Çekmecenin büyüsü!

“Çekmeceler Kitabı” dizisindeki ilk kitabı Gülmekten Ölmek’in arkasından gelen Denemek Sapmak’ta (Sel Yayınları); dil meselesine odaklanıyor, Tanpınar’a değiniyor, imgelerin, dizelerin ve dörtlüklerin tesadüfi karşılaşmalarını ele alıyor ve söyleyeceklerini bitirmiyor Enis Batur yine. Bitmeyeceğini biliyor. Okuyucuya onlarca çekmecenin daha açılabileceğini ve büyüleyeceğini duyumsatıyor. Ve sorduruyor: Daha kaç çekmecenin büyülü dünyasında gezineceğiz?

17 Aralık 2021 Cuma, 00:02
Abone Ol google-news

Fotoğraf: VEDAT ARIK

Yazınımızın en üretken yazarı Enis Batur’un “Çekmeceler Kitabı” dizisindeki ilk kitabı Gülmekten Ölmek’in arkasından gelen Denemek Sapmak, Sel Yayınları etiketiyle yayımlandı.

Çekmecede, Aht: Mahur (Oto)portre, Yapıştırmalar, Kokuname, Konuşan Baş, Tesadüf, Ömer Hayyam’ın Altın Rübâisi, Gayya ve Zemzem Kuyuları Arası Söz’lük’cü(ler), Aix-libris Aix-en-Provence Üniversitesi Kütüphanesinde Konuşma nüshaları yer alıyor.

REMBRANDT VE TANPINAR

Rembrandt’la başlıyoruz gezintiye.Yaşasaydı, “selfie çubuğu”yla dolaşacağını iddia ediyor Batur. Onun üzerinden, ressamların otoportrelerini konu ediniyor. “Otoportrenin ressamı tablodan tabloya bakandan önce aynaya bakmıştır, ki gördüğünü bakacak olana gösterebilsin.” diyor.

Ayna imgesi kitapta önemli bir yer tutuyor. Rembrandt, Tanpınar ve Pessoa arasındaki ilişkiye değinen yazar, Tanpınar’ı “yekpare”, Pessoa’yı “aslı astarı olmayan bir yüz” olarak değerlendiriyor…

ÇOĞALTIM ÇAĞI

Teknoloji ve sosyal medyanın birleşimiyle oluşan görsel ve işitsel kaos, insan ruhunu ve usunu hoyrat bir temaşaya ve dahi kargaşaya sürüklüyor. Bu ortamı, “Çoğaltım çağı bizi imgeye boğdu” diye özetliyor Batur.

Tam da bu sırada, “pir” kabul ettiği Walter Benjamin’e başvuruyor: “Ayna şimdi kâğıttandır.” Aynasına eğiliyor, imgelerden imge beğeniyor, oradan oraya sıçrıyor; anlam kaygısında okuru “kanguru” olmaya davet ediyor.

KOKULAR...

Kokuname’de ise okuyucunun usunu iyiden iyiye düşünmeye sevkediyor. “Canlı cansız her şey yaratan eliyle kokuyorsa, koku yaratmak şirk koşmak olmasın?” gibi sorularla kokunun bedende, ruhta ve akıl kıvrımlarındaki devinimini irdeliyor. İrdelerken de denemeye ve deneme yazarına ilişkin önemli saptamalarda bulunuyor, önerilerini sunuyor.

ŞİİR, İMGELEM VE HAYYAM

Guillaume Apollinaire’den Sait Maden’e, Necip Fazıl Kısakürek’ten Ahmet Muhip Dranas’a, Bilge Karasu’dan Attilâ İlhan’a imgelerin, dizelerin ve dörtlüklerin tesadüfi karşılaşmalarını ele alıyor Batur.

Hayyam’ın rubailerinden yola çıkarak Türkçeyi soruşturuyor. Şiiri, sesi ve anlamı inceliyor. Bunu da şöyle açıklıyor: “Asıl tasam, şiirde anlam-ses ilişkisi, şiir çerçevesinde anlam ses ikilemi arasında salınmaktı.”

Batur dil meselesine odaklanırken, “gayya” ve “zemzem” sözcükleri arasında mekik dokuyor. Sözlükler arasında gidip geliyor… “Hiçbir sözcüğün tamı tamına eşanlamlısı yoktur.” diyor.

Bu yazı burada bitse de “söyleyeceklerini bitirmiyor” Enis Batur yine. Bitmeyeceğini biliyor. Okuyucuya onlarca çekmecenin daha açılabileceğini ve büyüleyeceğini duyumsatıyor.

Ve sorduruyor: Daha kaç çekmecenin büyülü dünyasında gezineceğiz?