Cumhuriyet şehrinden İslamcı hegemonyaya; Sivas! Miyase İlknur’un yazısı...

Kelime Ata, Kızıldan Yeşile & Sol, Aleviler, Alibaba Mahallesi ve Sivas’ta Dönüşen Siyaset (Tekin Yayınevi) adlı incelemesinde, solun kitlesel destek bulduğu Sivas’ın Alibaba Mahallesi üzerinden kentin geçirdiği sosyokültürel ve siyasal değişimi merceğe alıyor. Refah Partisi’nin 1989’da belediye başkanlığını kazanmasıyla İslamcı siyasetin üssü haline getirilen Sivas’ta, Madımak Katliamı’na giden sürecin de ele alındığı kitapta, katliam bugüne kadar yazılmayan ince ayrıntılarıyla ele alınıyor.

06 Ocak 2022 Perşembe, 00:02
Abone Ol google-news

Fotoğraf: ERDOĞAN ÖNEMLİBIÇAK (sağdaki)

CEYHUN ATUF KANSU: ‘SİVAS TOPRAĞI HALK ZENGİNLİĞİNİN TOPRAĞIDIR!’

Ünlü şairimiz Ceyhun Atuf Kansu, 1960’larda yayınlanan ve Sivas’ın entelektüel hayatında önemli bir yer tutan “Su” dergisinin 3. sayısında yer alan “Sivas Toprağı” başlıklı yazısında kente ilişkin gözlemlerini anlatır. Sanki kuru, çorak bir topraktan ibaretmiş izlenimi veren bozkırdaki şehrin tarihine ve ruhuna sinmiş ayrıntıları yazar.

Kansu önce “Uzaktan boz rengine bakarsan aldanırsın” diye uyarır ve şöyle devam eder:

“Başka ne zenginlik arıyorsunuz? İnsan zenginliği yetmiyor mu size?. Sivas toprağıdır bu; yaşam, sanat dolu. Sivas toprağı halk zenginliğinin, iç zenginliğinin toprağıdır. (...)

Sivas’a Cahit Külebi’nin o güzelim Sivas Yollarında’sını okuyarak gideceksiniz. Bir yanı öyle acı, soğuk, ayazdır. Bir yanı da Zara çorabı gibi ısıtır insanı. O topraklara girdin mi, büyük yalnızlığı içinde Anadolu’nun kendine güvenini, yaşama iradesini, doğaya ve çağlara direnişini de soluyorum ta yüreğimin içinde. (...)

Dört bir yanından girseniz, dört bir yanından çıksanız onun topraklarını dışarıdan ıssız, kavruk göreceksiniz. Ben diyorum ki, bu ıssız, kavruk toprakların bir gizemi vardır; bu gizemi çözdünüz mü, o zaman gökyüzünün ne insanca bir hazineyi örttüğünü anlamış olacaksınız.”

SİVAS, CUMHURİYET’İN GÖZBEBEĞİ, ‘İNKILÂP’ VE ‘MEFKURESİ’!

Kansu’nun satırları aslında Cumhuriyetçi kadronun Sivas’a ilişkin yüce gönüllü duygularının örneği. Sadece bir duygusallığı barındırmıyor; taltifi de, şehrin Cumhuriyet nazarındaki itibarını da gösteriyor. Çünkü, Sivas, Cumhuriyetçilerin “inkılâp” ve “mefkuresi” (ülküsü) sayılıyor.

Cumhuriyet kadroları öyle önem vermişler ki bu şehre devletçilik ilkesinin pilot bölgesi yapılmış. Dikimevi, demiryolları, tarım alanındaki ıslah çalışmaları, bankacılık faaliyetleri gibi en önemli kamu yatırımları bu kentte ekonomiye kazandırılmış.

Halk bilim çalışmalarıyla bir şehrin tüm folklorik zenginliği açığa çıkarılmış, İstanbul modasını takip eden terzileri, sinemaları, tiyatroları, canlı basın hayatıyla Sivas, İstanbul ile Ankara ile yarışır hale gelmiş.

Sivas, Cumhuriyet’in gözbebeği... Sadece Cumhuriyetçilerin mi? Değil, birçok etnik ve dinsel grup, ideolojik çevre, şehre anlam yüklemiş.

SİVAS’IN ÖTESİ İLE BERİSİ VE HALK HAREKETLERİ

Kitabın daha ilk satırlarında güncel siyaset içerisinde neden sık sık “Sivas’ın ötesi”ne vurgu yapıldığı anlaşılıyor. Çünkü, bir kent olarak ortaya çıktığı tarihten beri Sivas, hep sınır şehri olma özelliğini koruduğundan nüfuz mücadelelerini de sert yaşamış. Sivas’ın ötesi ile berisi hep farklı olmuş.

Burası bir Selçuklu şehri ancak Osmanlı İmparatorluğu döneminde de askeri üs... 19. yüzyılın sonuna kadar Kürt, Türk, Ermeni, Rum, Alevi, Sünni, Çerkez gibi bütün etnik ve dinsel unsurlar mevcut. Dolayısıyla her bir grubun, ideolojinin, inancın da bir Sivas’ı var ki, yazar da önce bu anlam dünyasını çıkarıyor.

Sivas, Cumhuriyet’in inkılap ve mefkuresi... Türk milliyetçiliği için Söğüt ne ise Muhsin Yazıcıoğlu’nun BBP’si için de Sivas, Alperenlerin Söğüt’ü.

Halk hareketleri potansiyelinden dolayı sol, Sivas’ı bir Celâli yurdu olarak görüyor. Sünnilerin “Müslüman Müslüman uyanan şehri”, Ermenilerin, küçük başkenti, Kürtlerin doğuya açılan kapısı, Çerkez diyarı, Alevilerin acıyla malül merkezi...

Yani Sivas, her etnik, dinsel, ideolojik kesim açısından aidiyet ilişkisi kurulabilen bir kent. Önemli ticaret yolları, demiryolları, enerji hatları hep Sivas’tan geçiyor. Dolayısıyla jeostratejik ve jeopolitik önemi de büyük.

Aleviler tarafından kurulan Türkiye Birlik Partisi’yle ilgili ilk araştırmayı da yapan gazeteci Kelime Ata’nın Kızıldan Yeşile & Sol, Aleviler, Alibaba Mahallesi ve Sivas’ta Dönüşen Siyaset adlı kitabı, bir mahalleden yola çıkılarak yazılmış bir şehrin öyküsünü anlatıyor. Daha geniş bir çerçeveden bakılacak olursa Türkiye Cumhuriyeti tarihinin mikro özeti de denilebilir.

MÜSLÜMANLARIN İLK ANIT-BÜSTÜ MEĞERSE SİVAS’TA İMİŞ...

Kitapta yer alan en ilginç bilgilerden biri, Türkiye’de Müslümanlar tarafından yapılan ilk anıt büstün Sivas’ta olması. Sarayburnu’ndaki anıt, Türkiye Cumhuriyeti döneminin ilk anıtı kabul edilir. Ancak anlıyoruz ki, geleneksel dini anlayışların hiç onaylamadığı anıt-büstün ilk örneği Sivas’ta yapılmış.

Dönemin Valisi Muammer Bey tarafından 1916’da Hafik-Zara yol ayrımında dikilen bu anıt-büst Osman Gazi’ye ait.

O kadar değerli ki, Mustafa Kemal Atatürk 1923’te, Bursa Şark Sineması’nda halka hitap ederken bu anıt-büstü örnek gösteriyor ve orada bulunanlara şöyle sesleniyor:

“Münevver ve dindar olan milletimiz, terakkinin esbabından biri olan heykeltıraşlığı azami derecede ilerletecek ve memleketimizin her köşesi ecdadımızın ve bundan sonra yetişecek evlatlarımızın hatıratını güzel heykellerle dünyaya ilerletecektir. Bu işe çoktan başlanmıştır. Mesela Sivas’tan Erzurum’a giderken yol üzerinde güzel bir heykele tesadüf edersiniz.”

Ne var ki bu anıt, kaidesinde fazla kalamamış. Açılışı olay olan, muhafazakâr dünyanın bir türlü kabullenemediği bu anıt-büst bir başka vali tarafından yıkılıyor.

Bu, sonraki yıllarda yaşanan heykel vakalarını da şaşırtıcı olmaktan çıkarıyor. Zira, 1973’te Aşık Veysel heykeli istenilmediği için İstanbul’da Gülhane Parkı’na nakledilirken, 1993’te de Ozanlar anıtı Madımak katliamının tahrik gerekçeleri arasında sayılmıştı.

KIZILBAŞOĞLU YADİGAR VE KOMÜNİST RUŞEN ZEKİ’NİN DRAMI!

Sivas, mezhepsel yarılmanın en derin olduğu illerin başında geliyor. Gündelik yaşamın her alanına yansıyan bu ayrılık, kabadayılık alemine bile damgasını vuruyor.

Bir tarafta Çavuşbaşı Mahallesinin Sünni kabadayıları var, diğer tarafta Alibaba-Gökçebostan Mahallesine 1950’lerde başlayan göçle gelmiş Alevilerin içinden çıkan “Kızılbaşoğlu Yadigar”...

Kızılbaşoğlu Yadigar, şehrin yerleşik sosyal ve ekonomik ilişkilerine dahil olmakta güçlük çeken Alevilerin hamiliğini üstlendiği için inançsal kimliği, adının da önüne geçmiş biri. Yadigar Aykut olarak değil “Kızılbaşoğlu Yadigar” ya da sadece “Kızılbaşoğlu” olarak nam salıyor.

Aleviler, onun sayesinde kentte tutunmaya çalışsa da iki kabadayı grubu arasındaki acımasız rekabet, ölümcül hale geliyor ve kendisi bir tuzak sonucunda öldürülüyor. Ardından destanlar yazılıyor, besteler yapılıyor, yiğitliği, cömertliği, cesareti, yakışıklılığı dilden dile dolaşan efsanevi bir kişiliğe dönüşüyor.

Kitabın bir diğer etkileyici portresi ise Türkiye’nin ve Sivas’ın ilk komünistlerinden Ruşen Zeki. Halk İştirakiyun Fırkası’nda faaliyet gösteren, Sivas Lisesi’nde Türkiye Komünist Partisi’ni örgütleyen Ruşen Zeki, Sıdıka Su, Hasan İzzettin Dinamo, Vedat Türkali gibi dönemin ileri gelen komünistleriyle kurduğu ilişkilerle de dikkat çeken bir politik aktör.

ŞEHRİN SİYASETİ, SİYASETİN ŞEHRİ!

Yazar, “Şehrin siyasetini - siyasetin şehrini anlattım” diyor. Bu çerçevede Hürriyet ve İtilaf Fırkası ile İttihat ve Terakki Fırkası arasında başlayan siyasal rekabetin yüzyıllık görünümü ortaya çıkarılıyor.

CHP’nin kalesi olduğu için Demokrat Parti’nin iktidara gelmesiyle adeta cezalandırılan kentte İslamcı siyasetin gelişim süreci, Türkçülüğün Türk-İslamcı çizgiye evrilişi, Alevilerin 1960’larda politik bir güç olarak siyasal alanda görünürlülüğünün artması irdeleniyor.

Kitabın ana ekseninde ise 1950’li yıllarda başlayan göçle bir Alevi mahallesine dönüşen Alibaba Mahallesi’nin Sivas’la birlikte geçirdiği değişim - dönüşüm öyküsü var.

Alevi mahalleleriyle ilgili akademik çalışmalar son yıllarda arttı ama bu araştırmalar daha çok İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük kentleri kapsıyor. Bahsettiğimiz araştırma ise Anadolu’daki bir Alevi mahallesini incelemesi bakımından farklılık arz ediyor.

Aleviler ile sosyalistler arasındaki birlikteliğin nasıl kurulduğu üzerine düşünenler için zengin veriler içeren kitapta, bu mücadeleyi yürüten yerel aktörlerin 1980 öncesinde, Kahramanmaraş benzeri bir katliamdan Sivas’ı nasıl koruduklarını okumak kimlik siyasetlerine boğulan Türkiye için gelecek adına hayli öğretici.

GÖZ GÖRE GÖRE GELEN MADIMAK KATLİAMI!

Türkiye’nin toplumsal ve siyasal tarihinin en sert kırılma anlarından biri 2 Temmuz 1993 yılında yaşanan Madımak katliamıdır. Kitapta, 1989’da Refah Partisi’nin belediye başkanlığını kazanmasıyla İslamcı siyasetin üssü haline getirilen Sivas’ta, katliama giden süreç, bugüne kadar yazılmayan ince ayrıntılarıyla ele alınıyor.

“Sivas, Cumhuriyet’in aşil topuğuydu, orada öldürücü darbeyi aldı ve aslında kurulduğu yerde yıkıldı” tespitini yapan Kelime Ata, İslamcı hegemonyanın kuruluşuyla birlikte Sivas’ta tek renkliliğin hakim olup şehrin çoraklaştığını, Alevilerin de gönül bağlarını tümden kopararak uzaklaşmalarıyla bambaşka bir demografik yapının ortaya çıktığını resmi istatistiklerle ifade ediyor.

Bir başka çarpıcı tespiti ise, Madımak katliamının modern Aleviliğin kurucu olayı olduğuna ilişkin değerlendirmesidir.

Kızıldan Yeşile & Sol, Aleviler, Alibaba Mahallesi ve Sivas’ta Dönüşen Siyaset adlı çalışmanın mekân, kültür, siyaset, Alevilik, sol, göç konularına ilgi duyanlar açısından bir başucu kitabı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.