‘Süper güç’ ama o kadar da değil

03 Ocak 2019 Perşembe

Trump’ın, Suriye ve Afganistan gibi denizaşırı savaşlardaki askerlerini çekme arzusunun, NATO konusundaki, “müttefiklerimiz sırtımızdan geçiniyorlar” anlayışının arkasında gittikçe kendini hissettiren bir kaynak yetersizliği var. ABD dış politika çevrelerinde bir “okul”, “ulusal çıkarlarımızı doğrudan etkilemeyen yerlerden çekilip kaynakları Çin ve Rusya gibi güçlerin yükselişine karşı caydırıcı harcamalara ayıralım” diyor.
İlk anda akla yakın gelen bu yaklaşım, ABD geri çekildikçe stratejik nüfuz alanlarını yükselmekte olan güçlere terk edecekse, caydırıcılık bir yana, çatışma olasılıklarını daha da artıracaktır.
Tarih, “paylaşım alanları üzerinde rekabet etmeye başlayan devletlerin, giderek olayların kontrolünü elden kaçırabildiğini, karşılıklı hatalarla, savaşlara neden olacak kısır döngüler yarattığını” gösteriyor.

Stratejik yayılma
Klasik jeopolitiğin, küresel egemenlik kurma açısından, en önemli bölge olarak saptadığı Avrasya coğrafyasında Çin devleti, hızlı tren yolları, otoyollar, limanlar, enerji santralları, petrol-gaz boru hatları gibi altyapı yatırımlarını finanse ederek, ülkesindeki egemen sermayenin ekonomik ve devletin stratejik gereksinimlerine uygun bir alan yaratmaya çalışıyor. Çin devleti, bu projeye bugüne kadar 400 milyar dolardan fazla kaynak yatırmış, 86 ülkeyle 100’den fazla ortak proje üzerinde anlaşmış.
Çin devleti de kapitalist emperyalizminin klasik yayılma aracını kullanıyor. Altyapı projelerini finanse eden kredilerle ülkeleri kısa sürede aşırı oranlarda borçlandırıyor. Ülke borçlarını ödemekte zorlanmaya başladığında, karşısına bir talepler listesi koyuyor, bu yolla çeşitli ülkelerde kimi stratejik tesislerin, üretime açılan kaynakların denetimini, kullanım haklarını ele geçirmeye başlıyor.
Benzer yollarla Ortadoğu’da yayılmaya hazırlanan Çin, İslamcı Uygur militanları Suriye’de imha etmek için Esad yönetimine askeri yardım yapmaya başlamıştı, şimdi de Çin sermayesi, Suriye’nin yeniden inşa sürecini finanse etmeye, İran, Irak ve Suriye’yi Tek yol tek kuşak” projesiyle kendi nüfuz alanına bağlamaya hazırlanıyor.
Afrika ülkelerine verdiği krediler, 2017’de birikimli olarak 110 milyar dolara ulaşan Çin, zengin mineral, doğal kaynaklara, dünyanın henüz işlenmeyen verimli topraklarının yüzde 60’ına sahip kıtada da benzer bir strateji izliyor. Gelecek 10 yıl içinde 19 Afrika ülkesinin ekonomilerinin büyüme hızının ortalama yüzde 5’e, toplam tüketim gücünün de 2020 yılında 14 trilyon dolara ulaşacak olması bölgenin önemini daha da artırıyor.

ABD’nin sınırları
Trump denizaşırı savaşlardan, bölgelerden asker çekerek tasarruf yapmaya çalışırken, Ulusal Güvenlik Danışmanı Bolton 13 Aralık’ta Afrika’ya yönelik bir “Yeni strateji” açıkladı. Bolton, Afrika stratejisini açıklarken Çin’i yeni sömürgecilikle suçladı, Çin’in Afrika’da uyguladığı borçlandırma ve kendine bağlama taktiklerinin ABD’nin stratejik çıkarlarını tehdit ettiğini savundu.
ABD yönetimi, artık Afrika’yla daha yakından ilgilenecekmiş. Ancak Bolton, konuşmasının bir yerinde, ABD’nin Çin’in elindeki mali olanaklardan yoksun olduğunu da itiraf etti. Cato Enstitüsü’nden Doug Bandow da National Interest’te ABD’nin bir trilyon dolara ulaşmaya başlayan savunma harcamalarına, aynı hızla büyüyen bütçe açıklarına işaret ederek “ABD her yerde polislik yapamaz çünkü iflas etmiş durumdadır” diyordu.
ABD, Çin’in artan etkisini stratejik tehlike olarak görüyorsa, bu tehlikeyi savuşturacak kredileri, yardımları dağıtacak mali kaynaklardan (yumuşak güçten) yoksunsa, geriye rakipsiz askeri kaynakları ve Blackwater gibi özel savaş şirketleri (sert gücü) kalmıyor mu? Trump, denizaşırı alanlardan asker çekmekten söz ederken, Blackwater’ın ABD’nin ünlü silah dergisi Recoil’in son sayısındaki tam sayfa “Biz geliyoruz” ilanı da buna işaret etmiyor mu?AKP Türkiye’si de bu sırada, kendi bölgesinde, Kürt saorununa bir türlü bir çözüm üretemediğinden, yine büyük güçler arasında sıkışmaya başlamıyor mu?
Anlaşılan, 2019 da huzur ve barıştan yoksun, tedirgin bir yıl olacak.  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Yine o iki ülke 15 Ağustos 2022