bir sanatsal forma dönüştürmeli. Bu sanatsal formlarda da beni en çok heyecanlandıran çizgi roman elbette. Levent’le bunu yıllardır istiyoruz. Neredeyse bir ömür… Onun kendini hazır hissetmesi ve anlatı dilini kurması gerekiyordu önce. Zaten “Sarmaşık” öyküsünü çizgi roman yapma fikri de Levent’e ait. Uzun bir zaman aldı bu cilde ulaşmamız ama sonuç ikimizin de içine sindi.

Levent Gönenç: Yekta’nın söylediği gibi “Sarmaşık”ı çizgi roman yapma fikrinin ortaya çıkışı altı-yedi yıl öncesine dayanıyor. Bu uzun zaman dilimi içerisinde, inişlerle çıkışlarla, kimi zaman yoğunlaşarak, kimi zaman nadasa bırakarak bu fikri yedekte tuttuk. Masaya oturup çizgi romanı tamamlamam ise son bir yılın işi. Doğrusunu söylemek gerekirse, bu üretimin bu kadar uzun bir zamana yayılmasının sorumluluğu büyük ölçüde bana ait. Ancak sebep tembelliğim veya meseleyi önemsememem değil kendimi hazır hissetmememdi. Sarmaşık çizgi romana uyarlanması zor bir metin. Duygusal olarak çok yoğun ancak mekan ve aksiyon olarak sınırlı. Bu çizgi roman için bir dezavantaj. Bu dezavantajı avantaja çevirmek için yeni bir görsel dil kurmam, farklı görsel anlatım teknikleri denemem gerekiyordu. Sanırım bu altı-yedi yıllık süre bunları düşünerek ve çizgi roman tekniğine dair kendimce keşifler yaparak geçti. Bu bir öğrenme süreciydi yani. Çizgi romana dair bilgi biriktirmenin en iyi yolu, ustaları izlemek ve neyi nasıl yaptıklarını etüt etmek bence. Bu süreçte, okuduğum her çizgi romana eleştirel gözle bakmaya, notlar almaya, izlediklerimden yola çıkarak denemeler yapmaya gayret ettim. Bu anlamda Sarmaşık’ın benim için bir “okul” olduğunu söyleyebilirim.

Yekta Kopan (sağda): "Levent ile ilkokul birinci sınıftan beri arkadaşız."

Levent Gönenç ile uzun yıllara dayanan bir dostluğunuz var. “Sarmaşık”ın yaratım sürecinde nasıl çalıştınız?

Yekta Kopan: İlkokul birinci sınıftan beri arkadaşız. Benim İstanbul’a taşınmamdan sonra araya kilometreler girse de paylaşımlarımız, sohbetlerimiz ve birlikte üretme arzumuz hep aynı seviyede kaldı. “Sarmaşık” aslında tümüyle Levent’in sürüklediği bir yolculuk oldu. “Bir de Baktım Yoksun” yayınlandığında hem kitap hem de bu öykü üstüne çok konuşmuştuk. Levent, bu öyküden bir çizgi roman yapmaya karar verdiğinde, sohbetler devam etti. Ama dedim ya, önemli olan onun anlatı dilini ve görsel dünyayı kurmasıydı. O noktadan sonra da süreç e-postalarla devam etti. Levent, metnin tümüne sadık kalmak konusunda kararlı davrandı.

Yekta Kopan (yazar), Levent Gönenç (çizer).

Yekta Kopan bu anlamda çalışması kolay bir yazar mı? Ve şunu da merak ediyorum, bir yazarın ve bir çizerin ortak bir üretimi olan çizgi roman yaratımında son sözü kim söyler? Var mıdır böyle bir hiyerarşik yapı?

Levent Gönenç: Çizgi roman hikaye anlatıcılığının özel bir türü; yazının ve çizginin birlikteliğine, birbirlerini  besleyerek yaratıcı bir diyaloğa kapı açmalarına dayanıyor. Yazı çizgiye, çizgi yazıya üstünlük taslamadan, hangi hikayeyi anlatmak için yola çıkmışlarsa onu en iyi şekilde anlatmak üzere bir araya geliyorlar. Yekta'yla bizim dostluğumuz da tam böyle; birbirini geliştiren, birbirini besleyen bir dostluk. Böyle bakınca şunu görüyorum; çizgi roman bizim için en uygun formatmış. Sadece yeteneklerimiz ve ilgi alanlarımız, ayrı ayrı yazıya ve çizgiye denk düştüğü için değil, çizgi romanın biraz önce değindiğim özelliği, yani “yazı-çizgi kardeşliği” dolayısıyla. “Sarmaşık”ın hazırlanması sürecinde son sözü söyleyen biri yok kısacası; sözün payına düşen kısmını söyleyen bir yazar ve bir çizer var.

'ŞIK DURSUN DİYE RENK KULLANMAK GEREKSİZ'

“Sarmaşık”ın siyah beyaz olması sizin fikriniz miydi ve buna nasıl karar verdiniz?

Levent Gönenç: Ben çizgi romanda ya da karikatürde ancak görsel anlatıya katkısı olacaksa renk kullanılmasından yanayım. Çizerlik hünerini göstermek veya sadece “şık” dursun, ilgi çeksin diye renk kullanmak bence gereksiz. Tan Oral'ın bir karikatürü aklıma geliyor; bir adam duvara kırmızı boyayla yeşil yazıyor. Tam olarak böyle olmayabilir ama karikatürün ana fikri bu. Şimdi, bu karikatürde renk kullanılmadığı takdirde karikatür esprisini tümüyle kaybeder. Ben çizgi romanda renge böyle bakıyorum. Renk kötü anlatılmış bir hikayeyi iyi yapmaz, iyi anlatılmışı bir hikayeye de bir şey katmaz. Nice güzel siyah-beyaz çizgi roman var; Marjane Satrapi'nin Persepolis'i mesela. Hem öykünün karanlık atmosferi, hem de anlatılan hikayenin sisli-puslu havası “Sarmaşık”ın siyah-beyaz olması gerektiğini fısıldadı kulağıma.

Teknik anlamda nasıl bir yöntem kullandınız? Kitabın arkasında bu konuda kimi fikirler verecek sayfalar var aslında ama elden sayfaya giden yolda tam olarak hangi duraklar var? Teknoloji ne kadar devreye giriyor örneğin?

Levent Gönenç: Aslında “Sarmaşık”ı hazırlarken analog çizgi roman malzemelerini ve klasik yöntemleri kullandım. Yani; önce senaryoya çalıştım, metni sahnelere ve diyaloglara böldüm, sayfa düzenini ve akışı belirledikten sonra panellere geçtim. Bunlar hep kağıt üzerinde. Panellerin son eskizleri ve sonrasında “çinileme” ve “tonlama” dediğimiz aşamaları bilgisayarda tamamladım. Sadece son aşamada değil, tüm hazırlık sürecinde teknoloji işimi oldukça kolaylaştırdı ve hızlı çizmemi sağladı. Ancak şunu vurgulamak isterim; teknoloji sihirli bir değnek değil. Çizgi romanın geleneksel olarak nasıl hazırlandığını bilmeden, birikim ve yaratıcılık olmadan teknolojinin mucizeler yaratması beklenmemeli.

'ÇİZGİ ROMAN SANATSAL BİR FORM'

Türkiye’de çizgi romana yeterince ilgi var mı sence? Hem okur hem yazar çizer bağlamında soruyorum.

Yekta Kopan: Türkiye’de çizgi roman ya da grafik roman belli alanlara, anlayışlara sıkıştırılmış durumda. Bu yıllardır böyle. Yaramaz çocukların okuduğu Tommiks’ler, okumayı sevmeyen çocukların oyalandığı maceralar ve genel olarak mizah anlayışıyla karşılanıyor çizgi dünyası. Dikkat edersen hep çocuklarla eşleştirildiğini söyledim. Bu türün, başka bir sanatsal form olduğunu düşünen ve bu şekilde tanımlayanlar da bir avuç “meraklı” olarak kalıyor. Tuhaf olan şu, dünyada sinema büyük oranda grafik roman dünyasından besleniyor. Amerika’da da böyle Uzak Doğu’da da… Sadece sinema değil plastik sanatlardan tiyatroya birçok sanat disiplini grafik roman estetiğini kullanıyor. Ama Türkiye hala o sıkışık alanın dışında göremiyor. Hem de görsel okumanın bu kadar önemli olduğu bir çağda. Açıkçası Türkiye’de çok önemli çizerler, güçlü hikayeler var. Akılda kalıcı ve değerli çalışmalar da yapılıyor. Bu noktada güçlü yayınevlerinin duruşlarını, çizerlerin telif haklarını falan tartışmaya açmak gerekiyor. Düşünsene bu ülkede İlban Ertem, Ersin Karabulut, Kutlukhan M. Perker, Suat Gönülay, Kenan Yarar gibi çok önemli çizerler var. Hepsi dünya çapında olabilecek isimler. Yeri gelmişken rahmetli Galip Tekin’in de adını anmak isterim.

Çizgi roman deyince en sevdiğiniz kahramanlar, maceralar, çizerler vb kimler? Hangi romanları hep biricik görürsünüz?

Yekta Kopan: Ergenlik yıllarımda bizde Tommiks-Teksas olarak bilinen İtalyan fumetti’lerini severdim. Hala çok severim. Yine o yıllarda Milliyet Çocuk Dergisi’nin ortasında verilen edebiyat uyarlamalarını heyecanla okurdum. Levent sayesinde Avrupa ve Amerika ekollerinden de haberdardım. Marvel ve DC dünyasını da severim ama büyük tutkunu olmadım. Uzun yıllardır dünyanın grafik roman diye tanımladığı ve çizgi romanın sınırlarından taşan anlatılara ve böyle çizerlere meraklıyım. Türkiye’de iyi bilinen Maus, Berlin, Logicomix, Persepolis gibi ciltler var. Ama daha çok çizer ismi verebilirim: Scott McCloud, Art Spiegelman, Reinhard Kleist, Michel Rabagliatti, Alison Bechdel, Thi Bui, Guy Delisle, Marjane Satrapi, Sarah Glidden, Jason Lutes, Pedrosa, Daniel Clowes… Daha çok isim var. Muhteşem edebiyat uyarlamaları da yapılıyor. Manga dünyasına girmiyorum bile, çünkü hem hikayeleriyle hem de çizgi tarzlarıyla bambaşka kapılar açıyorlar.

Levent Gönenç: Eskiden beri süper kahramanlar külliyatına ve Western tarzı çizgi romanlara çok fazla ilgi duymadım. Beni daha çok bugün “grafik roman” olarak adlandırılan tür ya da yaklaşım etkiledi. İnsana dair hikayeler anlatan, hayatın her boyutunu, hatta önemsiz sayılabilecek ayrıntılarını konu alan, fasikül halinde değil tek bir cilt içerisinde okuyucuya sunulan uzun çizgi romanlar. Yurt dışında bu türün çok nitelikli örnekleri yayımlandı son yıllarda. Bu grafik romanların çoğu Türkçeye çevrilerek ülkemizde de okuyucuyla buluştu. Türkiye’de çok tanınmayan ancak bence çizgi roman anlatıcılığının doruklarında dolaşan üç ismi anayım: Brecht Evans, David Small ve David Mazzucchelli. Tabii Türkiye’den de çok sevdiğim isimler var; hepsini saymak güç ancak İlban Ertem’i listenin başına koyayım.

Bu yıl ilk öykü kitabın “Fildişi Karası”nın yayınlanışının 20. yılı… 20 yıl bir yazarın kariyerinde önemli bir eşik. Bu anlamda “Sarmaşık”ın çıkışı güzel de bir tesadüf oldu. Neler hissediyorsun bu 20 yıl konusunda?

Yekta Kopan: Can Yayınları’nın Galatasaray’daki binasından ilk girdiğim günü çok net hatırlıyorum. “Sarmaşık” için binaya gittiğimde bütün Can Yayınları ailesiyle duygu dolu anlar yaşadık. Dile kolay, yirmi yıl… Yıllara, sıfatlara falan takılan biri değilim. Ama o gün, yirmi yılı şöyle bir düşündüm. “Sarmaşık” bu geçen yılların en güzel hediyesi oldu bana.