Cumhuriyet, birey olmaktır... M. Sadık Aslankara’nın yazısı...

“Yarın cumhuriyeti ilan ediyoruz,” demişti ya, “yarın” dediğimiz eşik, ne zaman “yüzyıl”a döndü böyle, şaşmamak elde değil. Ama ölçü belli: Okuyup yazamayan 8-9 milyon insandan hem de okuryazar 80-90 milyonluk topluma vardıysanız eğer bu sürede, Cumhuriyet budur, denir kestirmeden. 1928 tılsımı böyle çıktı, kıyı köşe her yere yayıldı.

29 Ekim 2021 Cuma, 00:05
Abone Ol google-news

Osmanlıda matbaa “Ce!” demeye hazırlanırken, el yazılarıyla karın doyuran hattatların, divitleri tabutta protestolarından yıllar sonra, okuryazarlık üzerindeki gizem, 1928 harf devrimiyle ortadan kalkınca olgunun toplumsallaşması kaçınılmaz hale geldi, okuryazarlık sıradanlaştı.

Okuma eylemi, akıl sporu zaten. Cumhuriyet, beynini özgürce işleme olanağı sundu yurttaşa. Kant “Aydınlanma”sıyla Cumhuriyet’in “Anadolu Aydınlanması” böylece çakıştı. Çocuk, genç, yaşlı, kadın-erkek hepimiz birer okuryazarız artık.

ONUR BÜTÜN; ‘FEMİNİST OKUMALAR’

Onur Bütün, Feminist Okumalar / Cumhuriyet’ten Günümüze Edebiyatta Cinsellik ve Erotizm (NotaBene, 2021) adlı yapıtının “Sunuş”unda, ilk tümcede şöyle söylüyor: “Okumak, kadınlar açısından metaforik olarak kalkan, kaldıraç ya da silah gibi düşünülebilir.” Bu da Cumhuriyet’in hüneri.

Yazar, “eril dilin dışına çıkmak için çaba harcayan, ironik, felsefi, psikanalize yakınlaşan ve belki de en çok ‘kendisi gibi’ olmaya yaklaşan kadınların ürettiği” (16) edebiyata yoğunlaşırken kitabı da özetliyor bir bakıma:

“Kuramsal okumalar, kadınların yüzyıllardır ‘duygulanımsal imgeler’ alanında bulunduğunu iddia eden eril tahakküm nedeniyle ‘erkek işi’ olarak görüldü. (…) Kolay okunan kitaplar kadınlarındır, zorlayıcı tüm metinlerse erkeklerin. Bu, ‘kadınların okur ve yazarlık pratiğinde kendilerini bulamadıkları bir Erkek dili ve edebiyatı’ içinde düşünmelerine neden oldu.” (21, 22)

Bu döngüden çıkışın yolu, “direnen yazar” - “direnen okur” bütünleşmesi. Bu doğrultuda yazar, “kadınların erkeklere göre neden ikincil rol oynadığını sorgula(yıp) edebiyat eleştirisindeki erkek egemen aklı ortaya çıkarmaya çalışıyor.” (46)

“Erkeklerin anlatısında yitip giden kadınların elinden tutmak çabası olarak da okunabil(ir)” (96) o halde yazarın yaklaşımı.

Yazar, “yeni bir kimlik ve yönelimi destekleyen modernleşme anlayışı” (91) bağlamında aldığı Cumhuriyet’e, bir yandan “feminist okuma”yla görece yüzyıllık verim örneklerine dağılmış “cinsellik ve erotizm teması” üzerinden bakıyor hem de bunun için kendi incelemelerini dayanak yapıyor.

Günümüze doğru yaklaştıkça, getirdiği örnekler ve bunları yerleştirirken yönteme dönük sergilediği yükselişle dikkati çekiyor. Yazınsal türlerdeki “queer” temelli örneklerin de işlendiği yoğun emekli Feminist Okumalar’ın, göz ardı edilmemesi gereken bir yapıt olduğu söylenebilir. Bir başucu kaynağı.

UMBERTO ECO; “BİTKİSEL HAFIZA VE BİBLİYOFİL ÜZERİNE DİĞER YAZILAR’

Çarpıcı kurmacaları yanında bununla yarışan düz metinleriyle de özel bir alan yaratan Umberto Eco, saygıyla, sevgiyle anıp yararlandığım Stefan Zweig, Italo Calvino vb. adlar arasında her satırını okumaya çabaladığım bir yazar.

Eco’nun konferans, kitapçık, giriş, ayrı basım vb. farklı metinlerinin bir araya getirildiği Bitkisel Hafıza ve Bibliyofili Üzerine Diğer Yazılar (Çev. Leyla Tonguç Basmacı, Alfa, 2021) adlı yapıt, onun keskin zekâsının yansıması anlamında zarif ironisinin önekleriyle âdeta yelpaze halinde açılıyor okur önünde.

Madem bellekten söz ediyoruz, bir tadımcık göz atalım mı Eco’ya:

“Birey olarak hayatta kalmamız açısından son derece önemli olan bu seçici hafıza toplumsal düzeyde de işler ve toplumların hayatta kalmasına izin verir.” “Bu toplumsal hafıza geliştirilmeye başlanmadan önce, insan deneyimsiz doğardı ve deneyim sahibi olmadan ölürdü. Geliştirildikten sonra ise, yirmi yaşlarında bir genç beş bin yıldır yaşıyormuş gibi olurdu.”

“Ama yazının icadıyla mineral bir hafızanın doğuşuna tanık oluruz. Bu hafızaya mineral diyorum, çünkü ilk işaretler kilden tabletlere kazılır, taşa yontulur (,…)… taştan ansiklopediler yaratılırdı.”

“… hammaddeleri silikon olan bilgisayarlar da mineral bir mecraya sahip.”

Eco, “kökeni ağaç kabuğuna dayan(an)” kitap için “üçüncü bir hafıza türü doğdu” deyip bunu “bitkisel” olarak niteliyor. (14,15,16)

Eco’ya göre, “Okuma bir diyaloğa, (…) karşımızda olmayan, hatta belki de yüzyıllar önce ölen ve geriye sadece yazısı kalmış olan biriyle bir diyaloğa dönüşür.” Ama “kitaplarla aşk ilişkileri kurmayı başarmamız gerekir.” (17, 21)

Eco’yu okumak, özlenen bir dostla buluşulmuşçasına coşturuyor insanı.

‘YAŞAM DÜRTÜSÜ - ÖLÜM DÜRTÜSÜ DİYALEKTİĞİ’

Özden Terbaş, “Psike İstanbul Psikanaliz Kitaplığı / Şimdi ve Burada” dizisine emek veren gönüldeşlerinin katkısını aldığı bir “derleme”yle yeniden karşımıza çıktı: Psikanalitik Açılımlar / Dürtüden Düşleme, Simgeden Düşünceye (İstanbul Bilgi Üniversitesi, 2021).

Özden, Freud’dan kalkarak “yaşamı sürdürmek ve aynı zamanda ölüme ulaşmaya çalışmak” (67) bağlamında geniş bir açılımla ele aldığı metninde, farklı kuramcılardan alıntılarla “bir ‘çete’ gibi örgütlen(en)” “yıkıcı narsisizm”e de değiniyor. (72)

Bu doğrultuda “çocukluk travmalarıyla desteklen(en)” “yıkıcılık yaşamın temellerine yönelik bir nitelik” taşırken kişinin, “hayatta kalmak için kullanışlı bir savunma” haline getirdiği “saldırganlık” olgusuna yer açıyor. (74)

FREUD’UN SORUSUYLA, ‘BİR KADIN NE İSTER?’

Kadınlar Kadınları Analiz Ediyor (Haz. Elda Abrevaya, Melis Tanık Sivri, YKY Cogito, 2021) başlıklı yapıtta Elda, “Kadını yapan anatomi değildir.” (11) derken Hande Kılınç Kunt, Freud’un, “Bir kadın ne ister?” sorusu ardından, “‘kadınlık hakkında daha fazla bilgi edinmek istiyorsanız, onu kendi yaşam deneyimlerinizin içinde arayın ya da şairlere başvurun’ de(diğini)” ekliyor.

Sıraladığı kuramcılarla bilimcilerden kalkarak “anne rahmine geri dönüşü ve mutluluk halini” “evrensel bir insan fantezisi” bağlamında alıp, “tekinsiz”liğiyle “annenin bedeni ve genital organları”nı, “sanatsal ya da zihinsel çocuklar yaratmak için”, “doğurgan rahim”, “dölleyen penis” için bir varlık alanı olarak imliyor. (118)

Bu arada Paola Mariotti de Melis Tanık Sivri çevirisiyle, “ağırlıklı olarak zaman ve kişinin parçası olduğu toplumun sosyal standartları tarafından belirlen(en)” (24) bir toplumsal cinsiyet olgusuna yer açıyor.

Kadına yakışan Cumhuriyet elbette. “Laiklik, adam olmaktır,” der ya hani adamlar adamı, kestirmeden birey olmak! 29 Ekim’de Cumhuriyet’in bireyleri ne düşünüyor peki?

www.sadikaslankara.com, her perşembe öykü-roman, tiyatro, belgesel alanlarında güncellenerek sürüyor.