Ölen Zonguldak

08 Aralık 2014 Pazartesi

Çok değil, bundan yalnızca 10-20 yıl önce on binlerce emekçi için iş olanağı, onların çocukları için de gelecek anlamına gelen Zonguldak, maden ocaklarının özelleştirilmesiydi, kapatılmasıydı, sermayeye devredilmesiydi derken çöküyor, yok oluyor. Deyim yerindeyse giderek hayalet kente dönüyor. 
Zonguldak’ın bu yürek yangısını, partinin geleneğinden gelen ender CHP milletvekillerinden Ali İhsan Köktürk, TBMM’ye taşıdı. Bir Meclis araştırması istedi: 
“Türkiye Taşkömürü Kurumu’nda (TTK) AKP iktidara geldiğinde çalışan sayısı 15 bin 792 iken, geçen eylül ayı rakamları itibarıyla çalışan sayısı maalesef 9 bin 240’a düşmüştür. Aynı zamanda, istihdam azalmasına paralel olarak üretim de 2.2 milyon tondan 1.3 milyon tonlara gerilemiştir ve bugün kömürün başkenti Zonguldak limanlarına maalesef ithal kömür indirilmektedir. 
AKP’nin on iki yıllık iktidarı döneminde 11’i aşkın il müdürlüğü veya genel müdürlük kapanmış, il dışına taşınmıştır. ÇATES’in özelleştirilmesi, Ereğli ve Alaplı’da, ERDEMİR’de kriz gerekçesiyle ücretlerin geriye çekilmesi ve işçi sayısının azaltılması, tersaneler bölgesinde 7 bini aşkın işçinin işsiz kalması, Devrek’i ayakta tutan askerî taburun başka bir yere gönderilmesi, Zonguldak’ın var olan sorunlarını daha da içinden çıkılmaz hale getirmiştir. 
Zonguldak’ta, 25 bin 825 esnaf 2002-2011 yılları arasında kepenk kapatmıştır. Her 100 esnaftan 69’unun Sosyal Güvenlik Kurumu’na borcu bulunmaktadır. Zonguldak, istihdamın başkentiyken, AKP döneminde ilk kez emekli sayısı, çalışan sayısının önüne geçmiştir. Bugün ilde 126 bin çalışan, 149 bin emekli vardır.” 
Köktürk’ün Zonguldak’ın sorunlarının araştırılması istemi ne mi oldu? 
Ne olacak... AKP’lilerin oylarıyla reddedildi.

Çocukların Yeni Hayat Tarzı!
Sıfatı Cumhurbaşkanı olan kişi, “anayasal düzeni silah yoluyla değiştirmeye kalkışmak” suçundan hüküm giymiş, cezaevinde yatmış İslami Büyük Doğu Akıncılar Cephesi’nin (İBDA-C) başı ile oturup görüşme yapıyor.
Sonra da gidip Milli Eğitim Şûrası’nda “Anaokulundan başlayarak öğrencilere yeni bir hayat tarzı sunacakları”nı söylüyor.
Dahası, “İki yüz yıldır eğitimin formatlama aracına dönüştüğü bir sistem” ile birey yetiştirildiğine değiniyor. Sanki, iki yüz yıl önce bu topraklarda bırakın eğitimi; matbaa, kitap varmış gibi!
Küçücük çocuklara belletmek istedikleri “hayat tarzı” belli.
Federatif bir İslam devleti kurulmasını öngören “Büyük Doğu”nun kurucusu ve bugün Türkiye’yi yöneten kadronun “sembol ismi” Necip Fazıl Kısakürek’in, Atatürk’ün “Gençliğe Hitabesi”ne karşılık, 1975’te MTTB’nin düzenlediği Milli Gençlik Gecesi’nde okuduğu metindeki hedeftir o:
“Devlet ve milletinin 7 asırlık hayatında dört devre... Birincisi iki buçuk asır... Aşk, vecd, fetih ve hâkimiyet... İkincisi üç asır... Kaba softa ve ham yobaz elinde sefalet ve hezimet... Üçüncüsü bir asır... Allah’ın, Kur’ân’ında ‘belhüm adal-hayvandan aşağı’ dediği cüce taklitçilere ve batı dünyasına esaret... Ya dördüncüsü? .... Son yarım asır!.. İşgâl ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle, madde plânında kurtarıldıktan sonra ruh plânında ebedî helâke mahkûmiyet... İşte tarihinde böyle dört devre bulunduğunu gören... Bunları, yükseltici aşk, süründürücü satıhçılık, çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi... Beşinci devrenin kapısı önünde nur infilâkı yeni bir şafak fışkırışını gözleyen bir gençlik...
Gökleri çökertecek ve son moda kurbağa diliyle bütün ‘dikey’leri ‘yatay’ hale getirecek bir çığlık kopararak ‘mukaddes emaneti ne yaptınız?’ diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik...
Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, kalbinin dâvacısı bir gençlik...
Halka değil, Hakka inanan; meclisinin duvarında ‘Hakimiyet Hakkındır’ düsturuna hasret çeken, gerçek adâleti bu inanışta bulan ve halis hürriyeti Hakka kölelikte bilen bir gençlik...”

Robinson  
Uygun görülen “büyük ödül”ünü alan Alev Alatlı, bugün yaşasa Daniel Defoe’nin Recep Tayyip Erdoğan’ı ayakta alkışlayacağını söyledi.
Doğrudur.
Sarayda yaşayan Robinson Crusoe, beydir, efendidir, “sahip”tir.
Bizlere gelince: Hepimiz Cuma’yız!

Can Feda  
Araştırmacı-yazar Mehmet Saydur, “paralı askerlik” denen eşitsizliğin 1910’da Osmanlı Meclisi Mebusan’ında da görüşüldüğünü anımsatıyor.
Tutanaklara göre, Kastamonulu İsmail Mahir Efendi, paralı askerliğe özetle şu gerekçeyle karşı çıkmış:
“Fukara, kanıyla uğraşacak; öte taraftaki rahat edecektir. Bu kesinlikle olmaz. Olabilir ki ihtiyatlar silah altına alınır, savaşa gider, üç yıl savaş sürer, öte yandaki 30 lira verecek, rahat rahat işiyle ilgilenecek, beri tarafta, gidenin ocağı sönme olasılığıyla karşı karşıya kalacak. 30 lirayı veren gitmez, veremeyen gider, diğer yurttaşlarıyla yurt yolunda canını feda ederler.” 


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Fısıltı Çalıştayı! 18 Eylül 2021
Efsuncular... 4 Eylül 2021